Ne kadar cok sey bilirsek, o kadar kolay affederiz.Kim derinden hissederse, yasayan herkesin adina hisseder. Aslinda hepimizin istedigi sevilmektir
<
  • Anasayfa
  • Profilim
  • Arşiv

Son Yazılarım

  • Elif Allah, Nur Muhammed tez selamet.
  • Ölüm Rahmet ve Nimettir
  • Madem Cenâb-ı Hak Hiçbir Şeye Muhtaç Değildir, O Hâlde Kâinatı Niçin Yaratmıştır?
  • Dua Etmeye Dair
  • Derman Aradım Derdime..Derdim Bana Derman İmiş..
  • Sevgiliyle buluşma vakti:Namaz...
  • Güzeli seven Güzel! Sana feda edeceğim güzellikler ver!..
  • Yâ Rabbi!
  • Ey Allah’ım!
  • İnsan yağmur gibi olmalı

Kategorilerim

  • ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI
  • Makaleler :::
  • anlamlisozler
  • ASK VE SEVGI UZERINE HIKAYELER
  • Aura ve Enerji Alanı
  • DENEMELER BANA OZEL
  • DUA'LAR
  • Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ansiklopedisi...(Sabır)
  • GELİŞTİREN VE SPIRITUEL YAZILAR
  • Hz Mevlana dan
  • ICE DONUK KONUSMANIN GUCU
  • KaRDeLeN ŞiiRLeRi
  • resimli siirler
  • RÜYALARIN YOLU
  • saglik
  • SEVDİGİM RESİMLER
  • siirler
  • İSLAMDA GENEL KONULAR

Arkadaşlarım

  • dizix
  • urgupaksalur50
  • videocuk
  • Agarta1
  • pulcinella
  • fenomen
  • gulcanella
  • songuldemirbag
  • kraltvmp3
  • romankitapozetleri
  • karlitorosdaglari
  • marininsanalevi
  • zhayat
  • vetekrar
  • efsunlu98
  • cizgifilmoyunlari
  • hircinyesilbirkuzum
  • bilgisayartr
  • barbibarbieoyunlari
  • sakliduzen
  • sihirlimasalci
  • altinfare

Bağlantılarım

  • http://kardelexn.blogspot.com/
  • http://xkardelenx.tr.gg/
  • http://www.sahibinden.com/cengelkoy_nato_yolunda_satilik_bogaz_manzarali_bina-83WQQaXQQ12143613WQQpXQQdisplayitem
  • http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/i1.htm
  • http://www.necatiaksu.net/dosya/marifetname.htm
  • http://www.ruhunyolculugu.com/
  • ruhsalplatform.com
  • http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/sifat/index.htm
  • http://www.hakanyilmazcebi.com/?sayfa=oku&id=76
  • http://www.mpltv.de/mpltv.php?action=arsiv&islem=izle&id=2024
  • http://www.dailymotion.com/relevance/search/engin+noyan/video/x6wnl6_esmaulhusna-engin-noyan_music
  • http://www.dailymotion.com/relevance/search/engin+noyan/video/x5kz8w_esma-99-dua-engin-noyan_people
  • http://www.dailymotion.com/video/xae3ot_esmaul-husnamunib-engin-noyan_music
  • http://www.dailymotion.com/related/x3l6y1/video/x4n2ui_99-names-of-allah-esmaul-husna_people
  • http://www.izlesene.com/video/facebookcded5bd/894246/&ref=facebook_title
  • http://www.dailymotion.com/video/xapy0y_engin-noyan-esmaul-husna-1_music

Elif Allah, Nur Muhammed tez selamet.

7/11/2009 · Kategori: DUA'LAR

Lailahe illallah Cuma’nın sebebiyle, Muhammedün Resullullah gerek yüzün gölgesiyle dünya ve ahiret muradımı ver. 

Melekler duasıyla, Ya vedüdüm, entel maksudum, Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, cennet kapılarını aç, benim günahımdan geç. 

Benim günahım varsada senin gibi halikim var. Muhammed Aleyhisselam dostum var. 

İlahi kabre vardığım gece lütfeyle, yalnız kaldığım gece bilmediğimi bildir. Kabrimi nur ile doldur. Kevser şarabına daldır, ulu cemalini göster. 

Gece gündüz yalvarırım sana dünya ve ahiret muradımı ver bana.

Rabbim Allah, fikrim zikrullah, kalbimin nuru Resullullah, evvelim Allah, ahirim Allah, La ilahe illallah Muhammedün Resullullah.

Cuma gibi günümüz var. İslam gibi dinimiz var. Muhammed gibi şahımız var. Allah dedim, dostum dedim, 99 ismine mühür vurdum, üstüne. 

Sırrım sübhanım Allah, derdim dermanım Allah, gafil kuluna gam düşmüş, yetiş imdadımıza ya Muhammed. 

Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, ya Allah, ya Muhammed umarız senden şefaat.

Lailahe illallahtır özüm, Muhammed Mustafadır sözüm, ihlas-ı şerif ile yıkadım yüzüm. Ayetele kürsü için sen kabul eyle sözüm.

Bugün Cuma günüdür. Dinim İslam dinidir. Dinimin İslam dini olduğuna, yetmiş binin nısfına, mühürledim üstüne.

Lailahe illallah üç muradım var, biri cennet, bir ırmak diyarını görmek. Aç cemalini göster diyarını. 

Ya Resullullah! Aman yarabbi ya rabbena her halimiz malumdur sana, gece gündüz yalvarırım sana. Her zaman sana muhtacım, cemalini göster bana. 

Cennetine davet et Allahım kabrimizde rahatlık, sıratta selamet, tatlı canımız sana emanet, son nefesimizde selametler ihsan eyle.

Kabir suallerimiz ahsan eyle, cennetinle cemalini cümleyle beraber bana da nasip eyle. 

Lailahe illallah selalar duası için, Muhammedün Resullullah arşı ala gölgesi için hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara edalar ihsan eyle Ya Rabbim.

Elif Allah, Nur Muhammed tez selamet. 

Ya Celil, etme zelil, gönder delil. İlahi Yarabbi hacetimi rahmet deryasını ulaştır, duaya açılan elleri icabete eriştir. 

Allahım senden başka kimsemiz yoktur. Lailahe illallah arşı alaya Muhammedün Resullullah şükür Mevlaya. 

Yarabbi yarabbena her halim malumdur sana, cenneti alada cemalini göster bana.

Lailahe illallah günahlarımız af eyle, Muhammedün Resullullah makamımı nur eyle. 

İlahi Yarabbi son nefesimde kendime malik olmadığım zaman bu duamı sana emanet ederim. 

Selatü selaya yolladım Mevlaya, sen cümlemizin muradını ver gelecek Cuma’ya.

Lailahe illallah ve cellehü edası ile, Rabbim muradımızı ver melekler duası ile.

Lailahe illallah kalbimizi karartma, rızkımızı azaltma, kabrimizi, daraltma, senden başka kapı aratma, muhannete muhtaç etme.

Lailahe illallah imanla sabır, Muhammedün Resullullah azapsız kabir. 

Allahım beni af eyle, her derdimi def eyle, rızkımızı bol eyle, kabrimizi nur eyle, sual meleklerinin cevabını muktedir eyle.

Evvelim Allah, ahirim Allah, kalbimde beytullah Lailahe illallah Muhammedün Resullullah. “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” diyerek çene kapatmak nasip eyle Yarabbi.

Allahım şeytanın şerrinden, kabirdeki yılanlardan, çıyanlardan, ölümün dehşetinden, kabirin azabından, sıratın zulmetinden muhafaza eyle Allahım.

Ölümün hayırlısını, üç ayların birisini, Yasinin yarısını okurken ölmeyi nasip eyle Yarabbi.

Amin.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Ölüm Rahmet ve Nimettir

28/10/2009 · Kategori: İSLAMDA GENEL KONULAR

Bediüzzaman, devasız bir dert, dermansız bir yara zannedilen ölüm, fena ve zevalin ab-ı hayat gibi tesirli bir ilacı, imanın altı rüknünde gizlendiğini değişik reca kapılarının anahtarlarını elimize vererek içeriye buyur etmektedir. Herbir iman hakikatinde kuvvetli bir reca ve parlak bir teselli nurunun varolduğunu, mü'min olan her yaştaki insanlara göstermektedir.

İmanın altı esasının birincilerinden Allah'a iman hakikatinin içinde, ilahi rahmetin keşfedilmesi, ölümü büyük bir nimet haline getirmektedir. Çünkü, varlıkların acizlik ve fakirliğinin derecesi oranında rahmetinin hediyelerini gönderen, bütün yavruları en temiz, besleyici gıda olan süt gibi rızıklarla besleyen ve Kur'an-ı Kerim'de yüz on dört yerde kendini "er-Rahmanü'r-Rahim" sıfatlarıyla takdim eden bir Zatın huzuruna açılan bir kapı olmaktadır.

"Bir ân-ı seyyale vücud-u münevver, milyon sene bir vücud-u ebtere müreccahtır." sırrıyla, Allah'a iman ederek bir an yaşamak, Onu tanımaksızın milyon sene yaşamaktan daha iyidir.23 Çünkü, vahdet sırrıyla Cenab-ı Hakk’ın esma-i Hüsnasına bağlanan her varlık diğer varlıklarla da bağ kurmuş olur. Cenab-ı Hakk’ın esması baki olduğu müddetçe bütün varlıklar dahi beka bulabileceklerdir. Bu noktadan sonsuz bir vücud nuru kazanılır ve her türlü ayrılıklardan ebediyen uzak kalınır. Eğer, iman-ı billah olmazsa, ölüm ile varlıklar arasındaki bağlar kopar ve sonsuz sayıda ayrılıkların, yoklukların ağır yükleriyle karşı karşıya kalınır. İşte, ölüm varlıkların fani olduklarını göstermesiyle, Baki-i Hakiki olan Allah'ı aratmasıyla ve bütün yaratılanların Onun varlığıyla sonsuz bir varlık kazandıklarını göstermesiyle, büyük bir nimettir ve rahmettir.

Hüda davet eder elhamdülillah

Bu can dosta gider elhamdülillah

Hakikat şehrine çün rihlet oldu

Gönül durmaz uyar elhamdülillah24

Yeryüzündeki bütün güzellikler ve mükemmel eserleriyle kendi manevi cemal ve kemalini göstermek isteyen Cenab-ı Hakk’ı, görmeye ve teveccühünü kazanmaya iştiyaklı olmak, insanın yaratılışının en önemli gayelerinden biridir. Öyle bir güzellik ki, bir saat müşahedesi Cennetin bin senelik lezzetlerini unutturacak derecede cazibedar. Ölüme bu pencereden bakınca merak uyandırıcı, şevk verici ve ısrarla talep edilmeye layık bir nimet olarak görmemek mümkün değil.

Bir başka reca kapısında,25 peygamberlere imanın ölümü sevdiren yönlerinden bahsedilmektedir. İnsan bir yolcudur ve her konakta belirli bir süre bekledikten sonra, arzusu sorulmaksızın uğraması gereken diğer memleketlere sevk edilmektedir. Ölüm de berzah memleketine kış ayında yapılan gece yolculuğu gibidir. Gelinen memlekette ise, öyle nurani dostlar, güneş gibi aydınlatıp ısıtan ahbaplar vardır ki, yolculuğun bütün sıkıntılarını hiçe indirirler. Başta Resul-i Ekrem (a.s.m.) olmak üzere bütün peygamberlerin, asfiya ve evliyaların toplandığı berzah ülkesine seyahat, bütün hakiki dostlara kavuşmaktan başka bir şey değildir.

Geldim cihane garib, oldum güle andelib / Herdem ciğerler delip, çağırırım dost dost / Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp / Şevk ile daim uçup, çağırırım dost dost26

 

Ölüme karşı teselli veren, ümitlendiren bir başka iman esası, başta Kur'an-ı Hakim olmak üzere, kitaplara inanmaktır. Bu dünyayı, daha doğrusu kainatı bilerek sanatla yapan, iradesiyle düzenleyen ve süsleyen Cenab-ı Hak, ilim sahibi Alîm'dir. Yapanın bilmesi, bilenin de konuşması prensibince, elbette Cenab-ı Hak da, konuşmasını bilen, kabil-i hitap ve mükemmel insanlarla konuşacaktır. İşte, insanlarla olan münasebetini ve onlardan beklediği arzularını gösteren kitaplar, Kur'an-ı Kerim gibi semavi fermanlardır. Kur'an, hem hayat ile ölümün hakikatlerinden ayrıntılı bir şekilde bahsetmekte, hem de ölümden sonraki hayat için nihayetsiz bir sermaye kazandırmaktadır. Kur'an'ın her bir harfinin en az on sevabı vardır ve bu miktar Kadir gecesinde otuz bine kadar çıkmaktadır. Bir de onun kazandırdığı mana-i harfi nazarıyla kainata bakılacak olursa, her bir varlık birer ayet ve harf olup insanın dünyasına sonsuz sevap nurlarının yağmasına sebep olacaktır. İşte, ahiret sevabı, Cennet meyveleri ve kabir alemini aydınlatması gibi birçok yönlerden, hiçbir kitap Kur'an ile rekabet edecek makamda değildir.

Kur'an-ı Kerim'de anlatılan kıssaların sonlarındaki ayrılıklar, kıssadan alınan hayali lezzeti acılaştırıyor. Kıssalar içinde "Ahsenü'l-kasas" ünvanını almış Hz. Yusuf'un (a.s) kıssası ise, onun ölüm haberiyle bitmesi, insanı çok daha fazla duygulandırıyor. Fakat, Kur'an'ın Hz. Yusuf'un (a.s.) vefatını bildirmesinde, bütün insanlar için çok önemli bir müjde ve saadeti göstererek manen diyor ki:

"Demek, o dünyevi lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet, kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yusuf Aleyhisselam gibi hakikatbin bir zat, o gayet lezzetli bir dünyevi vaziyet içinde, gayet acı olan mevti istedi; ta öteki saadete mazhar olsun. Siz de hakiki saadet ve lezzet diyarı olan kabrin arkası için çalışınız."27

İmanın diğer bir rüknü olan ahirete iman, diğer erkanın verdiği teselli nurunu daha da aydınlatan kırılmaz ve kapatılamaz bir reca kapısını ardına kadar açmaktadır. Sonsuz bir gençliği, ebedi bir saadeti, tükenmeyen bir serveti, elemsiz lezzeti, ayrılık acısını bir daha tatmaksızın ivazsız şefkati, muhabbeti ve uhuvveti doyumsuzcasına yaşamaya gitmek olan burak-ı mevt ile yolculuk, huzur verici bir halettir.

Meleklere imanın, ölümün dehşetli yarasını nasıl tedavi ettiğini, Meyvenin On Birinci Meselesi'nde çok çarpıcı yönleriyle görüyoruz. Azrail'i (a.s.) bilmek, artık bize korkunç gelmiyor. Çünkü, biliyoruz ki O (a.s.), sahip olduğumuz en kıymetli malımızı, ruhumuzu fenadan, başıboşluktan muhafaza eden güvenilir bir emanetçidir. İnsanın omuzlarında durup iyiliklerini ve kötülüklerini yazmakla vazifeli melekler olan Kiramen Katibinin varlığı da bize ümit veriyor. Çünkü, insan kıymetli sözlerini ve hallerini yazı, şiir, fotoğraf ve video kamera ile kalıcı yapmak istiyor. Cennetin son derece mükemmel sinemalarında gösterilecek ve sahiplerine sonsuz mükafat, şöhret kazandıracak fiillerin Kiramen Katibin tarafından her an kaydedilmesi ne kadar sevinç vericidir. Ölümün diğer boyutu olan daracık kabir hayatının yalnızlığı, kimsesizliği, karanlığı ve soğukluğu içinde iken, Münker ve Nekir taifesinden iki arkadaşın çıkıp geleceklerine inanmak, daha başka bir huzur kaynağı olmaktadır.

İmanın en son sınırlarını teşkil eden altıncı esası, kazaya, kadere, hayır ve şerri Allah'ın yaratmış olduğuna inanmaktır. Kadere iman sayesinde ademe, fenaya gidip yok oldu zannedilen bütün varlıklar bir anda hayat kazanırlar. Çünkü, geçmiş ve gelecek zamanda, yaratılmış ya da yaratılacak olan her şeyin kaderi levhalarda, ilmi birer varlıklarının olduğu anlaşılmaktadır. Varlık ve canlılık yalnızca maddi aleme ve şimdiki zamana münhasır değildir. Belki, her bir alem kabiliyetine göre hayat hakikatinden nasiplerini almışlardır.28 Hayata bu pencereden bakan bir mü'min için ölüm, başka bir hayat mertebesine terakki etmek olarak algılanacaktır.



Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Madem Cenâb-ı Hak Hiçbir Şeye Muhtaç Değildir, O Hâlde Kâinatı Niçin Yaratmıştır?

27/10/2009 · Kategori: İSLAMDA GENEL KONULAR

Allah'ı bilmek ve gerçeği bulmak maksadiyle, samimî düşünülse, bu alemleri yaratan Zatın mahlûkatına hiçbir cihetle muhtaç olmadığı kolayca anlaşılır. Böyle asılsız ve vehmî sorular, Allah’ı, Kur'ân-ı Kerîm'in tarif ettiği gibi bilememekten, sathî bakmaktan ve yanlış bir kıyas ile O Vâcibü'l-Vücûd'un zâtını ve sıfatlarını, mahlûkatınki ile karıştırmaktan kaynaklanmaktadır. Biz bu soruya önce bir misâlin ışığında kısaca cevap verecek, daha sonra açıklamaya geçeceğiz.

Güneşin aynalarda tecellisinde, onları ışıklandırmasında, ışığıyla onları feyizlendirmesinde, ne zâtı için, ne de sıfatları hükmündeki ısısı, ışığı, renkleri için bir ihtiyaç düşünülemez. Yani, güneş aynalarda tecelli etse de, etmese de kemâli, güzelliği zâtında ne ise odur. Âynalar olmasa onun kemâlinde bir noksanlık olmayacağı, gibi, âynaların olması da, onun cemâl ve kemâlini artırmaz.

Güneşin ısı ve ışığını tecelli ettirmesindeki bütün fayda ve menfaat ancak aynalara aittir. Onlar karanlıktan kurtulup, nura kavuşmakta güneşe muhtaçtırlar. Yoksa güneş için onların karanlıkta kalmalarıyla, aydınlanmaları arasında bir fark yoktur. Yani, onların karanlıkta kalması, güneşin kemâli için bir noksanlık olmadığı gibi, aydınlanmaları da onun kemâline bir fazlalık getirmez. 

Aynalar akıl ve şuur sahibi olsalar, onlar güneşi tanımakla, sevmekle ve onu sena etmekle güneşin kemâline ne katabilirler; onun hangi ihtiyacını görebilirler? Yahut güneşe isyan ile onun şânına ne noksanlık getirebilirler. Meselâ, güneşin bitkilere ve hayvanlara ışık vermesinde kendisinin ne menfaati olabilir? Vermemesinde onun için ne noksanlık düşünülebilir? Elbette zarar da, menfaat de onlara aittir.

Ganiyy-i Mutlak olan Cenâb-ı Hakk'ın da bu kâinatı ve içindeki varlıkları yaratması, hâşâ, ihtiyacından değildir. Bunları yaratmakla O'nun zât ve sıfatlarının kemâlinde bir fazlalaşma olduğu düşünülemez; yaratmasaydı da sonsuz kemâlinde hiçbir noksanlık olmazdı. Evet, mahlûkatın yaratılması ile ortaya çıkan bütün kemâller, cemâller, fayda ve güzellikler o mahluklara aittir. Meselâ, hadsiz yıldızlarla yaldızlanmış şu gök kubbenin üzerimize çatılmasında ve yeryüzünün rengârenk çiçeklerle bezetilip ayağımızın altına serilmesindeki bütün faydalar bizlere aittir.

Hak Teâlâ, ne mevcudatın yokluktan varlığa çıkmalarına, ne meleklerin medh ü senasına, ne de insanların ibâdet ve itaatlerine muhtaç değildir. Bunlar olsun veya olmasın. O, zâtında hamd ü senaya lâyık, eşi, misâli, dengi olmayan bir Mâbud-u Mutlak'tır.

Şimdi cevabımızın tafsilâtına geçelim:
Hemen ifade edelim ki, sorunun başında Cenâb-ı Hakk'm hiçbir şeye muhtaç olmadığı kabul edilirken, daha sonra "O halde kâinatı niçin yarattı?" denilmekle Allah’a bir ihtiyaç izafe edilmektedir. Bu sebeple biz önce Cenâb-ı Hakk'ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp, herşeyden müstağni olduğunu izah edecek, daha sonra bu kâinatın yaratılış hikmetleri üzerinde kısaca duracağız.
Allah, hem zâtı, hem de sıfatları ile herşeyden müstağnidir; hiçbir şeye muhtaç değildir. Mahlûkatı yaratmasıyla O'nun azamet ve kibriyâsında bir fazlalık olmamıştır; yaratmasaydı da izzet ve kemâlinde hiçbir noksanlık olmazdı.

"Şüphesiz ki Allah âlemlerden müstağnidir." (Âl-i İmrân: 97) ayetinin bildirdiği gibi, Cenâb-ı Hak âlemlerin hiçbir şeyine muhtaç değildir. Zâtındaki sonsuz kemâlinin, izzet ve azametinin daha üstünde bir derece, bir mertebe yoktur ki âlemleri yaratmakla -hâşâ- kemâlini artırarak o dereceye varmış olsun. 

Ezelde mutlak varlık da mutlak kemâl de O'na mahsustur. Madem ezelde O'nun kemâli sonsuzdur, ebedde de sonsuz olacaktır. Ezelî ve mutlak kemâlin ne noksanlaşması, ne de artış göstermesi düşünülemez. Cenab-ı Hakk’ın, Kendi yarattığı ve yaratacağı mahlûklarından kemâl alması ve onlara muhtaç olması elbette muhaldir; mevcudatı yaratmaktan da, yaratmamaktan da müstağnidir. Yaratılan her mevcud kemâlini O'ndan almaktadır. Mahlûkatın kemâli O'nun zâtının kemâline nisbeten zayıf bir gölgedir. 

Bediüzzaman Hazretleri'nin buyurduğu gibi, "Sâni'-i Zülcelâl ve Fâtır-ı Zülcemâl ve Hâlik-ı Zülkemâl'in bütün kemâlâtı hakikiyedir, zâtiyedir. Gayr ve masiva O'na tesir etmez. Yalnız mezahir olabilirler." 

Evet, bütün âlemler O'nun icadıyla var olduğu gibi, bütün ihtiyaçlarını da O'nun tükenmez hazinelerinden tedarik etmektedirler ve bütün kemâlâtlarını O'nun mukaddes ve ezelî kemâlinden almaktadırlar.

Bu soruyu soranlar şu hakikatten de gafildirler:
"Allahü Teâlâ'nın kudsî mâhiyeti, mümkinatın mahiyeti cinsinden değildir." 
Cenâb-ı Hakk'ın varlığı vâcibdir ve zatîdir, yokluğu muhaldir. Mahlûkatın vücudu ise mümkindir, olup olmaması olasılık dahilindedir; O’nun icadiyle yokluktan kurtulup varlık âlemine kavuşmuşlardır. Öyle ise, tam istiğna, ancak Allah'a mahsustur, ihtiyaç ise mahlûkların tarafındadır.

Bu hakikat Risâle-i Nur'da beliğ ve veciz bir üslûb ile beyan edilmiştir.
"...O'nun vücudu; zatîdir, ezelîdir, ebedîdir, ademi mümtenidir, zevali muhaldir ve tabakat-ı vücudun en rasihi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir. Sair tabakat-ı vücud, O'nun vücuduna nisbeten gayet zaif bir gölge hükmündedir. Ve o derece Vücûd-u Vâcib, rasih ve hakikatli ve Vücud-u Mümkinat o derece hafif ve zaiftir ki, Muhyiddin-i Arabî gibi çok ehl-i tahkik sair tabakat-ı vücudu, evham ve hayal derecesine indirmişler; "lâ mevcûde illâ hu" demişler. Yâni: Vücûd-u Vacibe nisbeten başka şeylere vücud denmemeli; onlar vücud unvanına lâyık değillerdir diye hükmetmiştir." 

Allah’ın zâtı gibi, sıfatları da herşeyden müstağnidir ve her türlü ihtiyaçtan münezzehtir. Zira O’nun bütün sıfatları zatîdir, sonsuz kemâldedir, mutlaktır. Mahlûkatı yaratmakla bu sıfatlarının kemâlinde bir artma düşünülemeyeceği gibi, yaratmamakla da bir noksanlık tevehhüm edilemez.
Allahü Teâlâ'nın sıfatlarından biri hayattır. O Zât-ı Akdes'in kudsî hayatı daimîdir, ezelî ve ebedîdir. Ezelde hayatı ne ise, şimdi de, ebedde de odur. Bütün hayat tabakaları O'nun kudsî hayatının cilvesi ile ortaya çıkar. Elbette o Hayy-ı Kayyûmun kendi yarattığı ve bütün ihtiyaçlarını gördüğü, kemâle erdirdiği hayat sahiplerine muhtaç olması hiçbir cihetle düşünülemez.
Allah’ın diğer sıfatı da ilimdir. O Alîm-i Külli Şey'in ilmi sonsuzdur, mutlaktır. Kâinatı yaratmakla olgunlaşmış değildir. O Hâkim-i Zülcelâl'in ilmi ezelde ne ise ebedde de odur. Bu âlemdeki bütün plân ve programlar, hikmet ve faydalar, hayır ve bereketler hep o ezelî ilmin tecellileridir. O ezelî ilmin, bu tezahürlere muhtaç olması elbette düşünülemez.

Cenâb-ı Allah'ın sıfatlarından biri de Kudrettir. O Kadir-i Külli Şey'in kudreti sonsuz kemâldedir. Her şey varlığında, devam ve bekasında o ezelî kudrete muhtaçtır. Mahlûkatın yaratılması veya yaratılmaması, O'nun mutlak kudretinde hiçbir değişiklik meydana getirmez. Yaratılan bütün varlıklar, O'nun kudretine mahkûm ve muhtaç, O ise her şeye hâkim ve her şeye kadirdir. 
İrâde, Sem’, Basar gibi diğer sıfatlar da bunlara kıyas edilebilir ve Cenâb-ı Hakk'ın sıfatları itibariyle de her türlü ihtiyaçtan münezzeh olduğu açıkça anlaşılır. 

Bu noktaya kadarki açıklamalarımızda her şeyin Cenâb-ı Hakk'a muhtaç olduğunu ve O’nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını bir derece açıkladık.
Şimdi de "O halde bu kâinatı niçin yarattı?" sorusuna cevap verelim:
Kâinatın yaratılışındaki hikmetler, esrarlar sonsuzdur. Öncelikle şunu belirtelim ki:
Cenâb-ı Hak herşeyden müstağnidir; kâinatın varlığı ile yokluğu o’nun için eşittir, müsavidir. Lâkin mahlûkat için, adem ile vücud yani yoklukta kalmakla var olmak bir değildir. Yâni mümkinatın varlık âlemine çıkması, yoklukta kalmalarından kendileri için sonsuz derecede daha hayırlıdır. Zira yokluk sırf şerdir; varlık ise sırf hayırdır, şereftir, kemâldir. O halde mahlûkatın yaratılmasındaki bütün hayırlar, faydalar, menfaatler onlara aittir. Allahü Teâlâ mahlûkata bakan bu maslahat ve faydalar için onları yoklukta bırakmamış, lütuf ve keremi ile varlık sahasına çıkarmıştır. Yani, onlar için şer olan yokluğu değil, hayır olan vücudu, varlığı irâde etmiştir.

Kâinatın yaratılış hikmetlerine gelince, bunlar iki cihette düşünülür:
Birincisi; Cenâb-ı Hakk'a, ikincisi ise hayat sahiplerine, özellikle şuur ve akıl sahiplerine bakar.

Birinci Hikmet: 
Bu kâinatın yaratılmasındaki en önemli hikmet, Allahü Teâlâ'nın kendi manevî cemâl ve kemâlini, yâni kudretinin harikalarını, zenginliğinin genişliğini, ihsanının meyvelerini, şefkat ve merhametinin tecellilerini kainattaki varlık âynalarında bizzat görmek istemesidir.

Evet... "Nihayet kemâlde bir Cemâl ve nihayet cemâlde bir Kemâl, elbette kendini görmek ve göstermek, teşhir etmek istemesi en esaslı bir kaidedir." hakikatince Cenab-ı Hak sonsuz cemâl ve kemâlini mevcudat âynalarında bizzat seyretmek, sonsuz sıfatlarını ve Esmâ-i Hüsnâ'sını tecelli ettirmek istemiş ve bu âlemi yaratmayı irâde etmiştir.

Cenâb-ı Hakk'ın sıfatları tecelli etsin veya etmesin, nihayet kemâldedirler. Ancak Esmâ-i Hüsnâ'sının kemâli mevcudatın yaratılması ile kendini gösterir.
Evet, madem Cenâb-ı Hak sonsuz bir kudret sahibidir, bu kudret-i Ezeliyesi tezahür için böyle muhteşem, muazzam bir alem ister. Hem madem O Zât-ı Zülcelâl'in sonsuz ilmi vardır. Bu ilim, her harfinde, satırında, sayfasında binler hikmet ve maslahatlar bulunan bu kâinat kitabının telifini iktiza eder. Bütün İlâhî sıfatlar bu kâinatın yaratılmasını gerektirdiği gibi, bütün esmâ-i Hüsnâ da ayrı ayrı güzellikte, değişik mahiyette, farklı suretlerdeki şu mevcudatın yaratılmasını iktiza ederler. Meselâ, Hâlık ismi mahlûkatın yaratılmasını, Muhyi ismi canlıların icadını, Rezzâk ismi rızık vermeyi, Kerîm ismi, ikramı, Lâtif ismi lütuf etmeyi isterler.

Cenâb-ı Hak, sonsuz kemâldeki Zâtını, kudsî sıfatlarını ve Esmâ-i Hüsnâsını sevdiği gibi, o esmanın tezahürünü de yani varlıklar üzerinde tecelli etmesini de sever. Bu ise kâinatın yaratılmasını gerektirir. Cenâb-ı Hakk'ın kendi zât sıfat ve esmasını sevmesi hak olduğu gibi, o esmânm tezahürünü istemesi de haktır. Elbette kâinatı yaratmakla lûtfunu, keremini, ihsanını, ikramını onda göstermesi, kainatı yaratmamasından daha güzeldir. Meselâ, bir padişahın hazinelerinde bulunan çeşit çeşit cevherleri, türlü türlü nimetleri emri altındaki halkına ihsan etmesi, onları hazinesinde saklamasından daha hayırlıdır. Keza, bir âlimin ilim ve maharetinden başkalarını faydalandırması, hiçbir eser yazmamasından daha hayırlıdır. Aynen öyle de, Allahü Azîmüşşan'ın sonsuz hazinelerini ilim dâiresinden kudret dâiresine çıkarması, mahlûkatına ikram ve ihsanda bulunması, böylece cemâl ve kemâlini seyr ve temaşa ettirmesi, mahlûkatını yoklukta bırakmasından elbette daha hayırlıdır. 
İşte, Allahü Teâlâ Hazretleri bu kâinat sarayını ve onda misafir olan insan nev'ini ve bu nev'in en mükemmel fertleri olan evliya ve enbiyâyı, bilhassa risalet görevini en mükemmel surette yerine getiren Resûl-i Ekrem (asm.) Efendimizi bu hikmetlere binâen halketmiştir.

Bu hakikati Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle beyan buyurmaktadır:
"İşte Cenâb-ı Hakk'ın bütün kemâlâtı ve Esmâ-i Hüsnâ'sının bütün meratipleri ve bütün faziletleri, hakiki kemâlât olduklarından bizzat sevilir. "Mahbubetün lizatiha"dırlar. Mahbub-u Bilhak ve Habib-i Hakikî olan sıfat ve esmasının güzelliklerini kendine lâyık bir tarzda sever, muhabbet eder. Hem o kemâlâtın mazharları, âyineleri olan san'atını ve masnuatını ve mahlûkatının mehasinini sever, muhabbet eder. Enbiyâsını ve evliyasını, hususan Seyyid-ül Mürselîn ve Sultan-ül Evliya olan Habib-i Ekrem'ini sever. Yâni, kendi cemâlini sevmesiyle, o cemâlin âyinesi olan Habibini sever. Ve kendi esmasını sevmesiyle, o esmasının mazhar-ı camii ve zîşuuru olan o Habibini ve ihvanını sever. Ve san'atınıı sevmesiyle, o san'atın dellâl ve teşhircisi olan O Habibini ve emsalini sever. Ve masnuatını sevmesiyle, o masnuatına karşı: "Maşâallah, Bârekallah, ne kadar güzel yapılmışlar" diyen ve takdir eden ve istihsan eden O Habibini ve O'nun arkasında olanları sever. Ve mahlûkatının mehasinini sevmesiyle, o mehasin-i ahlâkın umumunu cami olan O Habib-i Ekrem'ini ve O'nun etba ve ihvanını sever, muhabbet eder." 
Şurası unutulmamalıdır ki, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbeti, memnuniyeti, şefkati, O'nun mukaddes zâtına ve ulûhiyyetinin şânına lâyıktır, mahlûkatın muhabbetine, sevgi ve şefkatine benzemekten münezzehtir.

İkinci Hikmet:
Kâinatın yaratılmasındaki hikmetlerin ikinci ciheti hayat sahiplerine, bilhassa akıl ve şuur sahiplerine bakar. Bu da iki noktada incelenebilir:

Birinci nokta; "Mahlûkatı halkettim ki onlar benden fayda görsünler, ben onlardan değil." hadîs-i kudsîsinin beyanı ile canlıların Cenâb-ı Hakk'ın inayet ve ikramına, lütuf ve keremine mazhar olmalarıdır. Bütün hayat sahiplerine bir kemâl, bir lezzet, bir feyz ihsan etmiş, onları hayatlarının devamı ve bu alemden faydalanmaları için çeşitli cihazatlar ile donatmışır. Onlara farklı ihtiyaçlar, arzu ve iştihalar vermiştir. Bunların tatmini için de zemin yüzünü çeşitli nimetlerle dolu bir sofra haline getirmiştir. Bu sofralardaki nimetlerle hem onlara lezzet vermiş, hem de devam ve bekalarını temin etmiştir. Bilhassa insan nev'ini akıl, hayal, hafıza gibi kıymetli âletlerle donatmış, bütün nimetlerini ona teveccüh ettirmiştir.

Allahü Azîmüşşân'ın yoktan yarattığı şu mahlûkatına muhtaç olması düşünülemez. Düşünülürse şu sorulara cevap verilmesi gerekir: Cenâb-ı Hak, mahlûkatın hangi kazancına, çalışmasına, fikrine muhtaçtır? Yâni, şu canlı varlıklar O Ganiyy-i Mutlak'ın hangi işini görmektedirler. Cenâb-ı Hak onların yemesine mi muhtaçtır, içmesine mi? Doğmasına mı muhtaçtır, ölmesine mi? Balıklar yüzmeleriyle, kuşlar uçmalarıyla, hayvanlar büyüyüp çoğalmalarıyla, insanlar ilmi keşifleri ve ilerlemeleri ile şu kâinatın hangi noksanını tamamlamakta, Cenab-ı Hakk’ın -hâşâ- hangi ihtiyacını görmektedirler? Halbuki bütün hayat sahipleri O'nun mülkünde yaşamakta, O'nun lûtfuna her an mazhar olmaktadırlar.
Bu âlemin yaratılışının hayat ve şuur sahiplerine bakan ikinci ciheti ise,
"Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyât: 56) ayetinin ders verdiği gibi, “şuur sahiplerinin Allah’ı bilmeleri, tanımaları ve O'na ibadet etmeleridir”. 

İnsanlar o Mabud-u Bilhakk'ı tesbih, tekbir, hamd ve şükür ile ubudiyet vazifelerini ifa edip, O'na yakınlık kazanır, ebedî saadete mazhar olurlar. Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmektedir:
"Kat'iyyen bil ki: Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi 'İman-ı Billâh'tır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı Billah içindeki 'Marifetullah'tır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki 'muhabbetullah'tır. Ve ruh-u beşer için en halis sürür ve kalb-i insan için en safi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyye'dir. Evet, bütün hakiki saadet ve halis sürür ve şirin nimet ve safi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahdadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakk'ı tanıyan ve seven nihayetsiz saadete, nimete, envara, esrara; ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır."

Bu ifadelerden de açıkça görüldüğü gibi hakiki saadet ve sürura ancak marifetullah ve muhabbetullah ile erişilir. Bunlarla Allah’a manen yakınlık peyda edilir. Bundan hâsıl olan şeref, saadet, kemâlât, menfaat ancak kullara aittir. Allahü Azîmüşşan'ın kullarının tesbihine, ta'zimine, ibadet ve itaatına muhtaç olmadığı açıktır.

Bütün varlıklar O'na ibadet etseler O'nun kemâli zerre kadar artmayacağı gibi, O'na isyan etseler O'nun izzet ve kemâlini zerre kadar noksanlık gelmez. 

Bu konuyu büyük tefsir alimi Elmalılı Hamdi Yazır'ın bir tefekkür ve ibret levhası olan aşağıdaki ifadeleri ile tamamlayalım:

"...Bilfarz O'nun kürre-i kamerinde insanlar olmadığı gibi, arzında da olmayabilir, bundan dolayı bâ-rigâh-ı azametinden ne eksilir?..
Güneşinden ziya ve hararet fışkırıyor, kamerinden mehtaplar aksettiriyor, hâk-i tireden mehlikalar yaratıyor, nesiminden sinelerinize inşirah veren nefesler dökülüyor, milyonlarca senelik mesafedeki yıldızlardan, şu çıktığınız ve nihayet gömüleceğiniz topraklara nurlar yağdırıyor, zerratında nice nice ihtizazlarla tesirler uyandırıyor, dağların başında bitirdiği nebatattan rızıklar izhar eyliyor; sinenizde kimyahaneler, dimağınızda hikmethaneler açıyor, damarlarınızda nehirler akıtıyor, sinirlerinizde akıllarınızı şaşırtan nice yol şebekeleri dokuyor, adalelerinizde sermayeler gizliyor, daha ve daha birçok harikalarla vücudunuzu teçhiz ediyor, hey'et-i mecmuasını bir âheng-i vahdetle muntazam bir makine halinde tesis eyliyor ve kuvve-i muharrikesini içinize yerleştiriyor, iktizâ eden plânlarını ruh ve şuurunuza resmediyor, zihin denilen bir hazine, akıl namında bir miyar, fikir dedikleri bir âlet, irâde dediğimiz bir miftah da bahşeyliyor ve her birini yerli yerinde, gaye-i hilkatlarına göre istimal edebilmenizi teshil için size birtakım tatlı, acı ihtarlar, işaretler, meyiller, şehvetler de veriyor, daha büyük bir inayet-i rahmet olmak üzere sadık ve masduk emin rehberlerle açıktan talimat da gönderiyor, nihayet makineyi işletip, tecrübelerini size gösterip, hikmet-i hilkata göre kullanmak ve istifadeler etmek için yed-i emanetinize teslim ediyor.

Allah, bütün bunları yapıyorsa, size ve sizin iradenize, muavenetinize ihtiyacından değil, size mahlûkatı içinde bir mevki-i mümtaz, bir salâhiyet-i mahsusa vererek bekam etmek için yapıyor...

Siz doğmadan evvelki, doğduğunuz zamanki edvar ve etvar-ı vücudiyetinizi hiç düşünüyor musunuz? Üzerinde yatıp kalktığınız, yiyip içtiğiniz, gezip dolaştığınız, gülüp oynadığınız, dertlerinize deva, korkularınıza melce, sıcaktan soğuktan, açlıktan susuzluktan, vuhûş ve haşeratın hücum ve tasallutundan kendinizi koruyacak vesaiti bulduğunuzda şu kürre-i arz yapılırken, taşları toprakları hilkat fırınlarının ateşlerinde pişirilirken, suyu, havası henüz kimyahane-i kudrette inbiklerden çekilirken siz nerede idiniz, ne içinde idiniz, hiç tasavvur ediyor musunuz?”

Mehmet Kırkınc

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Dua Etmeye Dair

15/10/2009 · Kategori: DUA'LAR

Insan-Allah iliskisinin zayiflamasi veya kopmasi tehlikesinden dolayidir ki Kur'an-i Kerim'de Allah'a yakarmak emredilmis ve en kotu sartta bile O'nun yardiminin aranmasi ve umulmasi istenmistir.
 
esi kisarak sozu yukseltmektir dua. Kelamdir, duyus ve hissedistir. Kuvvet ve kudret karsisinda aczin ve zavalliligin sinanmasidir. Kimi zaman ise Allah'in adini anmak icin yakaristir. Ama ne olursa olsun, gozyasi kadar icten ve kar tanesi gibi bembeyazdir dua.
Dua, Allah'in Rablik ve ilahlik hakikatine kóklú bir siginma hadisesidir. Dua, insanin varlik karakterinin tabii bir parcasidir ve onu tamam-layan dorduncu boyuttur. Dolayisiyla dua, insani fizikótesi ilahi gercekliklere gótúrúr.

Eller duaya kalkinca
Dua eden insanin evrene yaydigi pozitif bir enerji vardir. insan siradan bir davranistan uzak olarak duaya yoneliyorsa, bu dua oncesinde bilincli veya bilincsiz olarak hem zihinsel, hem de duygusal bir yogunlasma halindedir. Bu yogunlugun yónú, dua edecek olanin Allah karsisindaki acziyetini idraki acisindan ice dogrudur.
Ancak icteki yogunlasma oncelikle hissedilen manevi haz olarak disa yansimaya basladikca yón degistirir, Artik dua etme davranisi olarak ellerini goge acan insanin heyecani artmistir. sairin "Dua terli avuclarimin terli úlkesi" misrasi, bu anlamda bir tur dua heyecanini ifade etmektedir. Kalpte hissedilenler veya hissedilmesi istenenler birbiri ardinca kelime kaliplarina dokulmektedir.
"Yagmur olsun diye sacar góklere / Elinde biriken dualarini." diyen Akif inan'in dizeleri, duanin cift yonlúlúgúnú ifade etmesi acisindan anlamlidir.
insan benlik butunluguyle dua edebilirse, bir takim ihtiyaclari sóz konusu olsa bile, kendisinde biriktirdigi anlam dunyasinin sóz ve imgelerini Yuce Allah'a ulastirma amacina yónelir. Adeta bir bumerangin fonksiyonu gibi, insanin her turlu rolden uzaklasarak yaptigi dualar yine kendisinin ruhunu aydinlatacaktir. Gokten yagan rahmet yagmuru, ayni zamanda kendisiyle birlikte diger varliklari da olgunlastirmak uzere kapsayacaktir.
Galip olana siginmak
Allah'in galibiyeti sureklidir ve her yeri kapsamaktadir. Bu konuda su ayetler dikkat cekicidir:
"Allah, buyrugunu yerine getirendir, ama insanlarin cogu bilmezler." (Yusuf, 21)
"0 kuvvetlidir, galiptir." (Sura, 19)
"Allah, 'Elbette ben ve elcilerim galip gelecegiz' diye yazmistir. suphesiz Allah gucludur, galiptir." (Múcadele, 21)
Kendi varligi karsisinda boyle guclu ve hakim bir yaratici olan Allah'in buyuklugunu ve gucunu hissedebilen insanin duasi suresince algi kapilari temizlenmeye ve acilmaya devam etmez mi?
"Eger algi kapilari temizlenseydi, hersey insana oldugu gibi gorunurdu; sonsuz." denildigi gibi, dua ettikce algilarimizin seviyesi yukselmektedir. Dolayisiyla dua, ruhumuzun derinliklerini ve sinirsizligini kesfedebilmemiz icin buyuk bir imkandir. Bir baska ifadeyle, dua ile insan varolus sinirlarini zorlayabilir. Bu dua motivasyonuna kavusabilmek icin, ikbál'in
dua misralarinda gectigi uzere, insanin kendisini bir sel gibi dusunmesi ve gúrúl gúrúl akabilmesi icin Allah'tan genis idrak alanlari talep etmesi gerekmektedir,
Bilincimizde Allah'in bizim her durumumuzun farkinda oldugu bilgisi yer aldigi icin O'na yonelerek dualarimizda ihtiyaclarimizi arz ederiz. Bu bilgiye ilaveten, sikintilardan kurtulmanin Allah'a bagli oldugu bilgisi de bizi duaya yoneltir. Tersi bir ifadeyle su sekilde de soylememiz mumkundur: Dua etmekle insan, Allah'in kendisini kusattigi ve boylece O'nun kudretiyle sIkintilarini asabilecegi bilgisini tecrube eder. insanin bu tur bilgisi veya tec-rubesi yoksa, insan belalardan kurtulamaz bir hale gelebilir ve kisinin zihnine bu gibi belalarin tesadufen basimiza geldigi ve sans eseri ortaya ciktigi suphesi dusebilir.

Allah dualara icabet eder
Allah dua eden insanin beklentilerini karsiliyorsa bu durum asla tesadufen degildir. suphe icerisinde kalan, hatta Allah'in sIkintilarimizla ilgilenmeyecegini dusunen insan ise, O'nun ilahí destegine kavusmaktan uzak kalacaktir. insan-Allah iliskisinin zayiflamasi veya kopmasi tehlikesinden dolayidir ki Kur'an-i
Kerim'de Allah'a yakarmak emredilmis ve O'nun en kótú sartta bile yardiminin aranmasi ve umulmasi istenmistir:
"Musa, kavmine, 'Allah'tan yardim isteyin, sabredin' dedi. Yeryúzu Allah'indir, onu kullarindan diledigine verir. Sonuc, korunanlarindir." (A'raf, 128)
"Siz Rabbinizden yardim istiyordunuz, 0 da: 'Ben size birbiri ardinca bin melek ile yardim edecegim' diye duanizi kabul buyurmustu." (Enfal, 9)
Ibn Haldun, bir amelin degerinin ve serefinin ona duyulan ihtiyac ólcúsunde artacagini belirtir. (Mukaddime, 11/918) 
Dua pratiginin degeri de bu noktada ortaya cikmaktadir. Allah'a karsi gorevlerini hic ya-pamayan insandan bu gorevlerini en iyi bir sekilde yerine getiren insana kadar herkes ellerini acip dua etmeye ihtiyac duymaktadir.
ihtiyaclarimiz fiziksel eksikliklerimizden psikolojik beklentilerimize kadar farkliliklar arz edebilir. Veya ayni zamanda, manevi yuk-selisimizi gerceklestirmek ve ilahí olana kavusabilmek gibi benligimizin derinliklerinden gelen yonelimlerle de dua edebiliriz. Hangi túr yonelimle olursa olsun insan, dua ederek ihtiyac sahibi oldugunu kabul etmektedir. Bir amel ola-rak dua boylece deger kazandigi gibi, dua eden insan da acziyetinin itirafiyla sereflenmektedir. 

Ahmet Alemdar

Semerkand Tasavvufi dergisi alinti

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Derman Aradım Derdime..Derdim Bana Derman İmiş..

6/10/2009 · Kategori: İSLAMDA GENEL KONULAR

Derman Aradım Derdime..Derdim Bana Derman İmiş.. 

“Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı.” (DUHA-3) Bu ayet beni çok etkiliyor.. 


Diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi..Yıkık, perişansınız.. Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz. Çoğunluk size küsmüş gibi. Yalnızsınız. 

“Herkes benden uzak, herkes bana kırgın” düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz. Yalnızlığınızın karanlık mağarasına şu ayet bir güneş gibi doğuyor: 


“Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı” (Duha-3) 

Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin. Rabbim terk etmiyor, kırılmıyor ya.. ne gam! .. Bu ne büyük ferahlık değil mi?.. 

*** 

Başınızda ağır bir dert var. Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor. Sanki bu sorun hayatınızın sonunu hazırlıyor gibi. İşte o an ayet yetişiyor imdada: 
“Demek ki, zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var! Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var! ” (İnşirah-5/6) 

Garantiyi veren Allah! . Hem de ne garanti, her zorlukla beraber bir de kolaylık geleceği “mutlaka” ifadesi ile pekiştirilip ikna olalım diye iki kere tekrarlanıyor. 

Ayet; kolaylığın zorluk içinde saklı olduğunu, çözümün sorunda gizli olduğunu da fısıldıyor. Bu manayı duymuş olan Niyazi Mısri(k.s) şöyle demiş: 

“Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş” 

*** 

Yakup, oğlu Yusuf’u yitireli 40 yıl olmuş. Bedeni bu ıstıraba dayanamamış da gözleri kör olmuş. Ama hala ümit içinde evladını bekliyor. Kardeşler Mısır’dan kervanla dönünce: “Kervanda Yusuf kokusu alıyorum” demiş Yakup. 

Oğulları acı acı gülerek: “Baba, 40 yıl geçti, hala mı ümit, hala mı Yusuf? . Geç bunları geç” demişler. Yakup’un cevabı ümit dolu: “Allah ın rahmetinden ümit kesmeyiniz".. 

İçinde bulunduğunuz çukurdan çıkamayacak gibi hissediyorsanuz kendinizi. İşte hem teselli hem ümit size: 

“Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Zümer-53) 

*** 

Maddi sıkıntınız hat safhada.. Yoksul düştüğünüzü hissediyorsunuz. İflas ettiniz.. Sıfırı tükettiniz yani. Nasıl ayağa kalkarım düşüncesi içinde boğulurken ayet size yeni bir ümitveriyor: 

“Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe-28 ) 

*** 

Bir yakınınız ölümcül hastalıkla yatağa düştü... Doktorlar fazlaca ümit vermiyorlar. Çoğu kere Onu nasıl teselli edeceğinizi dahi bilemiyorsunuz. Gerçek ortada iken moral vermeye çalışmak sanki sahte davranmak gibi geliyor size. Ciddi bir delil olmalı ki hastanıza siz de inanarak moral verebilesiniz. Eyyub Nebi var Kur’an’da... Hastalıkların, dertlerin en ağırına müptela olmuş ama sıhhate kavuşmuş. Onun hali size dayanak oluyor: 

“Kulumuz Eyyub u da an, o zaman Rabbine şöyle nida etmişti: “Bak bana, meşekkat ve acı ile şeytan dokundu! Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir misli daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, temiz akıllılar için bir ibret olsun. (Sa’d-41/43) 

*** 

Olayları, gelişmeleri yorumlamakta, tavır belirlemekte zorlanıyorsunuz. Bazen her şey lehinize giderken, bazı dönemlerde de yığınla aleyhinize gelişmeler oluyor. Aslında Allah Sisteminde lehte yada aleyhte düzenlemeler söz konusu değil. Sadece olması gereken; olması 
gerektiği en uygun vakitte gelişiyor. Ama yine de bazı şeyleri yediremiyorsunuz kendinize. Bir tutamak arıyorsunuz. Ayet el veriyor size: 

“Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa o, hakkınızda hayırlıdır. Olur ki, siz bir şeyi seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara-216) 

Rabbimiz ALLAH (c.c.).. Rasülümüz HZ. MUHAMMED (s.a.v).. Kitabımız KUR’AN.. Yolumuz SIRAT-I MÜSTAKİM... Bizden bahtiyarı yok dünyada! .. Her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın zafer ve başarı bizim. Bunu da kafadan söylemiyoruz, Kur’an konuşuyor: 


“Vel Akıbetü lil Müttakin” (Kasas-83) yani : “Akıbet(hayırlı son, güzel sonuç) Müttakiler (takvayı kuşananlar,korunanlar, inanca sarılanlar) içindir!.


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Sevgiliyle buluşma vakti:Namaz...

25/9/2009 · Kategori: DUA'LAR

Huzurda olmanın huzuruyla, manasını bilerek, tek, yüce ve sonsuz olduğunu idrak ederek geldim huzuruna... "Namaz huzur iledir" dedin. Bir hiç olmanın bilinci ile huzuru yaşıyorum. Ve biliyorum ki hiç olan yaşar huzuru, yaşayan bilir namazı…


Yuvasını arayan kumru gibi "Nerede, nerede, nerede?" diye Seni ararken, Namazda bana dedin ki: 
Nerede olacak? O rahmet sıfatları nerede ise orada olacak…
Güç, kuvvet, nezaket, temizlik, anlayış, duyuş ve görüş nerede ise orada olacak…
Nerede olacak? Arslanın daima ormanda bulunduğu gibi o da her zaman, gönlünün, düşüncenin bulunduğu yerde olacak
Nerede olacak? İnsan bir hastalığa yakalanınca gözü ümit kanatlarını açar, sağlığa sıhhate uçar ya, işte orada olacak.
Hoş olmayan bir şeyi, bir kötülüğü defetmek, bir felâketi atlatmak için başvurduğun, yalvardığın kapıda; harman savurmak, bir gemiyi götürmek için rüzgar beklediğin yerde olacak
Gönlün işaret ettiği dilinle "Ya Hu, ya Hu, ya Hu!" diye dile getirdiğinde her an seninle olacak…
İşte geldim ve huzurundayım Rabbim, emrine hazırım!
Huzurda olmanın huzuruyla, manasını bilerek, tek, yüce ve sonsuz olduğunu idrak ederek geldim huzuruna...
"Namaz huzur iledir" dedin. Bir hiç olmanın bilinci ile huzuru yaşıyorum.
Ve biliyorum ki hiç olan yaşar huzuru, yaşayan bilir namazı…


 

Geldim huzuruna Rabbim…
Abdestin diriltici nefesiyle ve ruhuma işlenen manasıyla, ardında geçmişi ve geleceği bırakarak anı yaşamanın sevinci ile geldim…
Gönül secdeleri ile geldim…
Her yandan üzerime yüklendikçe yüklenen ve beni boğmak isteyen emaneti sahibine vermenin rahatlığı ve güveni ile geldim.
Rabbim, Sen gelenleri boş çevirmezsin, duamı, niyetimi kabul eyle!

Ve "Allahuekber" dedim.
Tevhidin o sonsuz nuru geldi gözümün önüne ve bu ne büyük lütuf, ihsan ve cömertlik diye düşündüm. Elhamdülillah dedim. Hamd ettim Sana. Cennet ehlinin en son duasını okudum "Elhamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemin" diyerek…
Çünkü Seninle olmanın adıydı cennet ve ben cennette idim; yani Seninleydim.
İşte o an tüm sancılardan, dar noktalardan, üzüntü ve korkulardan kurtuldum. 
Ve ya Rabbi, her ezanda davet ettiğin, "Haydin felaha, haydin kurtuluşa!" sözünü o an anladım. Nefisten azad olup ruhun derinliklerine ve anlatılanların değil, bizzat yaşananların olduğu bir âleme daldım. Ve dalgıçlar gibi inciler mercanlar topladım. Her bir buluş bir uyanıştı benim için. Her bir uyanış da hayreti uyandıran bir hayranlık…
Senden başka bildiğim yok
Ey Sevgiliyle buluşmanın ve bir olmanın adı namaz. Yoluna bir değil binler can feda olsun.
Sana verilen canlar cananı bulur. Ne güzel bulduransın, sevgiliyle buluşturansın.
Ey gözleri ve gönülleri aydınlatan, kurtar bizi nefsin karanlıklarından!
Âdem'e bizzat isimleri sen öğrettin. Evet bana da namazda öğretiyorsun.
Tek olanın seyrine namaz ile yelken açıyorum. O İlâhî rüzgar beni kulluğuma, yani öz bilincime götürüyor ve bu bilinç ve marifetle Sana ulaşıyorum Rabbim.
Ey gözümün nuru namaz. Sen olmasa idin bu göz ne ile seyrederdi bu varlıkları, ne ile manalandırırdı?
Bütün eksikliklerden münezzehsin Rabbim. Gösterdiğin ve göstereceğin sonsuz hakikatler için Sana hamd olsun.
Beni namaz ile yücelttin. Yüce âlemlerini seyrettirdin. Vahdet denizine daldırdın. Ne güzel bir halde bittim ki, şimdi Senden başka bir şey ile ne görüyor, ne işitiyor, ne görüyorum. Ümmilik sırrını yaşıyorum. Yani Senden başka bildiğim yok. Seni biliyorum, her şey bana ayan oluyor.
Gördükçe anladım ki Senin yardımın olmadan ben bir hiçim. Ancak Seninle varım.
Anladım ki, aciz olan bizler çaresizlik içinde yuvarlanırken, ancak Senin ipine, namaza sarılanlar kurtulur. Benlik denilen büyük savaştan ancak secde edenler zafere ulaşır.


İşte huzurunda, kıyamdayım
Senin haşmet-i Uluhiyetin karşısında Rabbim bizler bir hiçiz. Yardımını bizden esirgeme. Sen cömert olanların en cömerdisin
Bizi "Onlar her daim namazdadırlar" âyetinin sırrına ulaştır. O nasıl bir anıştır ki, kesintisizdir. Yoksa Hz. Fatıma'nın "Rabbim beni bir an bile olsun nefsimle baş başa bırakma" duasının mı tecellisidir?
Var olan sadece Sensin. Beni hiçliğimin zirvesine ulaştır ki ben de Habibin gibi "Ey Rabbim, Senin yardımın olmadan ben bir hiçim" sözünde seninle olayım.
Her nefeste anışın zevkine varayım. Ve huzurda olayım.
Sen değil misin ki toprağa, yani Âdem'e can veren. Âdem senden öğrendiği ilimle yedi kat göğü aydınlattı. Evet toprak nurunla aydınlandı.
Ona öyle bir ilim verdin ki, o manen yüceldi de melekleri bile geride bıraktı.
İşte ben de Âdem'in safiyeti ve tevbesi ile huzurunda, kıyamdayım.
Kulluğumu arz etmek, acziyetimi sunmak ve bunlar ile azametini duymak için huzurundayım.
Suçlarımı itiraf ve büyüklüğünü ikrar için buradayım.
Yüce âleminde tüm kâinatı arkama aldım ve gönlümü Sana açtım.


Her şeyimi Sana sunuyorum
"Göklere ve yere sığmadım, ancak mü'min kulumun gönlüne sığdım" sırrı ile bu aciz Seni davet ediyor.
"Kulum Bana bir adım yaklaşırsa, Ben ona on adım giderim" ümidi ile Sana yalvarıyor.
Tek çaresinin Sen olduğunu çileler ile defalarca anlamanın susamışlığı içinde sesleniyor.
Tüm varlığını, her şeyini Sana feda ediyor.
"Hasbünallahu ve ni'me'l-vekil" sırrı ile Seni kendine vekil tayin ediyor.
Anam babam, yani varlığım adına beni ben yapan manalar adına ne varsa hepsi Sana feda olsun, diyen âşıklar gibi... Ben de her şeyimi, ama her şeyimi Sana sunuyorum.
Rahmetin her şeyi kuşatmıştır, bunu biliyoruz. Ancak onu yaşamanın bilincinde bizi yaşat ve daim eyle. Eyle ki Rabbim ereğimize ulaşalım. Kendimizi bilelim. "Nefsini bilen Rabbini bilir" manasının ne olduğunu anlayıp Hz. İsa'nın hakikatine vakıf olalım.
Ve anlayalım böylelikle neye ayine olduğumuzu, insan muammasının neye gebe olduğunu?
"Ey insan dikkat et, kendini oku! Zerresin, ama kâinata gebesin" diyen mana sultanının "Said tam toprak olmak lazım ve elzemdir" dediği ve toprak olmakta bulduğu sonsuzluğu keşfedelim .
Bütün beşerî vasıfları arkamıza atıp Cemalini seyre dalalım.
Kubilay Aktaş

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Güzeli seven Güzel! Sana feda edeceğim güzellikler ver!..

25/9/2009 · Kategori: DUA'LAR

Güzeli Seven Güzel! Sana Feda Edeceğim Güzellikler Ver!

Güzeli seven Rabbim, benim içimi nurlarınla güzelleştir… İçimin güzelliğiyle davranışlarım nurlansın!…

Gözlerimin bakışında Sen olmalı, kirpiğimin ucundaki damlada Sen parlamalısın!…

Sen’in yolunda çalışırken yorulduğum için dinlenmeliyim… Rahatım da Sen’in için olmalı yani…

Uykumda Sen’i sayıklamalıyım…

Yollarım Sana gelmeli hep! Dönse dolaşsa yine Sen’i bulmalı adreslerim!

Hayatımdaki her ciddi adımı Sen’in için atmalı, yine Sen’in için koşmalıyım, Sen’in yolunda… 

Affetmeyi seven Rabbim, affedilmenin huzurunu yaşattır bana… Günahkar kulunun tek tesellisi; Sen’in huzurunda af dilerken, süzülen gözyaşlarıdır…

Bunca günahıma rağmen, beni bir nebze rahatlatan; tövbe etmeyi nasip eden Rabbimin, kullarını affetmeyi sevmesidir…

Sen’den koparma beni! Sen’siz bırakma kalbimi… Sen’den uzak kalınca; öyle aciz, öyle çaresizim ki…

Sen’inleyken huzurum dorukta; sanki her şey, her güzel şey benim, tüm mutluluklar benimle…

Dünyanın tüm çiçeklerini koklasam, Sana dua ederkenki huzuru yine bulamam…

En güzel sözleri kullansam Sen’in için, hep Sen’i söylesem konuştuğumda; Sen’i anlatmaya yine doyamam!

Dostlarını sevsem; kalplerinde Sen yaşıyorsun diye…
Tüm yarattıklarına ibretle baksam; Sen’i hatırlatıyor diye…
İçimdeki sevgiye dair ne varsa yapsam; Sen’i sevmeye yine doyamam! 

Güzeli seven Güzel! Sana feda edeceğim güzellikler ver!.. 


Alıntıdır...


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Yâ Rabbi!

25/9/2009 · Kategori: DUA'LAR


Yâ Rabbi! Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler
Sen güzel isimlerini asikar etmezsen ruhum karanlikta kalir
Esmaül Hünsa’na sahit yaz beniALLAH(cc)!
Sensin Allah(cc) sanadir kullugum
Sendedir çarem seninledir varligim
Seni arar ruhum seni anar kalbim
Baskasina degil sana muhtacim
Baskasini degil seni çagiririm
Baskasi yaratilmistir sen yaradansin
Baskasi devamsizdir sen daimsin ve daim eyleyensin
Baskalari muhtaçtir sen ihtiyaçsizsin ihtiyaçlari görensin
Baska ilah yok sen Allah(cc)’sin
Sen ki esi benzeri olmayansin
Sen ki bütün eksiksiz sifatlarin sahibisin
Cemaline çevir yüzümü baskasina ragbet ettirme kalbimi

Ya Rahman!

Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olur
Rahmetinden bir parilti sonsuz mutlulugumdur
Rahmetinin bir damlasi herkesin rizkina kefil olur
Su çorak gönlüme merhametini indir
Su fani ömrümü sonsuzluga eristir



Ya Rahim!

Öylesine rahimsin ki kulagini sözüme muhatap eylersin
Aklima vahyinle tenezzül edersin
Öylesine Rahimsin ki istendiginde zaten verirsin
Istenmediginde de lütfedersin
Öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin
Hak etmeyene bile çok bahsedersin
Öyle Rahimsin ki dünyayi bu kadar güzel eylersin
Ahireti ondan daha güzel eylersin
Ya Rabbi! Korkudan emin eyle beni
Yüzünden azad eyle kalbimi
Atesten uzak eyle beni
Hicrana düsürme kalbimi
Rahmetinin rahmine al beni
Merhametinin kucagina al kalbimi



Ya Melik!

Kimsenin kimseye fayda vermedigi gün hüküm senin
Gökler yarilirken sahibim sensin
Yildizlar dagilirken sahibim sensin
Varligim bana ait degil varim yogum senin
Elimde olanlar benim degil sahiplendiklerim de senin
Yokluga düsürme beni an senin
Darlik verme kalbime mekan senin



Ya Kuddüs!

Sensin kuddüs kutsiyet sendendir bundan öte laf olmaz
Sen dilemezsen hiçbir sey pak sayilmaz
Gönlüm sana yönelmedikçe saf olmaz
Kanimi her nefeste temizledigin gibi nefsimi arindir pak eyle
Temizlenenlere muhabbet edersin gönlümü muhabbetinle temizle



Ya Selam!

Sensin selam sendendir selam
Emrini dinler ates ki Ibrahim(as) için serin ve selametli olur
Ibrahim(as) gibi dostluguna kabul eyle beni
Ibrahim(as) gibi atesi gül eyle tenime
Gül gibi atesten çiçekler açtir ruhumda
Selamini sebnem gibi dokundur kalbime



Ya Mümin!

Sen hidayetini göndermezsen kalpler nasil mutmain olur
Sen kalplere itminan vermezsen kim inandigindan emin olur
Sen inandirmazsan kim mümin kalir
Revamin tuzagina düsürme beni nefsimin diline birakma beni
Öyle mümin eyle ki beni pismanliklarim beni sana döndürsün



Ya Müheymin!

Sensin gariplerin siginagi
Sensin kimsesizlerin dayanagi
Sensin hakki himaye eden
Sensin aklimi aldanislardan kollayan
Sensin ayagimi tuzaklardan kurtaran
Sen ki zayiflari kuvvetlilerin serrinden himaye edersin
Mazlumlarin hakkini zalimlerden almayi vaat edersin
Sen ki benim en küçük en önemsiz
En gizli arzularimi da bilir bana merhamet edersin
Nefsimin aldatmalarina kanmaktan koru beni
Asagilarin asagisina yuvarlanmaktan koru beni



Ya Aziz!

Izzet senindir sendendir izzet
Sen dilersen kimse zillete düsmez
Sen vermezsen kimsede izzet kalmaz
Kalbim yalniz sana kanar
Yakindiginla aziz eyle kalbimi
Ruhum yalniz seni arar
Huzurunla aziz eyle ruhumu
Halim yalniz sana asikar
Baskalarinin yaninda rezil etme beni



Ya Cebbar!

Sen ki magrurlari gururlarina esir eylersin
Sen ki kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eylersin
Sen ki zor kullanip zulmedenleri vicdanlarinin pençesine
hapsedersin
Bir sinegi vasita eyle de Nemrutlardan kurtar beni
Bir asayi vesile eyle de firavunlara galip getir beni
Ebabilleri gönderde Ebrehlerin fillerinden koru kalbimi
Nefsimin beni isyana zorlamasina izin verme
Aklimin beni saptirmasina geçit verme
Hep itaat üzre sabit kil beni



Ya Mütekebbir!

Ben acizim sen Kadir’sin
Ben fakirim sen Rahim’sin
Ben ölüyüm sen Hayy’sin
Ben çaresizim sen Ehad’sin
Ben muhtacim sen Samed’sin
Ben sagirim isiten sensin
Ben körüm gören sensin
Ben dilsizim konusan sensin
Ben yaratiliyorum yaradan sensin
Ben yokum var eden sensin
Ben hiçim ama emellerim büyüktür
Ben yoksulum ama isteklerim çoktur
Ben isterim çünkü sen büyüksün
Sahit yaz büyüklügüne bu küçük kalbimi



Ya Halik!

Sen ol deyince her sey oluverir
Ol de olayim yarattiklarinin arasinda kalayim
Halk ettigin gibi ahlaklanayim
Sen yarattin diye güzel olayim
Hep en güzel kivamda kalayim



Ya Bari!

Ruhum senin elinde bedenim sana emanettir
Yoklukta birakma beni karanlikta birakma beni
Çirkinlige daldirma beni güzel eyle her halimi



Ya Musavvir!

Yokluga varlik suretini giydiren sensin
Hiçlige varlik boyasini çalan sen
Güzeli güzel kilan ancak senin tasvirindir
Sen ki yüzümü benim için biricik sevdiklerim için tanidik
eylersin
Katinda makbul olan güzellikle tasvir eyle suretimi



Ya Gaffar!

Gizli düsmanliklarimi bilen sensin
Gözyaslarima deger veren sensin
Bilirim rahmet denizini bulandiramaz cümle günahlar
Rahmetinle arindir bagisla beni


Ya Kahhar!

Sen öyle Kahhar’sin ki kahrinda lütfun çok kahrinda acelen yok
Sen öyle Kahhar’sin ki kahrinda adalet var kahrina sinir yok
Düsmanimiz çok aczimiz nihayetsizdir
Kahrinla helak eyle zalimleri



Ya Vehhab!

Yokluga sirf yok oldugu için varlik bahsedersin
Nankörlerin bile rizkini kesmez inkar edenlere bile nefes verirsin
Varligin senin lütfundur senin ihsanindir
Aciz varligima lütfunu ihsanini daim eyle



Ya Rezzak!

Hazinende yok yoktur ol dersin her sey olur
Yarattigin her canlinin rizki senin katinda saklidir
Vahyin mümin kalplerin selin akillarin rizkidir
Ya Rabbi! Sana muhtaç olmak en büyük zenginligimdir
Senin fakirin eyle beni
Senin verdiginle doymak en büyük lezzetimdir
Sofranda agirla beni



Ya Fettah!

Damla kadar da olsa sevabim lütfeylede cennetini aç bana
Saskinda olsa aklim kerem eyle de sana gelen yollari aç bana
Ya Alim!
Senin için bilmenin basi yoktur
Ben ancak sonradan bilirim
Senin bilmedigin bir an yoktur
Ben ancak bazen bilirim
Sen açik edip söyledigimi de bilirsin
Sen susup kendime sakladigimi da bilirsin
Unutup kendimden sakladigimi da bilirsin
Kendi kuyularima aklimin iplerini salarim
Kendime aklim ermez sen beni benden çok bilensin
Kalbimin kuytularinda el yordamiyla dolasirim
Kendime kendim yetmez sen bana benden çok sirdassin
Bildigimi bilenlerden eyle beni bilmedigimi bilenlerden eyle beni
Sana malum olan ayip ve kusurlarimla utandirma beni



Ya Kabid! Ya Basit!

Dara düsürüsün genislik verdiginde sükretmeyeni
Genisletirsin dara düstügünde de sükredeni taktir senindir
Ya Rabbi! Sen ki imkansizi mümkün kilarsin
Darda koyma beni dara düstügümde de sükredenlerden eyle beni
Sen ki asillari yaninda tutarsin gölgede birakma beni



Ya Hafid!

Öyle Hafid’sin ki yokluga yuvarlarsin varligiyla gurura
düseni
Öyle Hafid’sin ki zillete düsürüsün kendisini yücelteni
Gururdan azad eyle nefsimi zillete düsürme kalbimi



Ya Rafi!

Secdelerimle sultan eyle beni
Kullugumla sereflendir beni
Katinda rütbelendir beni
Iyiler arasinda an beni
Yükseklere al beni



Ya Muizz!

Izzetim varsa ancak senin verdigin kadardir
Yalniz sana itaat etmenin izzetini ver bana
Izzetine ayine et fakiri



Ya Müzill!

Sana boyun egisim en tatli sevincimdir
Senin kapina gelmeyen sonsuz çaresizlikler içindedir
Sana muhtaç olusum en büyük serefimdir
Cevapsiz birakma beni



Ya Semi!

Yare açik yare yare açmaya yare ne hacet
Feryadim duyulur asikare dile dökmeye ne hacet
Güllerim döndü hare hare küsmeye ne hacet
Dil avare dudak bi çare parelenmeye ne hacet


Ya Basir!

Körüm körlügüme bile
Körüm gördügüme bile
Körüm gösterdiklerine bile
Vaat ettigin cennetine bile körüm
Senin görmenle görür cümle gözler
Aç gözlerimi


Ya Hakem!

Sen ki varlik agacini yoklugun karanlik köklerinden çikarip
vücuda getirensin
Sen ki kalbimi bir lütfe gibi rahmetini rahminde besleyip büyütensin
Kalbime degen sizilari ince ince söz eyle
Yüzüme degen gözyasimi damla damla rahmet eyle
Dudagima degen heceleri deste deste dua eyle


Ya Adl!

Sensin zulme ugrayanlarin dayanagi
Sensin mahzun kalplerin siginagi
Senin adaletindir sigindigim senin nizamindir güvendigim
Nefsime zulmetmekten koru beni
Adaletine razi eyle nefsimi
Egrilmekten koru kalbimi
Rizana göre ölçülendir beni
Mizaninda güzel eyle akibetimi
Kolay eyle sorgu sualimi
Hesap verme inceligiyle yasat beni
Zulmetmekten uzak eyle beni
Zulme ugramaktan koru beni


Ya Latif!

Senin hükümlerin her seyin her haline inceden inceye nüfuz eder
Hükmüne razi olmayi lütfet bana
Lütfunu hakkimda hükmün eyle
Hükmünü hakkimda latif eyle


Ya Habir!

Gizlim saklim yok senden gayrisi halden anlar degil
Sakladiklarimdan sen haberdarsin baskalari sirdasim degil
Senin söyledigindir haber baskalari derdim degil
Gaybin haberleri sana aittir hiçbir sey göründügü gibi degil
Incecik sizilarimdan ilk göz agrilarimdan sen haberdarsin
Baskalari kalbimin sirlarina cahil
Dertlerim sana ayandir baskalari dertlerime gafil


Ya Halim!

Sen ki cezalandirmakta acele etmez af yolunu tutarsin
Sen ki karsima gazabindan çok rahmetini çikarirsin pisman
olayim diye firsat tanirsin
Sen ki nefsimdeki zillet karanliklarini incitmeden temizlersin
Mahcup olmayayim diye eksikliklerimi örtersin
Sen ki her nefesi tatli bir dokunus eyleyip beni nezaketle
yasatirsin
Gaflet ve unutkanligima rahmetinin tebessümüyle bakarsin
Sonsuz hilmine siginirim


Ya Azim!

Gökler ve yer azametine sahittir senin
En sert tas azametin karsisinda yumusar
En yakici ates azametin karsisinda serin olur
Azametinle azmettir hak yolunda bu fakiri


Ya Gafur!

Senin kapin hiç kapanir mi günahkarlara
Pismanliklarimi kime arz ederim yoksa
Ancak senin bagislamanla aklanir yüzüm
Ancak senin affinla temizlenir kalbim
Ancak senin affinla biter utancim
Ya Rabbi! Hesap gününde yüzümü kara çikarma
Gafur olan ancak sensin bagisla beni yakma Yarabbi...
Engin Noyan


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Ey Allah’ım!

25/9/2009 · Kategori: DUA'LAR

 

Ey Allah’ım! 
Nimetini üzerimizden eksik etme! Nefislerimizi azdırma! 
Yolundan ayırma! Tembellikten koru! Sevdiklerini sevdir.
Sevmediklerini nefsimize hoş gösterme! 
Nimetini salih kullarına vâd ettiklerinle tamamla.
Ya Rabbi! Ayaklarımızı Senin yolunda sabitle! 
Hayırlı, sevdiğin neticelere hem dünyada tez, hem ahirette ulaştır.
Ey Allahım! Bizi ateşten koru.
Ya Rabbi! Yolumuzu aç!
Dualarımızı aziz ve yüce İsmin hürmetine kabul et.
Bildiğimiz bilmediğimiz her türlü tehlike ve kötülüklerden koru.
Bildiğimiz bilmediğimiz her türlü güzellik ve iyiliklere eriştir.
Bizleri muvaffak ve muzaffer eyle.
Ayaklarımızı Senin yolunda sabitle! 
Hayırlı, sevdiğin neticelere hem dünyada tez, hem ahirette ulaştır.
Allah bizlere makyajla saklanan sahte yüzleri, 
kamufle edilerek süslü kaplarda sunulan zehir içecekleri ayırt etme 
feraseti, yeteneği, kabiliyeti versin, idrakimizi güçlendirsin.
Allah (c.c.) hepimizin akibetini hayır eylesin.
Dünyanın süs, ziynet ve geçici güzelliklerinden,
aldatmacalarından sıyrılıp 
Firdevsi Âlâ Cennetine girmemizi 
ve orada Cemâlullah’ı seyretmeyi, 
sevdiklerimizle beraber nasib etsin.
Allah, yaptığımız ibadetleri ihlasla samimiyetle yapılmış makbul 
ibadetlerden eylesin. Lütf-u keremi ve ihsanıyla dünyalık isteklerinizi 
versin, kıyamet gününde de azabından koruyup cehenneminden 
emin olan kullarının arasına dahil etsin. 
Cenneti içinde sevdiklerinizle beraber yüksek derecelere ulaştırsın.
İçimizdeki Allah Aşkı daim olsun… 
(Allah Razi Olsun, yazan kardesimizden de cumlenizden de...)


ELLERİNİZ AÇIK ,
KALBİNİZ SEVGİ DOLU OLSUN 
GÖZLERİNİZDE İKİ DAMLA YAŞ OLSUN 
SAĞNAK SAĞNAK YAĞAN RAHMET DERGAHINDAN 
BİR DAMLA DA SİZE NASİP OLSUN
KARDEŞLİĞİN EN GÜZELİ DUADIR 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

İnsan yağmur gibi olmalı

23/9/2009 · Kategori: GELİŞTİREN VE SPIRITUEL YAZILAR

İnsan yağmur gibi olmalı …, herkesi ıslatabilmeli… Rahmeti kuşanıp herkese, her şeye merhamet etmeli.. İnsan sözünü; yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara; Kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli… Şefkatli olup kimseyi küçümsememeli, hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı.. İnsan yağmur gibi, bir görünmeli bir saklanmalı… Öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bulmalı, ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı.. -net'ten-

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Blogcu ile yapıldı