Ne kadar cok sey bilirsek, o kadar kolay affederiz.Kim derinden hissederse, yasayan herkesin adina hisseder. Aslinda hepimizin istedigi sevilmektir
<
  • Anasayfa
  • Profilim
  • Arşiv

Son Yazılarım

  • Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!
  • Yandım KUL oldum..
  • .BİR DAMLA GÖZYAŞIDIR :''CAN''A HAYAT BULDURAN...
  • Kelebekler ağlamazmış.
  • KENDİNİ BİLİŞ
  • Yüreğinizi ısıtacak bir dostluk gülünüz olsun.....
  • Biz Aşkı Meleklerden
  • VARLIKTA SEVGİ YANSIMALARI
  • Ey Gönül... Ölmedinse Uyan!
  • Rabbim ALLAH’tır Benim

Kategorilerim

  • ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI
  • Makaleler :::
  • anlamlisozler
  • ASK VE SEVGI UZERINE HIKAYELER
  • Aura ve Enerji Alanı
  • DENEMELER BANA OZEL
  • DUA'LAR
  • Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ansiklopedisi...(Sabır)
  • GELİŞTİREN VE SPIRITUEL YAZILAR
  • Hz Mevlana dan
  • ICE DONUK KONUSMANIN GUCU
  • KaRDeLeN ŞiiRLeRi
  • resimli siirler
  • RÜYALARIN YOLU
  • saglik
  • SEVDİGİM RESİMLER
  • siirler
  • İSLAMDA GENEL KONULAR

Arkadaşlarım

  • dizix
  • urgupaksalur50
  • videocuk
  • Agarta1
  • pulcinella
  • fenomen
  • gulcanella
  • songuldemirbag
  • kraltvmp3
  • romankitapozetleri
  • karlitorosdaglari
  • marininsanalevi
  • zhayat
  • vetekrar
  • efsunlu98
  • cizgifilmoyunlari
  • hircinyesilbirkuzum
  • bilgisayartr
  • barbibarbieoyunlari
  • sakliduzen
  • sihirlimasalci

Bağlantılarım

  • http://xkardelenx.tr.gg/
  • ruhsalplatform.com
  • http://kardelexn.blogspot.com/
  • http://www.sahibinden.com/cengelkoy_nato_yolunda_satilik_bogaz_manzarali_bina-83WQQaXQQ12143613WQQpXQQdisplayitem
  • http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/i1.htm

Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!

4/7/2009 · Kategori: GELİŞTİREN VE SPIRITUEL YAZILAR

Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!
Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz. Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadar beklemek bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır.
Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir, eğer beklenene değecekse. Bilesin! 

Aşk; yanmaktır Ey Sevgili!
Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir. Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali. Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.
Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair; “Yanmışın halinden ne bilsin ham/ Sükut gerektir bize gayrı vesselam..
Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım. Bilesin! 

Aşk; bedel ödemektir Ey Sevgili!
Bülbül, gonca gülü görebilmek için her seher uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır. Ya ben yüreğimi nereye asayım Ey Sevgili.
Çünkü Aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz.
Beklemek bedel ödemekse eğer hâlâ ödüyorum o bedeli. Bilesin! 

Aşk; vazgeçmektir Ey Sevgili! 

Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden vazgeçmek. Yardan gayrısından, cümle cihandan vazgeçmek.
Yemeden, içmeden, uykudan uyanıklıkdan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince.
Senin için senden vazgeçmişim. Bilesin! 

Aşk; bilmektir Ey Sevgili! 
Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela olsa EyvALLAH (c.c.) diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine EyvALLAH. Bilesin! 

Aşk; susmaktır Ey Sevgili! 
Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır. Kelâmın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır.
Artık sustum Ey Sevgili. Bilesin!
Aşk dediğin susup beklemektir,

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Yandım KUL oldum..

3/7/2009 · Kategori: DUA'LAR

Yandım KUL oldum... 

Yandım KÜL oldum... 

Yandım GÜL oldum... 

Ben kalbimi dünyanın dert duvarları arasında ezdirdim
Çok özledim sonsuz genişliğini secdelerin
Ben ruhumu zehir parmaklıklar ardında tutuklu bıraktım 
Öyle çok susadım ki ilk tekbirin;dudağımdan içtiğim serinliğe
Ben bencilliğin dehlizlerinde ümitsizce dolandım...dolandım...dolandım...
Öyle çok hasretim ki bir rukün kavsinde

Belimi kıran ayrılıkları göğe savurmaya 
Ben ellerine cilveli kelepçeleri vurulmuş bir zavallıyım
Çok isterdim bir kıyamın kıyametinde

İçimdeki bütün kuşları dağlara uçurmayı

Ayaklarımı dar zamanların prangalarına kaptırdım ben
Öyle hasretim ki yalnız ve yalnız sana kul olmayı 
Cümle dilenciliklerden kurtulmayı
Öyle hasretim ki göğsümde sakladığım kanadı kırık serçeleri

Rahmetinin yuvasına uçurmaya
Öyle çok hasretim ki yalnız ve yalnız sana muhtaç olmaya
İçimde saklı sancılı incileri rahmetinin kıyılarına savurmaya ahdettim 
Mülteci ellerimin ayazında ölmüş kelebekleri
Kudsi levhanın dokunuşuna emanet etmeye geldim
Ben gururun mahkumuyum...
Ben gerçeğin kaçkınıyım...
Ben günahın tutsağıyım...
Ben isyan çöllerinin çorağına sürgün bir yetimim 
Sevindir beni,sevdir,sevindir,sev,sevdiğini bildir...
Hüzünlerimi bir secdenin billur sularında erit ne olur
Ne olur korkularımı rahmetinin kucağında teskin eyle Sen
Ben sahte uzaklıkların sürgünüyüm...
Ben içine kalbimi sığdıramadığım dar vakitlerin küskünüyüm... 
Öyle özledim ki seccademin alnımdan öpüşlerini...öyle özledim...
İşte huzuruna geldim ...
Şöyle başımı sokacak bir umudum olsun istedim
İstedim ki yüzünden menekşeler toplayacağım sonsuz ovalarım olsun
İstedim ki koşup koşabildiğim kadar 
İçimde sakladığım bütün uçurtmaları rüzgarlara verebileyim
Ben sonsuz derinlikte uykuların yitiğiyim
Ben unutuş uçurumların dibinde unutulmuş bir cesedim
Ben benlik ve bencillik yabancılıklarında

Evine yol bulamayan bir yitirmişim 
Çok özledim En Sevgilinin en çok sevdiği yerde durmayı
Öyle hasretim ki öyle muhtaçım ki

En Sevgilinin en çok sevildiği halde olmaya
Geldim...Huzuruna vardım...Geçtim kendimden...Kendime geçtim
Deldim benlik dağını...Yolda kaldı ferhat...Şirinin ben oldum 
Yandı her yanım...İbrahimin oldum...Gül oldum...
Çöle verdim leylayı;aklı mecnuna sattım

Mecnun oldum yakınlığına geldim
Tüm uzaklıkları uzaklara savurdum keremini gördüm
Vazgeçtim aslıdan,gölgeden çıktım,aslına geldim...vaslına geldim... 
Yandım KUL oldum...Yandım KÜL oldum...Yandım GÜL oldum...
Durdum namaza;Miracına geldim,niyazına durdum
Nazla beni ne olur...
En Sevgilinin durduğu eşikte durdum
Miracına geldim...Miracına geldim
Nazarında tut ne olur 
Bakışınla sar beni,el üstünde tut,bırakma ellerimi...Bırakma.. 

Senai Demirci


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

.BİR DAMLA GÖZYAŞIDIR :''CAN''A HAYAT BULDURAN...

3/7/2009 · Kategori: DUA'LAR

Bir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub’un, sukut denizinde dalga olan Meryem’in fırtınalara sabrı kalkan bilen Eyüb’ün... 
Rıza bahçesine bir gül ekebilmek, gözyaşlarını teselli vuslatına mazhar olacak kadar samimiyetle dökmektir...Dua tadında akan her damla kelamsız rıza dilencisidir... 
Ey Zeyd...Ey sevdalı.... Ardından alemlere rahmet olarak gönderdiğine, en sevdiğine Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevlanın.... 
Ey Selman...Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan....Hak tarafından sevilen ve sevildiği Aleme ilan edilen.... 
Aşkla var olabilmek yollarda, hasrete gamzelerde hayat buldurmak, kirlenmemiş gökyüzü Altında sadık ve vefalı aşıkları, unutulan her heceyi işler cana saadet asrı tadında akan her damla... 
Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim... Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek sevdasına vurulduğumuz... Hüzün bahçelerindeyiz... Sensiz..! 
Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığı, vefasızlıkların asıldığı yıldızlara affı,kırgınlıkların Gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla... 
Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir, ”O”ndandır diye...Aşk dolu hayatların bir huzmesinin canda hayat bulmasını dillendirir sus olup...Ahdimi taşır akan her damla.. 
Bir damla gözyaşında saklı “can” 
Bir damla gözyaşı “can”a hayat bulduran...
...ALINTIDIR...

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Kelebekler ağlamazmış.

3/7/2009 · Kategori: GELİŞTİREN VE SPIRITUEL YAZILAR

Kelebekler ağlamazmış... 
Öyle derdi anneannem, 
Ağlıyor yavrum onlarda ağlıyor..! 
İpekten kadife elbisesi içinde, Gözyaşları akar yüreğine. 
Feryat edemezler, Sesleri çıkmaz, 
Hep güzel hep uysal, Olmak zorundalar... 
Hep gülümsemek zorundalar, 
Ama ağlarlar kimse görmez. 
Kısacık ömürlerinde, Hep başkaları için yaşarlar, 
İpek eğirirler ödülü can vermektir, 
Güzel olurlar bedeli candır vitrinlere konurlar. 
Hep güzel diye hayranız, Mutlu sanırız.. 
Ya birde dile gelip anlatabilse, 
Ya birde sesi çıksa da, Feryadını duyurabilse, 
Kime şikayet etsin..! 
Çeker çilesini sessizce, 
Kelebeklerde ağlar yavrum, Kelebeklerde..! !
(Nurten Kederoğlu)


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

KENDİNİ BİLİŞ

3/7/2009 · Kategori: GELİŞTİREN VE SPIRITUEL YAZILAR

Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir. 
Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur. 

Düşüncelerinizde daima bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz. 
Rüyalarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz. 

Ve böyle de olması gerekir. 

Ruhunuzun saklı kaynağı yükselmeli ve çağıldayarak denize dogru koşmalı; 
Ve o zaman, sonsuz derinliğinizin hazineleri gözlerinizin önüne serilecektir. 

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tartı aramayın
Ve bilginizin derinliğini değnekle veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayın. 

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir. 
Tek doğruyu buldum değil, Bir doğruyu buldum deyin. 

Ruha giden yolu buldum değil, 
Kendi yolumda yürürken ruhu buldum deyin. 

Çünkü ruh, her yolda yürür. 
Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür,
ne de bir kamış gibi dümdüz büyür. 
Ruh, sayısız taç yaprakları olan 
bir lotus çiçeği gibi açılır.


Halil Cibran

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Yüreğinizi ısıtacak bir dostluk gülünüz olsun.....

3/7/2009 · Kategori: GELİŞTİREN VE SPIRITUEL YAZILAR

".Bir gün evinizden çıkıp bir gül bahçesine girin, dokunun ellerinizle bir güle. Ama koparmayın sakın, yalnızca dokunun ve okşayın . Sevin, sadece sevin ve sevgisini tutup koyun gönlünüze. 

Dalında duran bir gülün nasıl buram buram hasret, aşk en önemlisi de dostluk koktuğunu göreceksiniz. 
Güllerin üzerindeki çiy damlalarına bakın! sevinç ve hasret gözyaşlarıdır onlar, dostluk gözyaşlarıdır. Sevdiği için dökülmüştür, dostu için. Sevgiyle okşadığınızda bakın nasıl özlemle yanar elleriniz, yüreğiniz nasıl da aşkla çarpar, sevgiyle tutuşur. Onu koparmaya varmaz eliniz. Kalbiniz titrer. 
Dokunun bir güle, koparmayın; sadece dokunun. Ne kadar katı olursanız olun, katı yüreğinizin nasıl yumuşadığını göreceksiniz. Sevginin, dostluğun sıcaklığı kalbinize nasıl dolduğunu hissedeceksiniz. 
Ve o an başınızı kaldırıp uçsuz, bucaksız gökyüzüne bakın, göğün mavisindeki ferahlığa. O an belki, sevdalı bir kuş gelip konacak saçlarınıza, ürpererek ve ürkerek gözlerinize bakacak. Avuçlarınızın içine alıp kalp atışlarını dinleyin. Salın sonra gökyüzündeki özgürlüğe ve derin bir nefes alın. Havada özgürce kanat çırpınışının güzelliğini doldurun içinize. Dostluğun, vefanın, sevginin, özgürlüğün eşsiz güzelliğini yaşayın. 

"Gül verenin elinde gül kokusu kalır" der bir Çin atasözü. Bende gül koklayanın yüreğinde gül kokusu kalır diyorum. Bir gül ancak bir dostun elinden verilince, iç bayıltıcı güzelliğini algılar ve anlarız. Buram buram kokladığımızda dostluğun ağırlığını hissederiz. 
Vefalı bir dostumuzu kaybettiğimizde yada ondan ayrıldığımızda nasıl da sancır yüreğimiz, gecelerce uykusuz kalır gözyaşı dökeriz. Sevgimizin, dostluğumuzun ölçüsünü ancak o zaman anlarız, ama ne yazık ki, bazen iş işten geçmiş olur. Çünkü geç kalmışızdır. 
Bilir misiniz? nice köklü dostluklar, ayrılık tokatını beklermiş, anlaşılmak için?. İnsan bazen dostluğun önemini, değerini ve bir dostunu ne kadar çok sevdiğini ancak iş işten geçince anlar. 
Balıklar engin denizde suyun kıymetini ancak ondan uzak kalınca farkına varır ab-ı hayatın ne olduğunun. 

Dostluklar öylesine güzel, öylesine derin, anlamlı, incelikli, içtenlikli ki; bir güneş kadar sıcak, toprak gibi vefalı, su gibi temizdir. 
Vefanın, dilin, duygunun, yüreğin el ele, yüz yüze, iç içe girdiği, gönül gönüle birleştiği, bir gül bahçesinin güneşlenmesidir dostluk. Fırtınalarda, boranda yüreğimizin ısınmasıdır. İşte o nedenle, her şeye rağmen sizinde bir dostluk gülünüz olsun yüreğinizde... 
Siz de bir güle dokunun ve sadece koklayın göreceksiniz ki, dostluklar ne kadar önemli ve değerlidir. 

Dostluk öyle bir şey ki, hep tazelenmek ister. Hatırlanmak ister. Dost olun sizde, şu üç beş günlük ömrünüzde kimseye kötülük etmeyi düşünmeyin. Size kötülük etseler bile. Vicdanı rahat, yüreği temiz olun. Dostluğun aydınlığını, sıcaklığını ve lezzetini tadın. İliklerinize dek hissederek yaşayın. 
Yeri geldiğinde sararıp solun, düşen bir kuru yaprak olun, ama asla soldurmayın, sarartmayın dostluk gülünüzü... 
Unutmayın, hayata hiçbir şeyiniz olmasa dahi, yüreğinizi ısıtacak hep bir dostluk gülünüz olsun... 

"y.bilinmiyor"

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Biz Aşkı Meleklerden

25/6/2009 · Kategori: siirler

Bak yıldızlar altında gözlerimin içine
Duy rüzgarların bize anlattığı birşey var

Bir fısıltı gibi bazen o en büyük çığlıklar
Bilmezler mi gelir geçer en büyük fırtınalar

Biz aşkı meleklerden çaldık
Birbirimize sımsıkı bağlandık

Erhan Güleryüz

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

VARLIKTA SEVGİ YANSIMALARI

25/6/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI

KAİNATIN her tarafında 'aşk-ı kimyevî' tabir edilen bir cazibe, bir çekim kanununun varlığı, varlık hamurunda pek cazibeli bir sevgi mayasının göstergesidir. Kozmik hamuru aşk mayasıyla yoğurmak, Yaratıcının seven, sevilen ve sevgiye değer veren bir varlık olduğunun kanıtıdır. Çünkü, sevmeyen, sevilmeyen, sevgiden habersiz birinin inşa ettiği evrenin temel harcı olarak sevgi olgusunu kullanması düşünülemez.


SEVGİNİN GERÇEK KAYNAĞI


Kâinatta mevcut sevginin gerçek kaynağı, onu var eden Yaratıcının kendisidir. Her sanat üslubu, onu yapan sanatkârın şahsiyetinin bir nevi tezahürüdür. Hem seven hem sevilen anlamına gelen 'Vedûd' ismi, bu sevginin kaynağıdır. Aşk ayağıyla seyr-u sulûk eden evliyanın, özellikle bu ismi zikirlerine vird edinmelerinin hikmeti de budur.

Şüphesiz bir sanatın sevilmesi için, onun sevilmeye layık donanımlara sahip olması gerekir. Bu ise, ancak her şeyde hakikî hikmeti gözeten 'Hakîm' isminin devreye girmesiyle mümkündür. 

Ayrıca o hikmetli sanatın hep güzel olarak yoluna devam etmesi için, onunla yakından ilgilenen, merhametle kucaklayan, sonsuz şefkat sahibi 'Rahîm' bir Rabb’a ihtiyaç vardır. İşte kâinatın muktedir hükümdarı olan yüce Yaratıcının, 'Vedûd' 'Hakîm' ve 'Rahîm' ismi, onu kucakladığı içindir ki, kâinat bu kadar sevimli bir sanat tablosu olarak varlık sahnesinde yer alabilmiştir.

Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi, Allah’ın en büyük isimlerinden olan Rahîm, Hakîm ve Vedûd isimlerinin—kâinat çapında—birer yansıması olan şefkat dolu eğitim ve terbiye sisteminde, büyük maslahat ve menfaatleri hedefleyen tedbirler, her tarafta izleri görülen ciddi bir ilgi ve güçlü bir sevginin pırıltılarını saçan yardımlar, ikramlar, ihsanlar ve lütuflar söz konusudur (krş. Mektubat, 284). 

Demek ki, Cenâb-ı Hakkın rahmeti gibi, muhabbeti dahi bütün kâinatı ihata etmiş, kuşatmıştır. (Mektubat, 304-305)


SEVGİYİ SEVGİLİ KILAN UNSURLAR


Sevgi olgusunu sevimli kılan unsurların başında kemal ve cemal gelir. Çünkü mükemmellik ve güzellik—kusursuz olduklarından—fıtrî birer cazibe merkezidir. Mıknatıs gibi şuurlu varlıkların aklını çeker, gönlünü cezbeder. 

Bilindiği üzere, Zât-ı Vâcibü'l Vücudun hadsiz cemal ve kemâli vardır. Çünkü, kâinat çapında parıltıları görülen cemal ve kemâlin bütün envâı, Onun cemal ve kemâlinin emâreleri, işaretleri, âyetleri ve belgeleridir. İşte, her cemal ve kemal sahibi bilbedâhe cemal ve kemâlini sevdiği gibi, Zât-ı Zülcelâl dahi kemal ve cemâlini pek çok sever. Hem kendine lâyık bir muhabbetle sever. Hem kemal ve cemâlinin birer unvanı olan esmâsını/güzel isimlerini dahi sever. Madem esmâsını sever; elbette esmâsının cemâlini gösteren san'atını da sever. 

Öyleyse, cemal ve kemâlinin aynası ve harikalar harikası maharetinin birer yansıması olan sanatlı yaratıklarını dahi sever. Madem cemal ve kemâlini gösteren aynaları sever; elbette güzel isimlerinin cemal ve kemâline işaret eden mahlûkatının güzelliklerini de sever... 

Bu beş nevi muhabbete, Kur'ân-ı Hakîm, âyetleriyle işaret ediyor. Yeri gelince şunu da belirtelim ki, yaratıklar içinde en mükerrem, yaratıcısını candan seven ve onun tarafından sevilen insan nevidir. Özellikle o hadsiz mahbuplar/sevgililer içindeki mezkûr beş veçhinin her bir veçhinde en yüksek makam, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâma mahsustur ki, 'Habîbullah' unvanı ona verilmiştir (krş. Mektubat, 304-305).


GERÇEK SEVGİNİN ÖLÇÜSÜ 


Sevginin zayıf veya güçlü olması, sevdalı olduğunu iddia edenin samimiyeti ile doğru orantılıdır. Gerçek sevginin ölçüsü, onun barındırdığı dinamik enerji, pozitif sinerji ve potansiyel gücüdür. 

Hakikî sevgi, Hak ismine dayandığı, hak ve hakkaniyet din olan İslam’la yansıtıldığı için, 'İslam/hak daima üstündür, alt edilemez' (Buharî, cenaiz, 79) mealindeki hadis-i şerifin işaret ettiği güçlü bir konuma sahiptir. Sarp dağların engel olamadığı Ferhatların aslanlar gibi yürüyüşü, vahşi kurak çöllerin acımasız tavrı karşısında hiç istifini bozmayan Mecnunların bu akıl almaz duruşu, ancak bir aşkın gücü ile izah edilebilir.

Kur’an-ı Hakîmin ifadelerinden, Züleyhâ’nın nefsânî/mecazî aşkı ile, Hz. Yusuf’un Rabbânî/hakikî olan aşkının farkını anlamak mümkündür: 

'Yusuf’un aşkı, bağrını yakmış'(Yusuf, 12/30) kadın olarak ün yapmış Züleyhâ’nın nefsânî aşkının zayıflığı; 'İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın Yusuf’un gömleğini arkadan (çekerek) yırttı. Kapıda kadının kocası ile karşılaştılar. Kadın, kocasına dedi ki: ‘Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptan başka ne olabilir?Ò (12/25) mealindeki cümleden anlaşılabilir. Bir anda,—ilân-ı aşk ettiği—sevgilisinin aleyhine dönmesi, aşkının nefsânî ve zayıf olduğunun göstergesidir. 

Buna mukabil, Hz. Yusuf’un Rabbânî olan aşkının gücünü; 'Rabbim! Bana dünyada saltanat verdin, özel bir ilim ve bilgiyi lütfederek olayların arka planlarıyla ilgili isabetli yorumlar öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim dostum sensin, ne olur, artık Müslüman olarak canımı al ve Salih kimselerin arasına kat!' (12/101) mealindeki ifadesinde bulabiliriz.


SEVGİNİN YAN ETKİLERİ


İnsanoğlu geçici de olsa, dikkat ettiği bir konu/bir nesne hakkında duygularını yoğunlaştırmaya başlar. Duyguların yoğunlaştığı konu etrafında bir benimseme temayülü ortaya çıkar. Bu temayülün bahis mevzuu olduğu konuya tekrar, tekrar bakma meyli doğar. Bu mükerrer bakıştan bir ünsiyet, bir ülfet, bir yakınlık hissi meydana gelir. Yakınlık hissinden bir tanışıklık ve alışkanlık husule gelir. Bu alışkınlıktan şiddetli/güçlü bir meyil, bundan da sevgi doğar. 

Böylece şiddetli temayülden sevgi, şiddetli sevgiden aşk ortaya çıkar. Aşk ise, özelliği itibariyle, korumacıdır, maşukuna toz kondurmaz; tekelcidir, sevgilisini kıskanır, başkalarla var olan ortak yönlerinden ziyade temayüz eden farklı yönlerini, güzel yanlarını görmek ister. 

Aşk aynı zamanda kördür; sevdiğinin kusurlarını görmezlikten gelir. Aşk ve sevginin bu özelliklerinden ötürüdür ki, her âşık kendi maşukunun bendesi, hayal ettiği güzelliğinin esiri, var saydığı eşsizliğinin kulu-kölesi olur. Bütün dünya toplansa sevgilisini gözünde çirkin gösteremez. Bu yapısıyla sevda, gerçekte manevî pek çok yaralara merhem, bir çok hastalığa ilaç, bir çok zehire panzehir olmakla, hakikat yolcusunun gücüne güç katmakla beraber, yanlış kullanımından doğan yan etkileri oldukça zararlıdır. 

Bunun en açık delili şudur ki;—aşkın şekli ne olursa olsun—âşık olan nice kimselerin gözünde, en çirkin bir sima, sevgi ile cilalandığı zaman ay yüzlü bir güzel olup çıkar. En tutarsız bir düşünce, sevgi ortamına girdiği andan itibaren, en tutarlı bir görünüm kazanır. En yanlış bir ideoloji, sevgi rotasına girdiğinde en doğru bir endam ile boy göstermeye başlar. En mantıksız bir fikir, sevdalısının yanında bağları kopmaz, halkaları kenetlenmiş mantık zinciri görünümünde olur. En değersiz bir gaye, aşk potasında eridiği zaman, eşsiz bir değer kazanır.

Tarih, bu kör olası sevgi yüzünden basiret gözünü kaybeden, rotasını şaşıran, yanlışı doğru, batılı hak olarak gören nice mecnunlara şahitlik etmiştir. 


BU YANLIŞLARDAN KURTULMANIN YOLU


Şaşmaz bir rehber olan Kur’an gibi ilahî bir mesajın ışığında basiretinin gözüne sihirli 'hak sürmesi'ni çekmek, aklın gözüne mantık cilasını sürmek, gönül gözüne beka gözlüğünü takmak, onunla fani maşuklara bedel, baki-i hakiki olan Allah’ı ve saadet-i ebediye olan ahiret diyarını aşkının yegâne hedefi haline getirmektir. 

Her birimiz mecazî aşkı hakikî aşka dönüştürmeli, yanlış sevgilileri bırakıp doğru maşukları seçmeli, Hz.İbrahim gibi bekaya yönelik hakikî aşkı ilan etmeli ve şöyle demeliyiz: 

'Bir an var olup ardından hemen yok olmaya mahkum olan sevgilileri istemem..' 

Çünkü Güzel değildir batmakla kaybolan sevgili.

Çünkü zevale mahkum hakikî güzel olamaz ve aşk-ı ebedî için yaratılmış kalp ile sevilmez ve sevilmemeli. 

Bilakis vicdanın ta derin vadisinden kopup gelen şu feryatlara kulak verilmelidir:

Fâniyim, fâni olanı 

istemem. Âcizim, âciz olanı istemem.

Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayrı istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.' 

(Bkz. Sözler, 213-218).

Evet isterim; gerçek sevgilinin yolunu gösteren, onun sevgisine sevgi katan, beni ona götüren bütün varlıkları isterim.. İsterim ki, sevdalı gönlüme gözlük, aklıma süzgeç, vicdanıma ayna olsunlar. Her şey sihirli bir ayna olsun ki, bana Rabbimi göstersin. 

Evet, her güzelin güzelliği O’nun cemalinden; her mükemmelin kemalatı da O’nun kemalinden haber vermektedir. İfadeleri farklı da olsa, işaret ettikleri güzellik ve mükemmellik O’na aittir. NİYAZİ BEKİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Ey Gönül... Ölmedinse Uyan!

25/6/2009 · Kategori: DUA'LAR

KAPALI... Şuur kapalı, akıl kapalı, hayâl kapalı… Gözler, kulaklar kapalı. Duygular kapalı ve en önemlisi ruh kapalı. Kalbin kapıları kapalı. Ne vardı bu kadar içine kapanacak? Bir de perdeler kapalı oralarda… Neleri kaçırdığının farkında mı oturduğu mekânlarda, yaşadığı bedende insan? Duyuyor musun, dinliyor musun beni? Hayat çağırıyor seni. Gönlünü dinle, kalbini dinle yürü, aklını dinle dur. Aç perdeleri tek tek. Önce ışığını, çok ama çok erkenden kapattığın o loş odaların, uykusuz gecelerin karanlığından çık kurtul ey ruhum. Mutluluk aradığın yerde değil, kaçmak kapanmak asla çıkar yol değil. Bir dene istersen, bir defacık olsun bir dene lütfen. Nelerin değiştiğini gör ve gül. Gül de, güller açılsın güller koksun her yanın. 

Biliyorum ezan vakitleri dışında duymadığın, duymak istemediğin, kendine yabancı kıldığın bütün seslerin, kalbine açılan yoldan içeriye girmesine izin ver. Uzaklardan gelen bir kırlangıç sesi, bir rüzgâr uğultusu… Eğer yeşermeye uygun bir tek duygun kalmışsa binlercesinin arasında, dirileceksin. Bir nefes alıp vereceksin, hayat kadar. Hayatının tamamı kadar bir nefes. 

Seni, yanına hayat çağırırken ölümün karanlık gecesine gömülmen neden? Göz ağlamak için, göz görüp de duygulanmak için, kalp yaşamanın çok ötesinde hissetmek için. Sen bütün duygularını boşuna kapamışsın. Kaç bakalım, kaç kendinden ve Rabbinden kaç Ama nereye kadar? Nereye gidersen git, o sonsuz rahmetin kucağındasın hep. Ve ondan başkada hiçbir yere kaçamayacaksın. 

Bir dene, aç şu perdeyi, aç şu gözlerinin önündeki o incecik perdeyi. Fırla yatağından, hayatının yanlış akan ırmağından. Yoksa denizlere kavuşmaz bu ırmak, bu hayat. Çevir yönünü ummanlara. Çöllerde kuruyup gitme. Pencerenden içeriye sızan ilk ışık, güneşten ve güneşin Sahibi’nden sana bir merhabadır, görüyorsun. Gülüyorsun şimdi değil mi? 

Başkaları nasıl yaşıyorsa, sen öyle yaşayamazsın. Sen ki en sıradan idealin bile bir düşeni kaldırmak idi. Şimdi, kendi girdabında boğulmak üzeresin. Eğer bir kapı varsa, bir pencere varsa önünde, aç artık. Işık dolacak içeriye, baştan aşağıya nurlar içinde kalacaksın, yıkanacaksın. Başka bir seçim yok senin için. Açacaksın, açacaksın ne varsa. Görmeni engelleyen her şeyi, aşacaksın. Perdeleri tek tek aralayacaksın. Hem senin için ne dualar edildiğini bir bilseydin, asla ümitsizlenmezdin. Bu yoldan niceleri geçtiler. Gidenlerin bir çoğu dönmediler. Sen, gayesiz yollarda yürüyenlerin yolcusu değilsin. Sen, uykusuz geceleri bıçak gibi bölen, paramparça edensin. Rabbin kapını ışıkla çaldı, gönlünü ilhamla kalbini sevgisiyle. Direnme artık boşuna, boş yere. İnadın sırası değil. Kapılar bile yok önünde, belki perdeler bile yok. Gözlerin hafif hafif bir aralansa, ilk defa ama ilk defa dünyaya gelen bir bebeğin tertemiz bir ruhun gözü ile bakabilsen, ah bir bakabilsen… Hayatı değiştirmek, yeniden bir sayfa açmak bu kadar kolayken bunca zorlara düşmek neden? Şimdi kalbinle değil nefsinle hesaplaşma vakti. Tut yakasından, vur yere şeytanın uşağını.

Allah’ım, güzel Allah’ım. Sana gelmek ve koşmak isteyen bütün ruhların önündeki kapıları aç, ardına kadar aç lütfen… Her an yeniden yarattığın kâinata, her an yeniden bakabilen bir göz, onu, her an yeniden anlayabilen bir akıl ve her an yeniden hissedebilen bir kalp lûtfeyle.

Niye korkak, niye kaçak, niye yalnız, niye uzak Sen’in rahmetinden bunca insan Allah’ım? Neden? Sen’den neden kaçıyorlar? Belki de kaçtıkça yakınlaşıyorlar. Evet, Sen ki, kaçtıkça yakınlaştığımızsın. Göklerin ve yerin nurusun, ışığımızsın. Dört bir yanımızsın. Bütün sınırlar senin, sınırları belirleyen çizgiler de senin. Kalbimde çoktandır unuttuğum, öldüğünü sandığım sevgin, bugün gözyaşımla dirilsin, izin ver. Mahşere bırakma bu dileği… Dirildiler işte. İçime attığım yeter artık sıkıntıları, kederleri. Uçurumlara, çiçekler ekmem yakışır mıydı? Ve boşluklarda ne aradım bilmem yıllar boyu. Ey yaşlı suç ortağı nefsim, ey zavallı kalbim. Ey sesi kısılmış duygularım. Yeter artık bir perde açın, bağışlayıcı ve affedici bir sesin sahibinin davetine doğru yürüyün, koşun artık. 

Kalbime düşen kurtlar, delik deşik ettiler o güzelim dünyamı, mahvettiler. Tam da hayatın bu anında yeniden yaşamak istesem, adeta bir çocuk gibi yeniden doğsam çok mudur istediğim Rabbim? Bahtına düştüm, kapına geldim. Lekelenen melek vaktim, pembe beyaz baharlarım, ağlayan dakikalarım, hüzünlü günlerim adına beni affet. Ben gibi olanları, o durumda bulunanları da affet. Yolumdan beni ayartmaya çalışanları da affet, bilmiyorlar. Ve onlara öyle bir lûtfet ki, hepsi ama hepsi Sen’in sonsuz rahmetinin kucağında bulsunlar bir gün kendilerini. Ve öyle şaşırsınlar, öyle bir çığlık koparsınlar ki, bir çığ olup üzerlerine düşsün rahmetin bembeyaz. Kefen gibi örtsün tüm günahlarını, yıkanmış, arınmış gibi. Kabul edilmiş katındaki ak pak tövbelerinle çıksınlar bu yığının, bu enkazın altından.

Ah Ömer, Faruk Ömer, senin o mahzun içler yakan hatıranın hürmetine, duanın arasına bizimkini de alsan ne olur? Hani bir gündü ; “Hz Peygamber’i memnun ettin, Hz Ebubekir’i memnun ettin, sayısız insanı memnun ettin yaşadığın sürece. ‘Sen ki Cennetin Firdevs’lerinde gezeceksin, ne mutlu sana’ dediklerinde baştan aşağıya buz kesmiş, acı bir tebessümle bakmış ve demiştin ki; ‘Keşke annemden doğduğum günkü gibi saf temiz bir çocuk olarak kalaydım. Bu dünyadan öyle gideydim. Başka hiçbir şey bu kadar memnun etmezdi beni’ demiştin.” Duana katılıyorum bütün zerrelerimle. Ne güzel bir arzuda bulunmuşsun. Tam sırası o duana, arzuna âmin demenin. Sen ki ey Ömer, bir bakışta tutuşup yanmıştın. O Sevgilinin bakışıydı seni tutuşturan, yakan. Olan oldu işte, bir anda sen mutluluk ağacının başında asırlar sonrasına gülümseyen bir meyve oluverdin. Şu an senin ağacının, uğruna yaşadığın hayatının meyvesini yiyoruz. Ey ruhum sahabe bunlar, yıldız insanlar. Takıl peşlerine onların, bul şaşırtmayan gerçeğin aydınlık yolunu. Arama, yok başka çıkar yol, başka kılavuz. Onlar ki ışığını kainatın sevgilisinden ve canlı güneşinden aldıkları için ebediyen parlayacaklardır. Yolunu kaybedenlere hep birer ümit ışığı olacaklardır. 

Ey kenar, kuytu köşelerde, karanlıklarda, yataklarda, oralarda, buralarda kıvranan ruhlar. Acziyetinizin, hiçliğinizin ve günahlarınızın gücüne inanın. Çünkü karadan aka geçmek bir adım bile değil. 

Dirilişi öldükten sonraya bırakmayalım. Ezdirmeyelim bu kadar ruhlarımızı. Kalbimiz dayanmaz böylesi ağır yüklere. Ben ki, yaşadığımı ve inandığımı yazmak istiyorum. Konum bütün insanlığın dramı. Bir doğum anında, içimizi dışımıza dökmek zamanında söylediklerimizi duyar da söyleyemediklerimizi bilmez mi Rabbim? 

Ah lekelenen melek vaktim, pembe beyaz baharım, ey kalbimin hazin sesleri. Adını, adın’ın yanındaki, o güzel adla yüceltmek istiyorum Rabbim. Kâinatın yaratıldığı andan beri ne varsa, aldığı nefes ve yaratılan bütün zerreler adedince sonsuza dek Sana hamdü senalar, o sevgili Resulüne selamlar, salavatlar olsun. Susan diller, dudaklar adına da… Kâinattaki gezegenler ve içlerindeki moleküller sayısınca, adının anılmadığı anlar adedince, her mekana şâmil, bir dua olsun Rabbim bu. Rahmetinin temsilcisi olan O zatın ve O’nun en büyük mucizesi Kur’an’ın ve O’nun dava ettiği davanın adına ve hürmetine, meleklerin onu taşıdığı, indirdiği anlardan sindirdiği yerlere kadar Resulüne salat-u selam olsun Allah’ım…. 

Ya Rabbi Sana hamdetmek, şükretmek ve o şükürler için de şükretmek ne güzel… Biliyorum kabul ediyorsun dualarımı. İnanıyorum ki varsın, beni duyuyorsun. 

Şu an da, adını anan müezzinin okuduğu ezanda da varsın, haksın. Bütün kâinata cennetten bir kapı aralıyorsun. Sadece davetine değil, rahmetine çağırıyorsun bütün insanları. Büyüklüğünü ilân ettiriyorsun küçücük dillerle.. Her yer kulak kesilmiş yeri göğü inletiyor o güzel sâdâlar. Bütün kalpler dalga dalga titriyor şu an. Rahatlayan ruhlarımız bir ümidi yakalar gibi. Kapımıza bu kadar yaklaşmışken rahmetin, bize de açmak kalıyor sadece. Allah’ım bu gücü de lûtfeyle. Kapında inleyen şu kulunun ruhunu da doğruların ruhunun yanında dinlendir. Rahmetin yar olunca her şey kolay. 

Yolculuk saati gelip çatmadan ruhumuzu temizleyecek olanları yakın et bize. İzbe köşelerde, karanlık odalarda kıvranan ruhlar adına güneşi görmeden, nurundan, rahmetinden habersiz şaşkın, kararsız tüm ruhlar adına, sevdir bize sevdiklerini… Sevginin ebedi mahkûmu olalım. Ebedi Cennetinde sonsuza dek sevdiklerimizle beraber bizi mutlu et, bizi bırakma. Ey Rabbim vakt erişince, toprağa katsan da bedenimizi, biz o karanlık sanılan alemde de söyleyeceğiz bu şarkıyı…Korkumuz yok karanlıklardan adınla, nurunla aydınlanınca her yanımız. Yaşasın bizim için yaşattığın ve varettiğin ümit. Yaşasın ebediyet, yaşasın bitmez tükenmez sevinç günlerimiz… Ey ruhum, söyle bu duayı, seviyorum Allah’ı. Yok Sen’den başka gidecek, yok Sen’den başka varılacak. Affet bu dünya sürgününde nefsine yenik düşenleri, bizleri affet. Dertli Yunus gibi, dudağımızda o sevgilinin adını anarak bizleri affet. 

“Arayı arayı bulsam izini

İzinin tozuna sürsem yüzümü” 

Hangi günahı işlerse işlesin, hangi ağırlığın altında kalırsa kalsın nihayet bir kalp taşıyor herkes. Yeniden de bir başka insan yaratılmayacağına göre bu dünyanın imtihanında, yine ümit bizde. Yüz binlerce insanın hepsinin suçu, günahı sanki üzerimizde gibi bir ah çekip yansak. Bir ah ki yüz binlerce insanın yeniden affının ve dirilişinin sâdâsı olsa. Affet, binlerin, yüz binlerin uyanışı adına bizi affet. Söz veriyoruz, telafi edeceğiz bunca ziyanı. Elveda boş yıllar, elveda aldanış diyeceğiz. 

Allah’ım toprağın altına da girsem, yıldızlara da çıksam, bu dünyada milyon sene de yaşasam, Sen yoksan ben ne yapabilirim, nasıl yaşayabilirim ki? Senin olmadığın dünyalar yok olsun. Senden istemeyen dillerim kurusun sana açılmayan ellerim kurusun. Yıkılsın gitsin bedenim. Dağılsın toz olsun zerrelerim. Allah’ım öyle bir iman lûtfet ki Sana yok diyenler bile Sen’de varolsun. Seviyorum seni Allah’ım. Kalbimi, kalbimin sevdiklerini ve sevdiklerimle ebediyen beraber olmayı vaat ettiğin için seviyorum Sen’i. Seviniyorum. İnanıyorum Sana, güveniyorum hiç kimseye güvenmediğim kadar. Biz istemeden bizim için her şeyi yaratan Rabbim. Sen’den ayrı günlerim, anlarım azap oluyor.

Neler neler yazmaktı niyetim ama yine rahmetine doğru çark etti kalemim. Alev alev yanan ruhumun, kızıl renginde tutuşan yüreğimin, kanlarından rengini almış gül gibi kızaran kalbimin senden tek bir duası var bugün. Kabul eder misin söyleyiversem izninle? Aşkınla yanan dudağımla fısıldıyorum ruhum ürpererek... Aç ki şu gözlerin önündeki perdeleri, göremeyenler görsünler bu güzellikleri. 

Hangi işte senin adın varsa işlediklerimiz güzelleşiyor. Sevgilinin, Peygamberimin adını anınca bilirim ki, dualarım yerde kalmaz sana yükselirler kat kat. Kabul et, lûtfet ne olur.

Kulakların, kalplerin önündeki bütün kapıları, perdeleri ardına kadar aç. Dudaklar seni söylesin, şarkılar seni ansın, kalemler seni yazsın, ayaklar sana koşsun. Kalmasın bir kişi ki kıytı kuyularda Sana sevgisini, özlemini söyleyememiş. Bütün kırık kalpler, ümidini kesmişler adına, şeytanın ve nefsin tuzaklarına batmışlar adına, tövbe sularında yıka hepimizi, kalbimizi. Kalbimiz Sana emanet. Pişmanlığın ve tövbenin ve bütün bunların sonunda geçirdiğimiz ağır ameliyatın o ağır yaralarına rağmen tüm hastalıklarımızdan, kirlerimizden kurtar, arındır bizi. Rahmetinin ruha derman ilâcıyla. 

Allah’ım günahları işleyen bizleriz, dönmemizi bekleyen sensin, cennetini istiyoruz. Çok mu? Yüzümüz yok mu? Madem Cennetini onu isteyene vereceksin aç kapısını ardına kadar, aç. Bozduğumuz tövbeler, yaptığımız tüm yanlışlar için bir kere daha Sana, yalnızca Sana tövbeler olsun. Tövbelerimizin affını ve kabulünü vaat ettiğin için de hamdüsenalar olsun. Biz ki, bu dünya çölünün garip yolcularıyız. Bu günah dolu, ağır yükle bu vadiler, bu yollar aşılır mı hiç? Sonsuz yolculuğa aşkına güvenerek, bir gönüle girerek, seni seven gönüllere girerek, güçlenip hep beraber kanat çırpmak istiyoruz katına. Dikenlerin bile gülün yanında kıymet kazandığı bir dünyada o Sevgilinden başka sığınacak gülümüz, Sen’den başka Rabbimiz yok. Sana ibadeti, Sana duayı terk etmiyoruz ama bunlara da asla güvenmiyoruz. Nedeni belli. Şeytan da çok ileri gitmişti ibadette ama ona bir faydası olmamıştı. Dostluğunu yar eyle, sevdiklerinin yolundan ayırma bizi. 

Çok şükür dualarımız kabul edildi gibi… Kalbim sükun ve huzur dolu… Bütün bunları yaşamak için gelinseydi bile bu dünyaya değerdi Allah’ım. 

Ey kapalı kapıların ardındaki duygular, gözler, kulaklar, kalpler, ayaklar…Aralanın, ayaklanın… Haydi ey insanlar, kalkın artık. Hoş günler geliyor; kış geçti, bahar bitti, şimdi yaz başladı. Şaşkın ruhumuzu nefsin şehvet rüzgârları kollarına almadan ve sarmadan, kalbimizi onun sahibine emanet edelim. Kalkın ey ruhlar, kalkın. Öyle bir kalkın ki yataklarınızdan, öylesine açın ki kapıları ümidiniz coşsun. Sevginiz başka yürekleri de tutuştursun. Evet, bu karanlıklardan aydınlıkları çıkarmak için kalkın, uyanın. “Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından hiçbir şey kaybetmez” diyor Mevlana.

Ey gönül ölmedinse uyan, yeter artık. Sana kapalı görünen kapıları aç artık. Göğün mavilerine, Cennetin baharlarına uç artık. 

Selim Gündüzalp

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Rabbim ALLAH’tır Benim

24/6/2009 · Kategori: DUA'LAR

Mevla’m Bizi Biran Olsun terk etme

Sevgin İçimizde Hep Uyanık Kalsın

Yolun Rasul’ün Yolu Olunca Ondan Başka Kime Bel Bağlayayım

Rabbim ALLAH’tır Benim

Nurum Ve Kurtuluşum Ondan Gelecek

Öyleyse O’nu Bırakıp Kime Gideyim

Günahla Örtülmüş Varlığım İçinde

Bir O’nun Özlemidir Beni Yaşatan

Şefaatim O’nun Dilindeyken

O’nu Bırakıp Kimi Dinleyeyim


Mevla’m

Beni Kendine Dost Seçinceye Kadar Yaşat

Ve Aşkınla Yandığım Biranda Al Canımı

Al Ki Ölüm Aşkımın Adı Olsun.


ALLAH’ım Sana Meryem’in Temizliği İle Gelmek İstiyorum

Günahlarla Kirlenmeme İzin Verme.

Sana Musa’nın Duası İle Geliyorum

Şeytana Uymam İçin Peşimden Koşanlardan Beni Kurtar.

İsmail’in Tevekkülü İle Boynumu Büküyorum.

Beni Ve Soyumu Sana Kul Olarak Yaşat.

Sana İsa’nın Ruhu İle Geliyorum.

Beni Katına Almanı Diliyorum.

Sana Yunus’un Duası İle Yalvarıyorum.

Beni Yutan Nefsimin Karanlıklarından Kurtarmanı Bekliyorum.

Rabbim, Sana Yusuf’un Gömleği İle Geliyorum.

Beni Düştüğüm Ümitsizlik Kuyusundan Çıkarmanı Diliyorum.

Sana Muhammed Mustafa’nın Kulluğu İle Geliyorum.

Beni Miraca Çıkarmanı Bütün Sıkıntılarımı Gidermeni Diliyorum…

Amin

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Blogcu ile yapıldı