1/6/2009 · Kategori: Aura ve Enerji Alanı
Chakra
Sanskrit dilinde 'ateş çemberi' 'tekerlek' anlamını taşıyan chakra'lar bedenimizin enerji bölge merkezleridir. Her bölge farklı özelliklere sahiptir ve bir rengin frekansınıtaşımaktadır. Her biri belli başlı organlara, algılara, salgı bezine etki etmekle yükümlüdürler. Hastalıklarımız bile bölge ile alakalı chakra, ya da chakra'lardan kaynaklanan bölgeler arası enerji fazlalığı ya da azlığı neticesinde oluşmaktadır. Ahenkli, uyumlu bir enerji sirkülasyonunun alımı ve dağılımı söz konusu olduğu sürece sağlıklı bir beden ve ruha sahip oluruz. Chakra' ların sayısı ve bölgesel anlamda yerleri tam anlamıyla net olarak belirlenmiş değildir. Ancak bilinen yedi adet temel chakra vücudumuzda mevcuttur.
CHAKRALAR ve ÖZELLİKLERİ
BİRİNCİ CHAKRA
Muladhara Chakra, Kök Chakra ve Kuyruk Sokumu Merkezi olarak da adlandırılır.
Birinci chakra'nın kuyruk sokumuyla bağı vardır ve aşağıya açılır. Birinci chakra makatla üreme organımızın arasında yer almaktadır.
Birinci çakra Kundalini'nin bulunduğu sakrum kemiğinin altında yeralır ve başlıca niteliği masumiyettir. Masumiyet, önyargıların ve şartlanmaların getirdiği sınırlar olmaksızın, saf ve çocuksu neşeyi deneyimlediğimiz bir niteliktir. Masumiyet bize haysiyet, denge ve son derece kuvvetli bir yön duygusu ve yaşama amacı verir. O, sadelik, saflık ve neşeden başka birşey değildir.
Masumiyet, küçük çocuklarda varolan ruhani bilgeliktir ve bazen modern yaşam tarzlarımız yüzünden bulutlanır. Ama bu nitelik sonsuza dek bizim içimizdedir ve asla yokedilemez.
Özellikleri:
Rengi : Parlak kırmızı alev rengi
Element : Toprak
Duyu : Koklama
Sembol : Nilüfer (dört yapraklı lotus) çiçeği
Amaç : Gerekli olan maddi güç
Bölge ve Salgı Bezleri : Kuyruk sokumu kemiği, makat, sinir istemi, kalın ve düz bağırsaklar, testis, vajina, kan ve hücre üretimiyle ilgili bölgelerden sorumludur.
Ayrıca omurga, kemikler, dişler, tırnaklar v.b.bölgeler ve böbreküstü bezleriyle alakalıdır. Erkekte fiziksel, kadında duygusal yansıtıcı olan bu chakradaki bezler kan dolaşımının gerektiğinde ayarlanması yetisine sahip adrenalini ve noradrenalini üretmekle yükümlüdür. Bu yol sayesinde bedenimizin ihtiyacı dahilinde tepki ve reaksiyon gösterir. Ayrıca, bu bezler bedenimizin ısı dengesi üzerinde etki sahibidir.
Burç ve Gezegenleri : Koç-Mars; Boğa; Akrep-Plüton; Oğlak-Satürn
Yaşamınıza etkileri : Hayat enerjisi, başarmaya yönelik güç, asilik.
Azim, samimiyet, dünyaya hakim olma gücü, maddi alanda zevk. İstem dışı bilinçsiz bağımlılıklar, cinsel güç, devinim ve yenilik. Ayrıca güven ve kararlılık etkileri sergiler.
İKİNCİ CHAKRA
Svadhistana Chakra, Kuyruk Sokumu Chakrası,Çapraz Merkez de denilir.
İkinci chakra, göbeğin 3-5 cm altında yer almaktadır. Böbrek üstü bezleri, bağırsaklar, cinsel organlarla alakalıdır.
İkinci çakra, yaratıcılığın, saf dikkatin ve saf bilginin çakrasıdır. Bizi ruhani ilham kaynağına bağlar ve etrafımızdaki güzellikleri deneyimlememizi sağlar. Bu çakra tarafından verilen saf bilgi akla ait değildir, fakat avuçlarımızın içinde hissedilebilen ve gizli bedenimizdeki tıkanıklıkları ortaya çıkartan Gerçek'in birebir idrakıdır. Bu çakra ayrıca saf, istikrarlı dikkatin ve konsantrasyon gücünün de merkezidir.
Fiziksel boyutta Swadhistan Çakra karaciğer, böbrekler ve karnın alt bölümünü kontrol eder. Çok fazla düşündüğümüz zaman, bu merkezin tüm enerjisi tükenir, ve bu çakra tamamen dengeden çıktığında şeker veya kan kanseri gibi hastalıklar ortaya çıkabilir.
Özellikleri:
Rengi : Portakal (Turuncu)
Element : Su
Duyu : Tat alma
Sembol : Altı yapraklı lotus çiçeği
Amaç : Varlığın yaratıcı üreme gücü
Bölge ve Salgı Bezleri : Deri, süt bezleri, leğen kuşağı kemikleri, dişi üreme organları, böbrekler, mesane ilgili bölgeleridir. Ayrıca kan, lenf, mide suyu, sperm v.b. tüm sıvılar, prostat bezi, ter bezleri bu chakrayla bağlantılıdır. Bütün bunların işleyişleri eril ve dişil cinsel enerjiyi göstermenin yanı sıra dişi çevirimin düzenini (adet) sağlamakla alakalıdır.
Burç ve Gezegenleri : Yengeç-Ay; Terazi-Venüs; Akrep-Plüton
Yaşamınıza etkileri : Duygusal zenginlik, açıklık ve verici olmak. Kişinin kendi kendine gösterdiği ilgi, eş olmanın temelinde kurulu ilişkiler, beden enerjisi ve üretkenlik.
Bedensel istekler, cinsel beraberlik safhasında insanın ego potansiyelini terk ederek özüne dönmesi etkilerini sergiler.
Önemli not: İkinci chakra'ya bazen dalak merkezi ismi kullanılabilir.
Eskiden bazı ezoterik eğitim merkezlerinde, cinselliğin mevcut olmadığı bir sistem kullanılmaktaydı sonraları düşünce merkezlerinde bu farklı olan yöntemler çeşitli yönleri ile bütünleştirilmiştir. Kök merkezdeki cinselliğin dalak chakrası ile bağdaştırılmasının sebebi budur.
ÜÇÜNCÜ CHAKRA
Manipuraka Chakra, Solar Pleksüs Chakrası, Güneş Sinir Ağı Chakrası veya Göbek Merkezi, Dalak, Mide, Karaciğer Chakrası adlarıyla da adlandırılır.
Üçüncü chakra göbekle göğüs kafesi arasındadır. Sinirlerle, sindirimle alakalıdır.
Üçüncü çakra bize cömertlik, mutlak tatminkarlık ve memnuniyet duygularını verir. Sol tarafta, bu merkezin ana niteliği huzurdur, bu çakrayı temizleyerek kişi stres ve gerginlikten kurtulur. Sağ tarafta, dikkatimizin ve konsantrasyon gücümüzün organı olan karaciğeri yönetir.
Dengeli çalıştığında, Nabhi Çakra bize ruhani yükselişi, dürüstlüğü ve ruhani ahlak duygusunu, ve hayatımızın her evresinde mutlak denegeyi verir
Özellikleri:
Rengi : Sarı
Element : Ateş
Duyu : Görme
Sembol : On yapraklı lotus çiçeği
Amaç : Varlığın şekillenme gücü
Bölge ve Salgı Bezleri : Nefes(diyafram), böbrek üstü, Sırtın alt kısmı, karın, sindirim sistemi, mide, dalak, safra kesesi, karaciğer, sinir sistemi ilgili bölgelerdir. Karaciğer (pankreas) besinlerin sindirilmesinde etkilidir. Karbonhidrat mekanizmasını, kandaki şeker miktarını ayarlayan insülin hormonunu salgılar. Pankreas tarafından salgılanan enzimler protein ve yağ dengesi açısından önemlidir.
Burç ve Gezegenleri : Aslan-Güneş; Yay-Jüpiter; Başak-Merkür; Mars;
Yaşamınıza etkileri : Sıcaklık, bolluk, güç, takdir kazanmak, toplumsal kitlelerde mevkiye ulaşmak.
Yaşam tecrübesini kabullenmek, gelişim, ilerleme, analiz, bilgelik, beraberlik.
Kategoriye sokma, analiz, nefsinle mücadele ederek hizmet vermek, bağlılık ve itaat.
Enerji ve eylem, aktivite iradesi, ön planda olmada etkiler sergiler.
DÖRDÜNCÜ CHAKRA
Anahatha Chakra, Kalp Chakra ve Kalp Merkezi Chakrası adı ile de adlandırılır.
Dördüncü chakra göğsün tam ortasında yer almaktadır. Kalp ve kan dolaşımı üzerinde etkilidir.
Dördüncü çakra, kalbin çakrasıdır ve burası, bütün hareketlerimize şahitlik eden, içimizde gizlenmiş bir elmas gibi parlayan, ezeli ve ebediyen saf olan ve hiç bir şey tarafından bozulmayan gerçek Kendi'mizin, Ruh'umuzun bulunduğu yerdir. Aydınlanmadan sonra, dikkatimiz ilk defa olarak Ruhumuzla iletişime girer ve biz böylece Ruhumuzun idrakına varırız. Egomuz ve şartlanmalarımızla oluşmuş olan tüm yanlış kimliklerimiz yok olur ve biz gerçek doğamız olan Ruhumuzla özdeşleşmeye başlarız.
Fiziksel boyutta, bu çakra kalbimiz ve akciğerlerimizi kontrol eder. Eğer bozulmuşsa astım veya kalple ilgili çeşitli rahatsızlıklar meydana gelebilir.
Şefkat ve sevgi kalbimiz aracılığı ile ortaya çıkar, ve aynı zamanda bize sorumluluk duygusu ve başkalarına karşı temiz davranışlar verir. Kalp Çakra orta bölgede (göğüs kemiği bölgesinde) mutlak güvenlik ve inanç duygusu verir. Bütün endişelerimiz, şüphelerimiz ve korkularımız, Kalp Çakrası tamamen arındığında ve dengelendiğinde sona erer.
Özellikleri:
Rengi : Yeşil, ayrıca pembe ve altın sarısı
Element : Hava
Duyu : Dokunma
Sembol : On iki yapraklı lotus çiçeği
Amaç : Kendini adamak ve nefsini mücadele sonucunda yenmek
Bölge ve Salgı Bezleri : Kalp, sırtın yukarı kısmı, göğüs, göğüs boşluğu, ciğerlerin alt kesimi, kan ve dolaşım sistemi, deri üzerinde etkilidir.
Bağışıklık sistemiyle, timüs bezi büyüme dengesini düzenler, lenf sisteminin işleyişini kontrol eder, bağışıklık sistemini destekler ve güçlendirir.
Burç ve Gezegenleri : Aslan-Güneş; Terazi-Venüs; Satürn
Yaşamınıza etkileri : Samimiyet, cömertlik, duygusal sıcaklık. İlişki, sevgi, ahenk sağlanması, egonun büyümesi.
Bireysel egodan kurtulma ve böylelikle gerçek sevgiye ulaşma üzerinde etkilidir.
BEŞİNCİ CHAKRA
Visshudha Chakra, Boyun Chakra ve Boğaz Chakra yada İletişim Merkezi adları ile de adlandırılır.
Beşinci chakra boynun alt kısmında yer alır. Tiroid ve paratiroid bezleriyle alakalıdır.
Beşinci çakra, diplomasinin, başkalarıyla saf ilişkilerin ve neşe veren bağımsızlığın çakrasıdır. Dengeli çalıştığı zaman, bütün suçluluk duygularımız ve vicdan azabımız yok olur ve şefkat dolu bir sese sahip oluruz. Başkalarına hükmetmek eğilimimiz veya başkaları tarafından hükmedilme duygusu, büyüklük veya küçüklük duygusu ve tüm kıskançlıklar, bu çakra dengelendiği zaman ortadan kalkar. Ayrıca, Vishuddhi, bizi bütüne bağlayan, bir olduğumuz ve bütünün bir parçası olduğumuz gerçeğini hissetmemizi sağlayan çakradır.
Özellikleri:
Rengi: Soluk mavi, yeşilimtırak mavi yada gümüş rengi
Element: Esir
Duyu: İşitme
Sembol: On altı yapraklı lotus çiçeği
Amaç: Varlığın beraber aynı titreşim gücüne sahip olması
Bölge ve Salgı Bezleri: Kas, boyun, boğaz, çeneyle ilgilidir. Ayrıca kulaklar, ses, soluk borusu, bronşlar, ciğerin üst kesimi, yemek borusu, kollar da ilgili bölgeleridir. Tiroit bezi iskeletin, iç organların gelişiminde etkilidir, bedensel ve ruhsal gelişim arasındaki dengeyi sağlar ve metabolizma yoluyla enerjinin dönüşüm hızını düzenler. Ayrıca, iyot metabolizmasını, kandaki ve hücrelerdeki kalsiyum dengesini sağlar.
Burç ve Gezegenleri: İkizler-Merkür; Mars; Boğa-Venüs; Kova-Uranüs
Yaşamınıza etkileri: İletişim, bilgi ve deneyim alış verişi. Kendini ifade etmek ve faal olmak.
Şekil ve hacim duygularını dengeselliği. İlahi esin kaynağı, bilgi potansiyelinin akışı, özgürlük üzerinde etkilidir.
ALTINCI CHAKRA
Ajna Chakra, Kaş Chakra, Üçüncü Göz Chakra, Bilgelik gözü, İç Göz Chakrası adı ile de adlandırılır.
Altıncı chakra iki kaşın arasında yer almaktadır. Endokrin bezleri, pituitari bezleri, uyku, böbrek ve sinir hastalıklarıyla alakalıdır.
Altıncı çakra affediciliğin ve şefkatin çakrasıdır. Affedicilik, öfkeyi, nefreti ve küskünlüğü ortadan kaldıran ve alçakgönüllülük içinde, Ruhun soyluluğunu ve cömertliliğini keşfeden güçtür. Bütün egomuz, şartlanmalarımız, alışkanlıklarımız, ırkçılık fikrimiz ve tüm yanlış kimliklerimiz affediciliğin içinde eriyip yok olur. Bilincimizin yedinci çakra olan son durağa yükselmesi için yolu açan dar bir köprüdür Ajna Çakra.
Fıldır fıldır dönen gözler, saf olmayan şeylere bakmak veya benmerkezcilik bu merkeze hasar verir. Gökyüzüne, toprağa veya doğaya bakmak ise onu temizlemeye yardımcı olur.
Özellikleri:
Rengi : Lacivert,sarı ve menekşe
Duyu : Tüm duyular ve duyu dışı algılama
Sembol : Doksan altı yapraklı lotus çiçeği (2 * 49 yaprak)
Amaç : Var oluş bilgisinin gücü
Bölge ve Salgı Bezleri : Beyin, yüz, gözler, burun, sinüs, kulak, merkezi sinir sistemi, beyincik, ruhsal çöküntü etki alanlarıdır. Epifiz ve hipofiz bezine bazen temel bez adı da verilir. Nedeni ise salgılama reaksiyonu diğer bezlerinde çalışmalarını kontrol etmesine bağlıdır.
Burç ve Gezegenleri : Merkür; Yay-Jüpiter; Kova-Uranüs; Balık-Neptün
Yaşamınıza etkileri : Akılcı düşünce, entel tarzda düşünme şekli. Holistik düşünce, içsel ilişkilerin farkında olma, algılama. İlahi olarak esinlenmiş düşünce, ilahi bilgi, sezgi açılımı. Hayal gücü, sezgi, kendini adayarak içsel dürüstlüğe ulaşma üzerinde etkilidir.
YEDİNCİ CHAKRA
Sahasrara Chakra, Zeka Chakrası, Taç Chakra veya Tepe Chakra, Bir başka isimle bin yapraklı lotus adı ile de adlandırılır.
Yedinci chakra başın tepesinde yer alır. Beyin ve pineal bezler üzerinde etkilidir.
Yedinci çakra bütün çakraları tüm nitelikleri ile birlikte içinde barındırır. İnsanın idrakının evrimindeki son kilometretaşıdır. Bugün, biz, bu çakraya tekabül eden konumdayız ve sınırlı aklımız ve kavramlarımızın ötesinde olan ve Sahasrara konumunda mutlağa dönüşen bu yeni idrak sahasına kolayca girebilme yeteneğine bilincimiz artık sahiptir. Bu çakra bize, merkezi sinir sistemimiz hakkında Gerçek'in kesin ve mutlak idrakını verir.
Özellikleri:
Rengi: Mor,ayrıca beyaz ve altın rengi
Duyu: Tüm duyular ve duyu dışı algılama
Sembol: Yüz yapraklı lotus çiçeği (Nilüfer)
Amaç: Saf olma gücü
Bölge ve Salgı Bezleri: Asıl beyin ve sinir sistemi etkilediği en önemli bölgelerdendir. Hipofiz ve Epifiz bezi bilimsel anlamda tam olarak açıklanamamıştır. Mütemadiyen bütün organizmanın işleyişini etkisi altına alır. Bu bezin bozukluğu ancak yarım kalan cinsel olgunlukla gerçekleşir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
12/5/2009 · Kategori: Aura ve Enerji Alanı
Batı ezoterik geleneğinde, ezoterik uygulamalar ve bu uygulayanların fizik ve suptil bedenler üzerindeki etkisi konusunda bir bilgi boşluğu vardır. Doğuda, ister açıkça belirtilsin veya belirtilmesin, bütün çalışmalar tüm yaratılışta ve özellikle "canlılarda" varolan, yarı uyku halinde enerjiyi uyandırmaya tasarlanmıştır. Bu enerji bağlı olduğu geleneğe göre "Kundalini", "Yılan Ateşi" veya "Ejderha" olarak bilinir. sistemler arasındaki farklara rağmen, bu potansiyel enerji üzerinde çalışmaların etkisi ve fiziksel, duygusal ve psişik bedenlerden bu enerjinin "akışını" denetlemek için çok özen gösterilmiştir. Modern Batı Ezoterizm böyle ayrıntılı bir analizden yoksundur.Modern Kabalistlerin seremonyal majiye en yaygın girişleri Küçük Defetme Pentagram Ritüeli ve Orta Sütun Çalışmasıyladır. Bu yazının iki amacı vardır: bu ve benzeri çalışmaların Gizli Ateşi nasıl uyandırabileceğini göstermek, ve bu ateşin uyarılmasını yaşayıp denetimini sağlayacak basit ve direkt çalışmalara ihtiyaçları olan Hermetik yoluna koyulmuş ezoterik öğrencilere ateşin denetimi için alıştırmalar önermektir.
Teorik Alt Yapı
Ezoterik öğrencilerin çoğu Orta Sütun çalışmasına aşinadır. Bu çalışma yazımızın çoğuna esas temel oluşturacaktır. Ayrıca Yaratılış Kitabı, Sefer Yetzirah ve birkaç simya eserine atıfta bulunacaktır.
Kabala'nın temel fikir insanın mevcut fiziksel enkarnasyonuna ve psişik evrimine giderek yoğunlaşan tabaklardan geçerek indiğidir. Ritüeller, alıştırmalar ve meditasyonlarla yaratılışta ve uygulayanın bedeninde potansiyel olarak mevcut olan enerji "uyanabilir", arınabilir ve yönlendirilebilir. Böylece bu enerji ruhsal tekamül, psişik genişleme ve fiziksel sağlık ve iyileştirme için kullanılabilir.
Yaratılış - "İlk başta..."
Batı Kabalistik ve simyasal görüşünde yaratılışın, aşağıda belirtilen süreçle ortaya çıktığı düşünülmektedir.
Tanrının Aklı, Mutlak veya İbrani Ain Sof Aur (Sonsuz Işık) bir dizi genişleme ve odaklaşma ile Yaratılışın sınırını çizer. İlk alem en suptil öz ortam ve hiçlik haline en yakın alem Arketipler Alemi Atzilut'tur. Bu alem, ateşin canlı, belirsiz ve kontrol dışı özelliğinden dolayı Ateş Alemi olarak bilinir. Bundan sonraki alem beşeri zihnin kavrayabileceği kadar Briah, Oluşum Alemidir. Hava Alemi olarak simgelenir. Bundan sonraki alem, Yetzirah Alemi veya Su Alemidir. Bu alem maddi varlığın peçesi Assiah Aleminin arkasındaki son derece psişik ve duygu yüklü alemdir. Assiah Alemi maddi yaşamın somut ve yoğun durumundan dolayı ayrıca yeryüzü veya dünya olarak da bilinir.
O halde, yaratılış suptilden yoğuna veya ateşten toprağa doğru giderek yoğunlaşan enerji-madde seviyeleri içermektedir. Giderek artan yoğunlukların içinde ayrıca enerji-madde ile karışan Sefirot veya varoluş küreleri diye bilinen on seri düzlem veya şuur hali doğdu. Onlar birlik, yansıma, kutuplaşma, yansıma, kutuplaşma, birlik, yansıma, kutuplaşma, birlik ve nihai olarak tezahürat (oluşum) motifinde oluştu. Bu birlik-kutuplaşma ve tekrar ahenkleşme Kabalistik ve Simyasal uygulamaların bazıdır ve doğayı incelemenin bir sonucudur.
Her alem bir öncekinin ve bir sonrakinin daha yoğun ve daha suptil yansımasıdır. Her Sefira da kısmen bir öncekinin ve bir sonrakinin yansımasıdır. Ancak her yansıma kısmi olduğu için veya kısmen saptırılmış olduğu için her Küre kendine özgün özellikleri taşır. Sadece "Ortadaki Dört Sefirot" bir seviyede Yaratılışın bütün enerjilerini ahenkleştirme veya yansıtma özelliğine sahiptir.
Yaratılışın bu "zikzağı"na "Yıldırım Çarpışı" denilir. Enerjinin yoğun maddeden çeşitli evrelerden, Sefirot ve Yaratılış Alemlerinden Hayat Ağacı denilen şemadan tekrar kaynağına dönüşüne de çizdiği ters zikzak yoldan dolayı "Yılanın Yolu" denilir.
Simyager için, üçüncü ve dördüncü seviye veya yaratılış küresi arasında bir yerde, enerji, maddenin gelecekteki bir koşulda veya onuncu seviyede, yaratılışına meydan verecek özellikleri üstlenmektedir. Bu enerjinin adı Prima Materia, Kaos ve kitabi Mukaddes'te Spiritus Mundi olarak söz edilir, ayrıca başka adları da vardır. Burada ikilem tam oluşur ve daha önceden var olan kutuplaşmanın potansiyeli veya fikri yerine gerçek anlamda kutuplaşma varolmaktadır. Enerji aktif ve pasif tarzlara bölünür. Aktif enerji can veya yaşam enerjilerini oluşturur ve pasif enerji de maddeyi oluşturur. "Homer'in Altın Zincirinde", aktif enerji Niter ve pasif enerji Tuz olarak geçer.
Can enerjileri iki şekilde tezahür eder, Ateş ve Hava. Her ikisi de esasen aktiftir. Ateş biraz daha aktiftir, Hava ise, kısmen Su elementi içerdiği için biraz daha pasiftir. Potansiyel madde enerjisini Su ve Toprak olarak tezahür eder. Bu elementlerin aynı adı taşıyan maddi oluşumlarla herhangi bir ilgileri yoktur ve bundan dolayı baş harfleri büyük gösterilmiştir ve üzerinde yürüdüğümüz toprak, içtiğimiz su, solduğumuz hava ve yemek pişirdiğimiz ateşten ayırt etmek için "Elemental" denilmektedir. Onlar aslında her biri kendine özgün özellikler ve ayrıca önceden söz ettiğimiz on şuur seviyelerini taşıyan enerji durumlarıdır. Elementlerin ayrıca birbirleriyle belirli karşılıklı etkileşimleri olup simyanın Üç Prensibini oluştururlar. Bundan dolayı aslında enerji-maddenin dünyamızda tezahür edebileceği kırk yön vardır.
Simyanın Üç Prensibi Kükürt, Cıva ve Tuzdur. Aynı "Elementler" gibi bu prensipler kimyadaki elementler veya bileşimler gibi somut ifadeler değil "Felsefi" olarak düşünülmelidir. Simyasal kükürt veya şeylerin Ruhu enerjinin canlandırıcı prensiplerinde (Ateş) ve zihinsel prensiplerinde (Hava) hakimdir; Simyasal Tuz veya şeylerin fiziksel bedeni bilinçaltı güçlerde, psişik ve içgüdüsel zihinde (Su) ve somut maddede (Toprak) hakimdir; Simyasal Cıva veya genel olarak yaşam gücü zihinde (Hava) ve içgüdüsel ve psişik enerjide (Su) hakimdir, bu bağlamda Kükürt'ün yüksek güçleri ve maddesel beden arasında bir köprü görevini görür.
Mineral alemde hakim enerji Toprak, az Su ve çok az Hava veya Ateştir. Bitkisel alemde hakim enerji Su ve Hava olup az Ateş ve az Toprak vardır. Hayvan aleminde hakim element Ateştir, sonra Hava ama az Topraktır. Bu özellikleri idrak etmek gerekir, çünkü çabalayan uygulamalı Hermetist için aşağıdaki bilgileri anlamakta açıklık getirir. Örneğin, yukarıdaki tanımları kullanarak diyebiliriz ki bitkisel alemin bol miktarda içgüdüsel enerjisi (Su) ve zihni (Hava) var, ama az direkt enerji (Ateş), çünkü bu pasif olarak güneşten alınmaktadır. Ayrıca az fiziksel maddesi var (Toprak).
Doğuda esas Elementleri ve Felsefi Prensipleri az çok aynı Batıdaki gibi tanımlanmaktadır. Esas ayırtısız yaratıcı enerji gerek Hint felsefesinde, modern okültizmde ve Yeni Çağ çevrelerde akaşa veya Ruh olarak bilinir. Ancak, akaşa'nın iki yönü vardır, biri Niter diyeceğimiz aktif yönü, diğeri Tuz diyeceğimiz pasif yön. Niter enerjileri aynı zamanda Kundalini gücü, veya ruhsal güçler olarak bilinir. Simyada buna Gizli Ateş denilir. Tuz, aynı zamanda Can Enerjisi veya prana olarak bilinir.
Can enerjisinin işlevi fiziksel yaşam biçimleri ve varlığı sürdürmektir. Tamamıyla içgüdüsel ve bilinçaltıdır, yoğun bir şekilde kozmik devinimler, astrolojik titreşimler ve diğer doğal olaylar tarafından etkilenir. Gizli Ateşin işlevi insanlıkta "benlik" hissini geliştirmek, bu onun tek barındığı ortamı yaratır. En düşük çalışma seviyede bu egodur, en yükseğinde ise Tanrısallıktır, her ikisi aynı sikkenin değişik yüzüdür. Biri "benin" fiziksel dünya ve diğer insanlara karşı ilişkileriyle ilgili yüzüdür, diğeri ise "benin" bütün Yaratılışa ilişkisiyle ve yaratıcı paydaşı ile ilgili yüzüdür.
İnsanlığın büyük çoğunluğunda bu Gizli Ateş veya benlik şuurunu özgür bir şekilde açığa çıkaran enerji, omuriliğin dibinde bir yılan gibi kıvrılmış uykuda beklemektedir. Bu enerjinin sadece küçük bir kısmı sızarak Sefirot veya çakra seviyesine ulaşmaktadır. Böylece insanda bir şuur odaklanması yaratır. Eğer kafatasın tepesine veya ötesine çıkarsa ruhsal bir uyanış veya aydınlanma yaşanabilir ve enerji inip tekrar çıkabilir, böylece psişik merkezler açılıp psişik güçler ve benzeri şeyler ortaya çıkabilir.
Gizli Ateş fiziksel bedende geçici bir Can Enerjisi zayıflaması sonucunda yükselir. Bundan dolayı birçok ruhsal uyanışlar büyük fiziksel stresler, hastalıklar veya ölüme yakın deneyimler yaşandığında ortaya çıkar. Gizli Ateş çeşitli psişik-fiziksel akımların içinden yükselip parlak bir ışık küresiyle çevrilir.
Bedenin fiziksel Can Enerjisinin baskı altında tutulmasından sonuçlanan Gizli Ateş, çeşitli şekillerde oluşan etkiler ortaya çıkarır:
- Bazı kişiler parlak ışığı bir melek, Yüksek benlik veya "Kutsal Koruyucu Melek" olarak görür, başkaları bir ruhsal öğretmen olarak görür.
- Astral seyahat gerçekleşebilir ve bu durumda yakın ortam algılanabilir.
- Kontrol dışı fiziksel hareketler yaşanabilir, bunlar tipik "kundalini belirtileridir": sallanma, hızlı nefes, gövdede ritmik hareketler, baş dönme, Firavun gibi dimdik oturma gibi.
Bir süre sonra, enerji inecek ve omuriliğin dibine geri dönecektir.
Kişi bu uyanmanın şuuru üzerinde sadece fizik ötesiyle ilgili olmayan etkilerine uyum sağlaması biraz zaman sürecektir. Nispeten daha da az olsa da fizik bedeni de değişecek, işlevleri iyileşecektir, böylece gerçek anlamda birkaç seviyede "yeniden doğma" yaşanacaktır. Yine de, daha kalıcı şuur değişiklikleri yapılacaksa bu güç aktarımıyla işbirlik yapmak bireyin aklına veya "benliğine" kalmıştır.
Anlaşıldığı gibi, kundalini kavramı veya Gizli Ateş iki kutuplaşma kavramıyla ilintilidir: birincisi ayrıntısız yaratıcı enerjidir; ikincisi de bu enerjinin maddi yaratılışın her zerresinde kilitlenmiş olması ve insanlıkta omuriliğin dibinde odaklanmasıdır.
Bu enerji fiziksel zayıflık yerine psişik deneyimlerden dolayı yükseldiğinde, bu Can Enerjisinin bedenin belirli yerlerinde toplanmasına neden olabilir ve fiziksel ve psişik rahatsızlıklara neden olabilir. Enerji kafada yoğunlaşmışsa ruhsal bir uyanış yanılsamasını ve ayrıca gelip giden omuriliğinden aşağı ve yukarıya inip çıkan "sıcak ve soğuk" hisleri verebilir. Ancak Gizli Ateşin Can Enerjisini dağıtma etkileri değil de, direkt etkileri aşağıdaki etkileri yaratabilir.
Hastalık ima eden yoğun ağrılar.
Karıncalanma ve ani enerji "sıçrama" hissi
Merkezden merkeze başın tepesine dek yükselen berrak sakinlik ve huzur hissi
Ünlü "zikzak" veya "Yükselen Yılan" yolunda yükselme
Enerji bir iki merkezi atlayabilir
Enerji başın tepesine aniden bir ışık parlamasında çıkabilir
Pozitif ve negatif özellikleri abartılır ve cinsel güç çoğalır
Enerji başın üstüne çıkarsa, o zaman bedendeki Can Enerjisi üzerinde direkt çalışmak ve onu psişik deneyim ve ruhsal uyanma için kullanma olasılığı doğar.
Kısacası, fiziksel bedenin enerjisi üzerinde yoğunlaşmadan daha önce psişik merkezler Gizli Ateş tarafından uyandırılmalı ve arındırılmalıdır.
Böylece psişik alıştırmalarımız ve ezoterik meditasyonlarımız, zihin, beden ve şuurumuzu içimizde derin bir şekilde gömülü Gizli Ateşin açığa çıkmasına hazırlamaktır. Kan, sinir sistemi ve salgı bezlerinin adım adım temizlenmesiyle Can Enerjisinin Gizli Ateş üzerindeki "zincirleri" azalır ve yok olur, böylece boşalmaya bekleyen bir basınç gibi sürekli mevcut güç ve enerji aniden bırakılan gergin bir yay gibi harekete geçer. Böylece, aslında Yılan hiç uyumamaktadır, onun varlığına ve potansiyel yararına karşı uyuyan biziz.
Gizli Ateş ve Sefirot
"Ve adamı kovdu; ve hayat ağacının yolunu korumak için, Aden bahçesinin doğusuna Kerubiler, ve her tarafa dönen kılıcın alevini koydu." Tekvin 3:24, Kitabi Mukaddes
"Hayat Ağacı"nın kullanımı modern ezoterizm için bir yandan bir armağan, diğer yandan da bir lanet olmuştur.Anlaşıldığı zaman "Hayat Ağacı" hem mikrokozmik (küçük evren, insan), hem de makrokozmik (büyük evren) seviyelerde Yaratılışın çalışan bir modelini sunmaktadır. Ancak, birçok kişi kişisel seviyede başaramamaktadır. Hayat Ağacı konusunda genelde çok yetersiz bulunan bilgiyi inisiyelerin fizyolojik olaylarla ilgili kişisel sorunlarına uyarlama yeteneği konusunda modern ezoterik çevreler son derece yetersizdirler. Bunun birkaç sebebi vardır: Birincisi, birçok modern ezoterist öğrendiklerini kişisel seviyede doğru olup olmadığını yaşamadan sadece tekrarlamakla yetinirler; İkincisi, Kabalanın dili çok seviyelidir ve aynı kelimenin birkaç anlamı vardır, böylece kelimeleri kullanan birçok kişi onların tam anlamını bilmemekte veya hangi seviyede yorumlanacağını bilmemektedir; Üçüncüsü, Hayat Ağacı şeması aşırı titiz ve bölmelidir. Birçok Kabalist içsel realitenin Hayat Ağacının iki boyutlu resmi izin verebileceğinden çok daha esnek olduğuna uyum sağlayamamaktadır.
Bu sorunlar "Tek Ağaç" ama "Dört Alem" fikri tarafından daha da karmaşık bir hale getirilmektedir, çünkü ruhsal aydınlanma ve kundalini'yi uyarmanın yarattığı krizin kabalistik uygulamalara ilişkisi konusunda manalı, pratik bilgi bulmak neredeyse imkansız bir duruma getirmektedir. Daha berrak ve açık Taoist ve Tantrik sistemlerle karşılaştırıldığında, bu kadar çok Amerikalı ve Avrupalının neden bu sistemleri, kültür ve tarih bakımdan kendilerine daha yakın olanların yerine tercih ettikleri ortadadır.
Bilgi aktarımında mevcut bu sorunları çözmeye yardımcı olmak üzere, sadece edindiğim veya konuları tartıştığım diğer kişilerin deneyimleri burada içerilecektir. Teori teori olarak geçecek ve deneyim deneyim olarak geçecektir. İletişimi açık ve direkt tutmak için basit Kabalistik kelimelerin anlamı açıklanacak ve tekrar tanımlanacaktır. Kişisel deneyime ilgisi olmayan kafa karıştırıcı ve ilgisiz tanrı formları, mitolojiye ve kozmolojiye atıflara yer verilmeyecektir.
Uyuyan Yılanı Uyarmak
"Ve Musa'nın çölde yılanı yukarı kaldırdığı gibi, böylece İnsanoğlunu da yukarı kaldırmak gerekir, ta ki, iman eden her adamın onda ebedi hayatı olsun." Yuhanna 3:14-15, Kitabi Mukaddes
Küçük Defetme Pentagram Ritüeli çoğu zaman majisiyen olmaya heveslenenlerin başladıkları ilk ritüeldir. İşlevi tek kişilik solo ritüellerin temel mekanizmasını öğretmek ve yıkıcı enerjilerin uygulayıcının çevresinden uzaklaştırılacağı veya bertaraf edileceği temel teknikleri vermektedir. Ritüelde kullanılan semboller daha karmaşık ritüellere esastır. Ancak Küçük Ritüeli daha etkili diye göz ardı etmek bir hata olur. Ne kadar basit veya karmaşık olursa olsun, uygulayıcının yeteneği kadar etkilidir. Küçük Defetme Pentagramı Ritüelinin düzenli kullanımı düzensiz veya özensiz uygulanan daha sofistike ritüellerden daha etkin olabilir.
Toplam olarak Batı Majide yaklaşık altı temel ritüel vardır ki Altın Şafak Hermetik Cemiyetinin etkisini yansırlar: 1) Küçük Defetme Pentagram Ritüeli 2) Büyük Pentagram Ritüeli 3) Küçük Heksagram Ritüeli 4) Büyük Heksagram Ritüeli 5) Gül + Haç Ritüeli. Yıldırım Kılıcı düzensiz gözükmekte, ama o da eş çalışma Yükselen Yılan alıştırmasıyla birlikte ele alınacaktır.
Bunların arasında Orta Sütun Çalışması isteğe bağlıdır. Ancak Orta Sütun Çalışması beden enerjileri veya Can Enerjisini arındırıp Gizli Ateşe kanal açmak için en çok işi yarayandır.
Orta Sütun Çalışması
"Galip olanı Allahımın makdisinde sütun edeceğim, ve artık dışarı çıkmayacak; ve onun üzerine Allahımın ismini, ve Allahımın şehrinin, Allahın gökten inen yeni Yeruşalimin ismini ve benim yeni ismimi yazacağım." Vahiy 3:12, Kitabi Mukaddes
Orta Sütun Çalışmasının birkaç çeşidi vardır, ama temelde hepsi aynıdır. Israel Regardie tarafından "Gerçek Şifa Sanatı" kitabında önerilen Elementler ister kullanılsın veya kullanılmasın, veya ister (daha yaygın kullanılan) Regardie'nin "Orta Sütun" kitabında daha sonra önerdiği Sefirot/gezegen tekabülleri kullanılsın veya kullanılmasın önemli değildir. Aurum Solis cemiyetinin kullandığı yöntemler de bir alternatif alıştırma olarak ele alınacaktır.
Orta Sütun Çalışmasının teorik bazına göre imgeleme, nefes ve konsantrasyon ile, genelde Yetzirah olarak tanımlanan yaratışın psişik enerjisi yönlendirilebilir ve Gizli Ateşi frenleyen Can Enerjisini arındırabilir. Psişik merkezlerimiz duygusal, ahlaki ve maddi tortulardan temizlendikçe, onların aracılığı ile çalışan kozmik enerjiyi daha iyi yansıtabilir. Enerji dolaşımı sağlayan Orta Sütun auramızın dış yüzeyini düzlemekte, her yönde enerji akımı artırmakta, böylece küçük ve büyük enerji kanalları daha çok Can Enerjisiyle arınabilir ve güçlenebilir.
Orta Sütun tarafından tanımlanan kanallar daireseldir. Genelde yansıma özelliğine sahip büyük, temiz ve parlaktırlar. Regardie diyor ki psişik merkezlerin renkleri bilinmiyorsa onları büyük parlak elmaslar olarak düşünmek gerekir. Sonunda uygulamacının bütün aurası ısı ve ışık yayan parlak genişlemiş bir elmas olarak hayal edilmelidir.
Orta Sütunun güzelliği birçok ezoterik uygulama gibi katmanlı bir çalışma olması ve sonsuz miktarda esneklik ve gelişme potansiyeli taşımasıdır. Uygulamacı imaj yönlendirme becerisini geliştirdiği yeni olasılıklar artmaktadır.
Orta Sütunun ana hareketlerinden biri de "Işık Pınarı"dır. Burada uygulayıcı ayak tabanlarından yukarı doğru parlak bir enerjinin hareket ettiğini be başının tepesinden dışa fışkırıp aurayı kapsayıp güçlendirdiği, kaba titreşimleri berrak ve parlak bir hale getirdiğini ve sonunda da ışığın tekrar ayaklara geldiğini hayal eder. Bu devresel imajlar birkaç kez tekrarlanır. Bu alıştırmanın kilit kısmı, Gizli Ateşin açığa çıkmasını hazırlayan bedenden geçen orta kanaldır. Bu Doğu yöntemlerde: Çin Çi Kung, Hint Tantra ve Tibetli Vajrayana yogadaki uygulamalara benzerdir.
Bu kadarını söyledikten sonra Gizli Ateşin açığa çıkarılmasında Doğu ve Batı yöntemler arasında bazı farklar vardır. Psişik merkezler üzerinde direkt çalışma ve omuriliğinden yukarı tırmanma, Orta Sütun Çalışmasına kıyasla daha travmalıdır. Bundan dolayı, birkaçı hariç, Gizli Ateşin direkt uyarılmasına yönelik yoga teknikleri bir gurunun denetimini gerektirir. Uygulayıcının hareketlerinde gerekli kısıtlamalar yakın denetim ister ayrıca Amerikan ve Avrupalı kültürde günlük yaşam için pratik olmayan sistemlerdir.
Aşağıda inceleyeceğimiz bazı benzerlikler mevcutken, önemli farkları şöyledir:
1) Hint yoga esas olarak en hızlı şekilde fiziksel alemden kurtulmaya yöneliktir. Batı yöntemleri maddi dünyayı terk etmeden, madde ve psişik varlığının mükemmelleşmesini amaçlar.
2) Çin yogası veya Çi Kung, maddi dünyanın mükemmelleştirilmesine, hatta bedeni bir "Işık Bedeni" olarak ruhsallaştırmaya yönelik olması açısından Batı yöntemlere daha yakındır. Ancak eterik (esiri) seviyesinde (nadi'ler veya akupunktur noktaları) başlaması açısından Hint yogasına daha yakındır. Bu "alttan yukarı, içten dışa" yaklaşım Orta Sütun'un "yukarıdan aşağı, dıştan içe" yönteminden farklıdır. Eterik beden erken safhada etkilendiği için etkiler daha dramatik ve hazırlıksız olanlara potansiyel olarak daha travmalıdır. Orta Sütun Çalışmasında eterik beden çoğu zaman en son etkilenen şeydir. Bunun sebebi gerek kullanılan sembolizm, gerekse de konsantrasyon, imgeleme ve meditasyon yeteneklerinin geliştirme gereği esas itibarıyla uygulayıcının zihinsel görüşünü uzun bir süre etkilemektedir. Sadece uzun bir süre, yaklaşık olarak bir yıl günlük bazında uygulandıktan sonra Orta Sütun Çalışmasının etkileri astral bedene yerleşmeye başlıyor ve bir süre sonra uygulayıcının eterik ve fiziksel bedenlerine de süzülür. Bir kaynağa göre en ileri yoga uygulayıcısının Kundalini'yi özel çalışmalarla açığa çıkarması için en az üç yıl gerekir. Söz ettiğimiz bu "açığa çıkarma" basit anlamda değil, doğal ifadesinin önündeki engellerin çıkarılmasıdır. Bu önemli bir noktadır, çünkü genelde denilir ki kundalini'yi yaşamak için çoğu kez yirmi yıllık ezoterik uygulamalar, veya Hatha yoga bile gerekir. Nicholos Flamel Felsefe Taşını aynı sürede yarattı. Yakın tarihte simyager Jean Dubuis bir workshop'ta son derece tehlikeli Flamel Metodunun üç yılda tamamlanabileceğini söyledi. Belki de simyager için, Felsefe Taşının içsel yaratılışı kundalini deneyimden farklı bir şey değildir ve Felsefe taşının dışsal yaratılışı Kozmik yaratıcı enerjiyi iradeyle yönlendirebilmektir.
3) Tibet sistemleri Çin ve Hint sistemlerinin arasında bir yerde işlerler. Çünkü hem ruhsal kurtuluşla ilgilidirler, hem de bedensel özlerinden inşa edilmiş bir eterik bedenin yaratılışıyla ilgilenmektedirler. Elmas Beden veya Gök Kuşağı Bedeni saf ışıktır ve üstadın iradesi doğrultusunda oluşabilir. aynı Çin ve Hint sistemeleri gibi, Tibetliler uygulayıcıların akıl ve duyguları arındırmak için ritüeller ve ayrıca antropomorfik ve geometrik görsel imajlar kullanırlar. Orta Sütun Çalışması yapıldığında Pentagram ve Heksagram ritüelleri bu işi görmektedir.
Böylece Doğu ve Batı uygulamaların arasında esas farkı işlev ve başlangıç noktası olarak özetleyebiliriz. Doğu, insanoğlunun fiziksel enkarnasyona bağlayan cehalet bağlarını bir bir çözerek kurtuluşu sağlamaya çalışır. Batı maddi realitede ruhsal realiteyi yansıtmaya çalışarak maddi dünyayı mükemmelleştirmeye çalışır. Bu başarıldıktan sonra üstat iradeye bağlı olarak dezenkarne olabilir. Batı yaklaşım dünyada daha aktif olmayı ve onu dönüştürmek ister, diğer yandan Doğu yaklaşım dünyayı geçici bir yanılsama olarak görür, bundan dolayı daha pasiftir. Bu tür felsefeler, bütün inanç ve kültürler gibi en erken kaynaklarının fiziksel çevrelerini yansımaktadır. Tropik ve tropik altı bölgelerde zaman anlayışı, gıda stoku yapılmayan bir kışın topluma ölüm getireceği kuzey küreye nazaran daha az önemlidir. Arktik bölgelerin soğuk ve acımasız realiteleri değişik bir teori ve teknik yaratırlar ve tarımsal alanlara nazaran farklı ideal (tanrılar) getirirler. Birisinin avcı göçmen olması veya tarım ağrılıklı bir toplumda yaşaması yaşadığı fiziksel ortama bağlıdır, bu da değerler, ihtiyaçlar ve ayrıca ruhsal felsefe ve tekniği etkiler.
Başka bir ülkenin veya kültürün ezoterik uygulamalarını seçerken bunların üzerinde önemle durmakta fayda vardır: O sistem nasıl gelişti ve hangi şartlarda? Bu şartlar günümüzde ve potansiyel uygulayıcının yaşamında halen geçerli midir? Mevcut şartlar itibarıyla uygulamalar ilerici mi, yoksa zamanı geçmiş mi? diğer bir deyişle ileriyle doğru yönelik mi, yoksa efsanevi bir "altın çağı"n idealleştirilmiş şekilleri midir?
Tuz, Satürn, Cinsel Vecit ve Ruhsal Saadet
"Kalbin etrafında dolanmış yılan Adımdır!" Keldani kehanetler
Tuz bilgelik ve öğrenim sembollüdür ve kuyruğunu ısıran, sınırlılık sembolü Büyük Yılan Ouroboros ile ilgilidir. Bu bağlamda dünyayla yakın bir ilişkisi olduğu gibi aynı zamanda bütün maddi yaratılışla ve hiçlik veya Sonsuzluğun sınırında olan şeylerle de ilgilidir. Bir 15. asır elyazmasında yılan iki renkten oluşmuştur, kırmızı ve yeşil. Kırmızı dışta ve yeşil içtedir. Yeşil, Doğanın ve Venüs'ün sembolü Çalışmanın başlangıcıdır. Kırmızı, Felsefe Taşın ve Marsın rengi Çalışmanın sonudur.
"Sapiens dominabitur astris" (Bilgeli olanlar yıldızlara hakim olacaktır). İçimizdeki astrolojik dengesizlikleri düzelttikçe (psişik merkezler veya çakralar), dışımızdaki astrolojik şartların bize karşı daha az negatif etkileri olur. "Yıldız" güçleri üzerinde hakimiyet kurarız ve "istediğimiz zaman mabedimizde güneşin parlamasını sağlayabiliriz".
17. yüzyılda Jakob Boehme'nin öğrencisi Gichtel kozmik spiral veya "Doğa Tekerliği" insan bedenine koydu. J.G Gichtel'in 1898 yılında yayınlanan Theosophica Practica'da Satürn taç, jüpiter alın, Mars boyun, etrafında yılan dolanmış Güneş de kalp, karaciğer venüs, Merkür dalak ve Ay cinsel organlardır. Dikkatimizi çeken yılanlı kalptir. Buraya ayrıca Ateş Elementini yerleştirir.
Mısırlı inisiyelerine ayrıca skarab (bok böceği) denilirdi çünkü kendi yenilemelerinin yumurtalarını iterek yuvarlıyorlardı.
Dennings ve Philip'in Majikal Felsefe'nin 3. cildinde alın bölgesi Orta Sütun Çalışmasında (Bu eserde ona verilen ad "Kalelerin Uyarılması" (1. Formül) ve her merkezde imgelenen renkler değişmektedir. En sonunda da Kadüs'ün yükselen çift yılanı da verilmiştir. Alın Satürn'e addedilmiştir ve Yesod merkezini dengelediği ve Aurum Solis ve Altın Şafak Cemiyetlerinin verdiği diğer merkezlere güç kattığı da yazılmaktadır.
Simyasal olarak Tuz, Elemental Toprak ve Elemental Suyun (Assiah ve Yetzirah) birleşiminden meydana gelir, Gizli Ateş Tuz'da (maddi beden) "saklıdır" ve açığa çıkmak isteyen bilinçaltı, içgüdüsel güçleri simgeler. Bazen kontrolsüz ve zayıf bir şekilde açığa çıktığında "Cehennem Ateşi" de denilir, arındırıcı etkileriyle öğrencinin bedeni be psişik yapısında önemli yıkım gerçekleştirebilir. Bu bazen ölümden sonra içsel yenilenme yaşamış insanlar tarafından yanlışlıkla "Araf veya Cehennem" sanılan 31. Yol veya Ateş yolunda açıkça görülür. Bu Yol ayrıca ruhsal rehberlik ve evrim sembolleri Şin harfi ve Merkür'ün yönetimi altındadır. Notarikon ile ilgilenenler için Şin'in sayısal değeri 300 aynı zamanda İbrani deyim "Canlı Tanrı'nın Ruhu" ile aynıdır.
"Gerçi tövbe için su ile ben sizi vaftiz ediyorum; fakat benden sonra gelen, benden daha kudretlidir; onun çarıklarını taşımağa ben layık değilim; o sizi Ruhülkudüs ile ve ateş ile vaftiz edecektir." Matta 3:11
Şin harfi sık sık meditasyonda bir İlahi Işık, Yaşam, Aşk veya varlık sembolü olarak kullanılır. Başın üzerinde tam taca değdiği imgelenir sonradan başın içinde imgelenir (çünkü Yaratılış Kitabı Sefer Yetzirah'ta akıl ve sinir sistemiyle ilgilidir), sonra da kalbe inip oradan uzanarak meditatörü bir alev denizinde sarar. Üç alev şeklinde Yod harfi veya diller içerdiği için, bazen kutsal ruhun inişindeki alevli diller ve çeşitli üçlem kavramlarına bağdaştırılır.
Bu konuda birkaç dini yorum yapmak mümkündür: Örneğin Vaftizci Yuhanna'nın tövbe ve Yetzirah'ın Su dünyasına giriş inisiyasyonu verirken, İsa'nın Ruhun Ateşine veya tam üstatlık mertebesine inisiyasyon verdiği görüşü savunulmuştur. Diğer bir yoruma göre, Vaftizci Yuhanna Su Yolu olan 29. Yoluna dek inisiyasyon veriyordu ve diğer yandan İsa havarilerine daha zor ve engebeli Ateş Yolu veya 31. Yolun inisiyasyonunu veriyordu. Bunlardan hiçbiri kesin bir yanıt değildir, sadece kutsal metinleri inisiyatik uygulamalar çerçevesinde anlamanın Kabalistik bir çabasıdır. Ama Kutsal Ruh veya Ruhülkudüs kavramı daha bilgilendiricidir. Bu terim Yahudiler tarafından Babil esareti sırasından uyarlandı ve Yahudi mistik inançlara Farisî (İranlı) ve Keldani etkileri göstermektedir.
Kutsal Ruh (Ruach Elohim) terimin kökeni Zend Avesta'dandır ve aslı Spenta Mainyu, veya "Kutsal (Yaratıcı) Ruh"tur. Esas kaynakta yaratıcı güç açıkça belirtilmemişse de ima edilir, ancak Yahudi ve Hıristiyan geleneklerden modern dillere çevrildiğinde bu anlamın kaybolduğu görülür. Spenta Mainyu arındırıcı ve yenileyici bir enerji ve zekadır ve kozmik topluluk olarak emrinde altı veya yedi zeka vardır.
Spenta Mainyu, Ahura Mazda'nın (Ulvi Zeka, Tanrı) kendini gerçekleştirme kalitesi veya faaliyetidir; Evrenin yaratılış ve evrimine yol açan kendiliğinden üreten enerjidir. Spenta Mainyu dinamiktir ve yaratılış devamlı bir süreçtir. Zerdüşt için kutsallık aynı zamanda bolluk, bereket ve sağlık anlamına gelir. Spenta Mainyu evrende bereket ve gelişme prensibini temsil eder." (F. Mehr, sayfa29)
Bu güç ve varlıklar, anlamı "kutsal güç kelimesi" olan Mathrem, veya Mathra'yı içerir. Bu da Hintistan'da mantra ve Orta Doğu ve Mısır'da "Güç Kelimesi" uygulamalarının temelidir. Aynı YHVH'in bütün İbrani Kutsal İsimlerin kaynağı olduğu gibi, Mathrem, veya Mathra'yı bütün diğer mantraların kaynaklandığı mutlak bir mantra olduğu inanılır. Bundan söz ettik çünkü İran ve Babil'de sonradan yarı bağımsız olarak gelişecek olan Doğu ve Batı ezoterik uygulamaları bir bütün şeklinde görmek mümkündür. Bir bakıma bugün bildiğimiz şekilde yoga, kabala, simya ve majinin esas ortak menşei olduğu söylenebilir. O zamanki sanat ve mimari Yahudi ve Mısır geleneklerdekini yakın kanatlı varlıklar, gezegensel şemalar ve Hayat Ağacının ve dolanmış iki yılan motifinin erken varyasyonlarını gösterir.
Kozmik Ateş Üçgeni
"Başarılı üstat, Büyük Çalışmanın malzeme bilgisiyle donanmış olmalı; ayrıca inanç, sessizlik, kalp saflığı ve dua şevkiyle dolu olmalıdır. Tepesinde Felsefi Civanın hiyeroglifi bulunan kapıdan geçtikten sonra Büyük Çalışma'nın esas operasyonlarını - kalsinleme, çözündürme, arındırma, Hermes'in kapalı şişesine koyma, şişeyi Athanor'a (fırın) aktarma, pıhtılaşmak, çürüme, kapatma, çoğaltma ve projeksiyon; ve Felsefe taşı Petra Philosophalis'e ulaştığında bile onun görkemli bir ejderhanın rehinde olduğunu görür."
Amphitheatrum sapientiae aeternae, Heinrich Khunrath
Simya yazmalarında Satürn, Cıvaya ilintilidir ve onunla aynı belirsiz cinsiyet veya adrojenliğe sahip olup ‘Mercurius senex' adını alır.
Tifaret'te geometrik sembol su ve ateşin içi içe üçgenleri veya Davud Yıldızıdır. Hayat Ağacının gezegensel Sefirot(lar)'a (Satürn'i boyundaki Daat'a kaydırıp) bağlanmak için bu yıldızı genişlettiğimizde (ucu aşağı bakan) Su Üçgeni Mars, Jüpiter ve Ay kürelerini birleştirir. Ateş Üçgeni Satürn, Venüs ve Merkürü birleştirir.
Orobouros kendisini kısıtlayan (Satürn) kozmik enerji olduğu gibi, Venüs de bir prizmanın güneşin ışığını böldüğü gibi kendisini yaşamda (bitkisel özelliği) çoğaltan yaratıcı güçtür. Merkür birçok açıdan aynen Satürn gibi androjendir (çift cinsiyetli) ve yaratılışın ateşini kontrol edip Felsefe Taşının yaratılışında yönlendirir. Merkür Kadüs veya iki yılanın dolandığı kanatlı asayı tutar. Kanatlar yüceltmeyi ve yılanlar yaratılışın temel güçlerini simgeler. genelde yedi olarak gösterilen birbirlerini kesiştiği noktalarda renk tayfın renklerini ve beyazı (Venüs) gösteren psişik merkezler vardır. Şemanın ortasında irtibat kurmaya umabileceğimiz yaratılışı birleştiren, canlandıran ve ahenkleştiren kozmik yaratıcı güç güneş vardır. O merkezidir ve bütün diğer gezegenler, psişik merkezler veya Kozmik enerji türlerini denetler ve kontrol eder.
Güneşin ateşiyle irtibat kurmakla, diğer psişik merkezlerinin ateşlerini (Venüs aracılıyla) açabiliriz ve Satürn'ün kısıtlayıcı ve aydınlatıcı enerjisini Aklı veya Merkür güçleriyle daha kolay yönetebiliriz.
Özellikle Venüs ve Merkür olmak üzere, gezegenlerin bu çok yönlü özelliklerini anlamak için Tiparete dek Yol Çalışmaları yapmak önemlidir. Aşağıda vereceğimiz teknikleri uygulamak için bunlar şart değilse de, teorik tarafı anlamak için yararlıdır.
Ancak, yine de Kürelerin birbirlerine ilişkilerini anlamak için aşağıdaki fikri temel alarak bir dizi meditasyona başlayabiliriz:
Venüs bitkisel ve bilinçaltı tarzında yenileyici, duyusal ve aktif yaşam gücüdür. Isı, ışık ve duyguya tepki verir. İniş yolunda Venüs Güneş'in ışınlarını renk tayfının birçok farklı yönüne bölmektedir, bu şekilde elle alsak çoğulluk ve birlik arasındaki ilişkiyi, psişik merkezleri ve gezegenleri ve özgün doğalarını daha iyi anlayabiliriz. Yükseliş yolunda Venüs gerek gezegensel, gerekse de kişisel (psişik merkezleri) halen çok renkli olsa da farklı enerjileri tekrar birleştirir ve onları tek bir güce ahenkleştirip Güneşe saf ışık olarak geri dönmesini sağlar.
"Bu Felsefe Taşı büyüyen yeşil şeylerde gelişir. Şeylerin yeşerip büyüdüğü Yeşil'in tekrar eski doğasına indirgendiğinde, gizli bilimimizin yolunda çürütülmelidir." Splendor solis, Trismosin
Felsefe Taşı doğanın yeşermesiyle (Netzah) yapılır ve kaynağına (Tifaret) çürüme yoluyla dönmektedir (Tarot'ta Ölüm Kartı ve bağlı olduğu Netzah-Tiparet yolu, Nun).
Merkür Venüs'ün ayrışma hareketinin yaydığı değişik enerjilere şekil ve anlam verir ve onları Kadüs'ün (Hermes'in çift yılanlı asası, ayrıca tıp sembolünde kullanılır) simgelediği temel güçler olarak yeniden birleştirir. Merkür Ruhun Psychopomp'u veya Rehberidir ve Venüs'ün temsil ettiği güçleri yönlendirir. Hem venüs ve Merkür Kabalistik Ağacının iki Sütunun dibinde bulundukları için fiziksel, astral ve mental alemlere erişip değerlendirirler ve bir dereceye kadar üçünü de etkileyebiliriler. İniş yolunda Merkür beden, akıl veya ruh için form ve yapılar yaratır. Yükseliş yolunda Merkür derslerini unutturmadan formun sınırlarından kurtulmamızı sağlar.
Yılan ilkel güç veya enerjidir. Ateş ve su yaratılışın iki prensibidir ve hava ve toprak onları takip eder. Yılan derisini bırakıp değiştirdiği için yeni hayat ve yenilemenin sembolü olarak görülür. Aynı zamanda tehlikeli ve öldürücüdür ve su kaynaklarında ve çöllerde "koruyucu" bekçi rolünde de görülür. Üzerinde kontrol ve hakimiyet sağlandığında güçlü ve öldürücü, ama aynı zamanda yaratılışa temel ve belki de yaratılışın geldiği yenileyici bir güce hakim olunmuş sayılır.
Gizli Ateş direkt olarak insanlıkta cinsellikle ilintilidir (temel yaratıcı güçler). Burada "vecit", "esrime" ve erotik dürtü arasındaki ilişki açıkça görülür ve yaşanabilir. Bir sürü "seks yoga" ve seks maji uygulamalarının türemesi bunu bir yerde doğruluyor. Ancak insanlıkta cinsel arzu, onun temel dürtüsü ve evrimsel gücü olarak hareket eder. Ayrıca, mistik deneyimin biyolojik kökenleri olduğu da önerilmiştir. En temel zevk olan cinselliği göz ardı etmekle bir seviyede vecitsel birleşimi de reddetmiş oluyoruz. Bu "küçük ölüm" veya petite morte, kendimizi bırakıp ilahi hiçlik halini yaşayacağımız "büyük ölüm"ün bir öncüsüdür.
Mistik deneyimlere karşı doğuştan gelen dürtümüze bağlı cinsel güç, ayrıca beşeri tekamül ve yönlendirildiğimiz önceden belirlenmiş bir nokta veya hal ile ilgilidir.
Bu önemli bir noktadır, çünkü neredeyse bütün Batı toplumlarda psikolojik rahatsızlıklar cinsel baskı ve obsesyon etrafında odaklanmıştır.
Fiziksel bedende Can Enerjisinin uygun arındırılması yapılmadan Gizli Ateşin özgür bir şekilde veya öncekinden daha fazla güçle akışı sağlanırsa, psişik beceriler, dahilik ve diğer ben ötesi haller veya sadece farklı şuur halleri yerine, aşırı fiziksel rahatsızlık gibi gözüken ama olası olarak şizofreni veya psikoz şeklinde psikolojik hastalıklarla sonuçlanabilir.
Orgon Terapi'nin ortaya çıkaran Wilhelm Reich'a göre, bütün zihinsel-duygusal rahatsızlıklarımız fiziksel bedenlerimizde çapalanmıştır, ve bu çapalar pranayama'ya biraz benzer nefes alıştırmaları ile açığa çıkarılabilir. Beden simyanın Tuzu olduğuna göre ve "Su Elementi" aracılıyla erişebilir bilinçaltı unsurlardan kısmen meydana geldiği için, bütün duygusal ve fiziksel deneyimlerimiz fiziksel bedende silinmeyecek bir şekilde depolanır, iliştirilir veya kayıt edilir. Eğer bu bloklar veya duygusal ve fiziksel travma enerji odaklanmaları (Can Enerjisi ile yapılı) Gizli Ateş daha yoğun bir şekilde akmadan önce açığa çıkarılıp bertaraf edilmezse, o zaman "Kundalini fenomenin" o sözde negatif yan etkileri ortaya çıkar.
Uyuşturucu ve alkol suistimalleri ve cinsel aşırılıklar durumu daha da kötüleştirirler, çünkü fiziksel bedeni ve astrala bağlantısını zayıf düşürerek Gizli Ateşi açığa çıkarırlar ve eterik altyapıya hasar vererek sonunda enerji blokları azaltacağına, akıl ve beden tamir etmeye çalışırken enerji bloklarını yaratırlar.
Uyuşturucu suistimal tarafından hasar gören bir sinir sistemi Gizli Ateşin berrak, temiz ve güçlü ifadesi için dengesiz bir araç yapmaktadır. Sinir sistemimizle (Yesod-ay altında) hem fiziksel dünya, hem de iç dünyamızla irtibat kurarız. Bedeni (Malkut) Akıl-entelekt (Hod) ve içgüdüsel, yaratıcı ve duyusal dürtüler (Netzah) ile ilişkilendirir. Eğer hasar görürse benliğimizin bu psiko-fiziksel-ruhsal taraflarına tam, yaratıcı ve verimli ilişki kurması tehlikeye düşer. Eğer hasar görürse bu enkarnasyonda Kutsal Koruyucu Meleğimize (Yüksek Benlik) en direkt ve en önemli bağımız ve Gizli Ateşi (Tifaret aracılıyla) açığa çıkarma olasılığımız tehdit altındadır.
"Bu harikalar yaratan aynı zamanda bir taş olmayan, her insanda var olan ve yerinde her zaman bulabilen bu Felsefe Taşının Büyük Sırrını (Grand Arcanum) açıkladığımda dinleyin... Ona bir taşa benzediği için değil, sadece sabit özelliğinden dolayı taş denilir, ateşin etkisine karşı koymada herhangi bir taş kadar başarılıdır... Eğer özelliği ruhsaldır desek, doğru olur. Eğer onu somut olarak ifade etsek, bu da doğru olur, çünkü ince, nüfuz eden, yüceltilmiş ruhsal altındır. Yaratılmış şeylerin en asilidir... o bir ruh veya mükemmellik timsalidir.
A Short Guide to the Celestial Ruby, (Semavi Yakut'a Kısa bir Kılavuz) Philethes.
Ejderhayı Azat Etme
Gizli Ateşin tam ve ahenkli işlevi psişik anatomimizi bloklardan arındırmak için gerekli süre belli değildir. Denilir ki bunun için en ileri yogiler bile en az üç yıl özel çalışmaları gerekir. Bu tür talim çok özel ve denetimli şartlar altında olduğu için, tahmin edilebilir ki modern bir Batılı için bu sürenin daha da uzun olması ve daha çok iç analiz ve danışım gerekir, çünkü genelde Batı okültist, ister Kabalist veya simyager olsun, veya her ikisi, zamanının çoğunu yalnız veya en fazlası arada bir küçük gruplarda çalışır.
Bazı yoga ve Kabala ekolleri ve bazı Sufi çalışmaları kalbi bireysel evrenin merkezi olarak ve psişik merkezlerinin en önemlisi olarak görürler. Kalbi açarak güçlü bir sezgisellik oluşumuyla birlikte İçsel Üstadımızla veya diğer bir deyişle Kutsal Koruyucu meleğimiz (haberci) ile irtibat kurarız. Bu başın ötesine yılanın yükselişinden sonra, Yılan Dili'nin en son konaklama yeridir. Boehme ve Hermetik tasvirlerin gösterdiği gibi "Yılanla Sarılı Kalp" mistiklerin erişmeye çalıştıkları idealdir.
Bir yoginin söylediği gibi önce "Büyük Kral"a yanaşırız ve sonra onun (Hermetistlere hiç de yabancı olmayan) yılan - dili (aynı zamanda konuşulan dil, lehçe) hareketlerini yönlendirmesine izin veririz.
Adam Kadmon: Gizli Ateş ve YHVH
"Çünkü Allahımız yitip bitiren bir Ateştir" İbranilere 12:29
Modern ezoterik uygulamalarda simya, kabala ve astroloji neredeyse kusursuz bir sentez yaratmak için homojen bir hale getirilmişken, bu önceki dönemler için geçerli değildi. Geleneksel olarak simya ve astroloji Yahudi Kabalasında neredeyse hiç rolü yoktu[5], ve bir yandan birçok Yahudi'nin simyager oldukları ortaya atılırken [6], çok sayıda İbranice yazılmış simya eserleri pek bulunmamaktadır. Ünlü Aşh M'saref veya "Kuyumcunun Ateşi" bile genelde gematria/ebced üzeride odaklanmış, az miktarda kimya çalışmaları içeren bir derlemedir.
Erken Kabalistler yaratılışın birkaç evrede geliştiğini ve içinden "Bidayeti Adam" veya Adam Kadmon'un antropomorf şekli belirlendiğini ve bu ilk adamın İlahi İsmin dört harfinin üst üste konulmasıyla yaratıldığını düşündüler. Yod kafa, Heh omuz ve kollar, Vau omuriliği ve cinsel organlar ve son Heh, kalça ve bacaklardı. Her bir harfle ilgili bir sürü özellik atfedildi ve bu başlı başına bir kabalistik meditasyon ekolünü oluşturuyordu. Başka harfler ekleyerek, farklı şekilde bir araya getirerek ve sayısal değerleri eş olan harfler ile yer değiştirerek ek İlahi İsimler, başmelekler, melekler ve diğer ruhsal varlıklar çıkarıldı.
Adam Kadmon'un sözlü geleneği Mısır tanrısı Osiris'e benzerdir, çünkü Osiris parçalanıp yeniden inşa edildi, diğer yandan Adem "Düştü", parçalandı ve orijinal Ademi tekrar bir araya getirmek Kabalistin işiydi. Her birimizin onun orijinal ruhunun bir parçası olduğu söylenir ve amacımız Kabalistik yöntemlerle Yaratılışta yerimizi bulmaktır.
Saint-Germain ve Yüce Kutsal Üçlü Bilgelik
"The Most Holy Trinsophia" (Yüce Kutsal Üçlü Bilgelik)[7] gibi inisiyatik psiko-simya kitaplarında Gizli Ateş fikri volkanik güçle ilgili ve Venüs'ün etkisi altında gizli ateş fikrini açıklar. Bunun gibi eserler simyasal-kabalistik metinlere güçlü bir benzerlik arz eder ve ya bu ezoterik okulların mistik sembolizmi kullanırlar, ya da bu tür semboller metindeki anlamları çözmek için kullanılır.
Bu eserde, Saint-Germain Kozmik Şuurluluğun on iki derecesinden geçen inisiyasonunun ayrıntılarını anlatmaktadır. Volkanik patlamalar, lava ve alev denizleri şeklinde dünyasal ateşin tasvir edilmesi maddi ve madde ötesi yaratılışın altında yatan ve onu sürekli birleştiren ve yenileyen canlı enerji ağını simgelemektedir.
La Tres Sainte Trinsophie on iki bölümden oluşmuştur ve her biri resmedilmiştir. Bunun en bariz benzetmesi zodyak'ın on iki bölümü ve simyanın on iki evresidir. Ayrıca yedi esas ve beş tali psişik merkez de düşünülebilir.
Hikaye Saint-Germain'in Vesuvius yanardağının lava yataklarında bulunmasıyla başlıyor, daha sonra üzerinde bir kupa olan bir sunağa gelir. Kupanın etrafında kanatlı bir yılanın on iki kez dolanmıştır. Sonra Saint-Germain muazzam bir ateş diyarına girer, ortasında yakut gözlü yeşilimtırak altın bir yılan vardır ve aydınlanmış iradenin sembolü bir kılıçla ona hakim olması gerekir. Bu davranışla öfke, nefret ve kibir şuurundan boşalır ve duyuları kontrol altına girer.
Gösterilen bir resimde de Saint-Germain bir üçgen sunağın önündedir, üzerinde karmaşık bir şamdan vardır. Temeli iki dolanmış yılandan oluşmuştur, ucunda bir lotus çiçeği ve ortasında mum vardır. Resim iki yazılı panel vardır. Birincisinde şöyle yazar: "Yük güçlü olana verilir" ve ikincisi: "Yüksek yerde ateş yak ki adak yükselip Arzu Edilene Ulaşsın." Son resim göklerin ışıkla parladığını ve bir kare ve daireyle çevrilmiş bir üçgen göstermekte. İnisiye - bu durumda Saint-Germain hayat ve Doğa Tanrıçası Aşikar Edilmiş İsis tarafından kılavuzluk edilmektedir.
Bu resimler gösteriyor ki Aydınlık çağının sonunda bile, klasik simya ve kabalistik semboller halen ezoteristler tarafından geniş çapta kullanılmaktaydı. Ancak, yönü klasik veya laboratuar simyadan felsefi veya ruhsal simyaya değişmişti. Nasıl kabala simyagerler ve Hıristiyan mistiklerin elinde radikal bir değişim yaşamışsa, simya da değişmişti. Bazı el yazmaların pratik laboratuar çalışmalar için şüpheli değerleri varken, yine de iyi ki onların içsel ruhsal inisiyasyon için halen değerleri vardır.
Uygulamalar
Orta Sütun
Orta Sütun hemen hemen bütün maji öğrencileri tarafından bilinen bir çalışmadır. Bu alıştırmanın ayrıntıları Israel Regardie tarafından "Orta Sütun" kitabında açıkça verildiği için, burada üzerinde durmayacağız. Onun yerine, Gizli Ateşle ilgili aşağıdaki noktalar üzerine değinilecektir:
Malkut'un kurulması
Işığın dolaştırılması
Işık Pınarı
Malkut Keter olarak
Tifaret'in Malkut ve Keter'e ilişkileri
Değinilecek ikincil hususlar da:
Pentagram Ritüeli
Heksagram Ritüeli
Malkut'un Kurulması
Malkut veya Krallık aynı anda birkaç kavramı temsil eden karmaşık bir küredir. Hayat Ağacı bedenimiz üzerine uyarlandığında Malkut ayaklarımızdır (oturduğumuz zaman dizlerimiz ve yere bağdaş kurduğumuz zaman da omuriliğimizin dibidir); aynı zamanda somut madde, yeryüzü ve tüm maddi yaratılış. Kemiklerimiz ve iliklerimizdir, bunlar Gizli Ateşin özel bir yönünü içerirler. Dünya ve Malkut konusunda söz ettiğimiz zaman önemli bir temel anlayışı içermesi önemlidir, böylece meditasyon da topraklanmış ve güvenli oluruz. Dünya ve bedenlerimize ne denli güçlü bağımız varsa, o kadar fazla enerji üretebiliriz ve yönlendirebiliriz. Bu sağlam ve derin bir temelin üzerine bir gökdelen inşa etmeye benzer. Altı yapı ne denli sağlamsa üst yapı o denli güçlü olur.
Gizli Ateş dünyada saklı olduğu için, Pentagram ritüelinin ayrıntılarıyla bir süre, hatta birkaç yıl çalışmakta fayda vardır. Temizleme, ahenkleştirme ve orada temsil edilen enerjiyi kendine ve civara dağıtma. Kuzey üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir yön, zira Topraktır ve Gizli Ateşe gizli kapımızdır. Maddenin doğası içinde gömülü form ve yaşam veren sürekli nabız atan canlı ve diri bir enerji yatar, maddeyi enerjiye, enerjiyi maddeye çevirir. Bu gömülü özellik sabit burç olarak kuzey tarafa verilen boğa burcunun astrolojik sembolü tarafından temsil edilir. Burada güneşi simgeleyen bir dairenin üstünde ayı temsil eden bir hilal görürüz. Toprak özellikli bu karmaşık ay-güneş sembolü maddenin yoğunlaşmış ışık veya gizli ateş olduğu teorisini akla getiriyor.
Dünyanın ağırlığını ve içinde barındırdığı ısıyla (lav ve magma eriyiği, volkanik merkez) ayak, diz ve omuriliğin dibiyle tefekkürle ilişkilendirerek, yaratılışın ilk iç ağını hissedebiliriz. Bu imajlar Malkut ve Keter birdir kavramıyla desteklenir. Ain Sof Aur'daki Keter'den sınırsız enerjinin yaratılıştan girip çıktığını düşünmek ve aynı şeyi maddi yaratılış için Malkut'ta imgelenebilir. Çoğu kez Sefirot küreleri statik varlıklar veya haller olarak düşünülür, oysa bu doğru değildir. Onlar canlı, dinamik ve sürekli birbirleriyle karşılıklı etkileşim halindeler. Bu karşılıklı iletişim Orta Sütun ve merkezi kürelerde görülür.
(alıntıdır)
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
23/4/2009 · Kategori: Aura ve Enerji Alanı
Renk nedir? Renk ışığın yansımasıdır. Peki ışık nedir? Bir tür elektromanyetik enerjidir.
Güneşin değişik dalga boylarında ürettiği bu enerji cisimlerden yansır ve ışığı oluşturur.
Elektromanyetik dalgaların sadece küçük bir parçası olan ışığın dalga boyu 400 ile 800 nanometre arasındadır. Beyaz ışığın değişik dalga boylarına dönüşüp kırılması ile çeşitli renkler ortaya çıkar. Her rengin kendine ait yansıma özelliği vardır. Güneş ışığının prizmatik yansıması ile ortaya çıkan gök kuşağı renklerinin birbiri ile birleşmesi ile renklerin tonları oluşur.
Işık yatağı sakinleştiriyor.
Her rengin bir frekansı ve bir titreşimi var, dolayısıyla bütün sistemimizi etkileyecek kadar güçlü bir formasyona sahipler. Eskiden Tibetliler güneşin önüne renkler koyup onların kırılganlığıyla tedaviler yaparlardı. Daha sonra Ruslar bu işe ilgi gösterip bunu bir terapi haline getirdiler.
Seanslar ne kadar sürüyor?
10 - 12 seans yapılıyor. Işık terapisi uygulamaları sırasında diğer doğal terapi yöntemlerini de (bioenerji, reiki, bitkiler vb.) kullanabiliyoruz.
Özellikle hangi renk rahatlatıyor?
Mavi, yeşil ve mor çok rahatlatıcı renkler. Oysa kırmızı çok güçlü bir renktir. Bu nedenle bazı durumlarda kırmızı rengin kişiye faydası değil de zararı olabilir. Çok agresif durumda olan bir insana kırmızı filtreli gözlüğü takarsanız durumu daha da kötüleşebilir ve saldırganlık görülebilir.
RENKLERİN ANLAMLARI
KIRMIZI
Canlı ve cıvıl cıvıl bir ruh halinin rengi. Kırmızı yoğun bir enerji yayıyor etrafa çünkü. Bu enerji nedeniyle, insanların fiziksel anlamda aktivitesi artıyor. Yalnız, bazı renklerin temsil ettiği, olumsuz bazı özellikler de bulunabiliyor. Kırmızı aynı zamanda böyle bir renk. İntikamı, kini de temsil ediyor örneğin! Akıl almaz bir cesarete ve seksi duygulara da etki edebiliyor. Terapistler, kırmızının etkisine, bu nedenle dikkat ediyorlar. Çünkü aşırı kullanıldığı zamanlarda, birtakım duygusal dengesizliklere de neden olabiliyor. Kan dolaşımını artırma etkisi olduğunda dolayı, metabolizma sorunu yaşayanlar için uygun bir renk.
Kırmızının etkisi: İş yerinde ya da ev içinde kabul edilmesini istediğiniz önerilerinizi sunacağınız gün, üzerinizde mutlaka kırmızı renge yer verin. Bu renk size dinamizm de kazandıracaktır.
Kırmızının olumlu özellikleri:
Kırmızı renk yeni bir başlangıç ve yaşamı farklı kılma isteği uyandıran bir renktir.
Kırmızı yoğun bir enerjiye sahip olup, canlandırıcı bir renktir.
Sahip olduğu özelliklerden dolayı alt bölümlerdeki şakraları harekete geçirerek fizikselliği aktive eder.
Bu renk kare şekliyle temsil edilir. Bu şeklin düz kenarları sağlamlık ve katılığı temsil eder.
Güven , ifade gücünde kuvvet, hayata bağlılık, aktif hayatı sevme, ihtiras, teşvik , cinsel istek, motivasyon rengin en belirgin özellikleridir.
Sıcaklık, fiziksel güç ve azim en temel özelliklerindendir.
Hoşgörü ve dostluk duyguları da bu rengin başka bir yönüdür.
Kırmızının olumsuz özellikleri:
Kırmızı duygusal düzensizliklere, depresyonlara yol açabilir.
Kabalık, umursamazlık ve bütün bunlara bağlı olarak, inatçı olma hali oluşur.
Çok yoğun bir enerjiye sahip bir renk olduğu için kişilerde saldırganlığa ve kızgınlığa yol açabilir.
Kırmızının fiziksel etkileri:
Kırmızı kan hücrelerinin oluşması için, kandaki hemoglobin üretimini artırır.
Kan dolaşımını hızlandırır ve adrenalin miktarı yükseltir.
Kırmızı renk kan basıncını ve vücut ısısını artırır.
Sinir sistemini harekete geçirir.
Özellikle felçli hastalarda kırmızı rengin kullanılması bu özelliklerinden dolayıdır.
Anemi, nezle ve zaaturenin azaltılmasında kırmızı renk kullanılır.
Depresyon rahatsızlıklarından melankoli halinin ve üzüntülü olma durumunun ortadan kaldırılarak vücuda getirmesine neden olur.
Kırmızının tamamlayıcı rengi: Turuncudur.
TURUNCU
Turuncu hem bilgeliği hem de dinselliği simgeler Neşenin ve bilgeliğin sembolü olduğu kadar, sosyalleşme duygularına da etki eden bir renk. Yalnız, onu da aşırı kullanmayın sakın. Çünkü sinir sistemini olumsuz etkileyebiliyor turuncu. Uzmanlar onu genellikle yeşil ve mavinin tonlarıyla birlikte kullanmayı tavsiye diyor. Sindirim sistemi hastalıklarında kullanılan turuncunun, ruhsal açıdan da iyileşme yaratan bir özelliği var.
Turuncunun etkisi:
Kendinizi yetersiz hissettiğiniz anlarda, turuncu bir giysi işe yarar. Turuncunun güven eksikliğinde motivasyon kazandıran bir özelliği var.
Turuncunun olumlu özellikleri:
Kırmızı rengi gibi heyecan verici ve dışa dönük, neşenin ve bilgeliğin rengidir.
Fakat kırmızı rengine göre daha yapıcıdır.
Baklava şekli ile temsil edilir. Şekli oluşturan çizgiler diyagonaldir ve uysallığı temsil eder.
Turuncu renk dalak şakrasının rengidir.
Sağlık, yaratıcılık, canlılık, güven, cesaret, devamlılık ve heyecan duyguları bu rengin özelliklerindendir.
Sosyalleşme duyguları, turuncu ile faaliyete geçer.
Dış görünüşü canlı esprili neşe ve coşkulu bir görüntü sergilemesine neden olan turuncu yapıcı bir renktir.
Duygusal açıdan cesur, kendine güvenen ve insanlarla zorlanmadan diyalog kurabilen mutluluk verici bir renktir.
Turuncunun olumsuz özellikleri:
Turuncu rengi çekingen, ürkek ve sıkılganlık duygularını pekiştirir.
Ezici ve üstün isteğini tetikleyerek yıkıcı ve gösterişli bir hal almaya neden olur.
Cansızlık, melankoli ve üzüntü hissi verir.
Bu duyguların ileri safhaları ise, ümitlerin yitirilmesi ve yıkıcılığa yol açabilir.
Turuncunun Fiziksel etkileri:
Turuncu Renk dolaşım sistemini, Zihinsel faaliyetleri , sinir ve solunum sistemini harekete geçirir.
Ayrıca vücuda enerji vererek , dolaşım ve metabolizma süreçlerini hızlandırır.
Turuncu , kalsiyum rengidir ve çocuğunu anne sütü ile besleyen annelere ve hamile bayanlara tavsiye edilmektedir.
Sağlıklı saç, tırnak, kemik, ve dişler bu rengin ürünüdür.
Dalak ve böbrek rahatsızlıklarında tedavi amacıyla turuncu rengi kullanmak faydalı olur.
Bu renk, dengeli bir kalp atışı sağlar ve karaciğere çok yaralıdır.
Bu özelliği ile alkoliklerin tedavisinde kullanılır.
Ritmik ve derin bir solunum sağladığı için, bronşit hastalıklarında tavsiye edilir.
Turuncunun açık tonları , eklem iltihabı ve romatizmal hastalıkların tedavisinde de kullanılmaktadır.
Turuncunun tamamlayıcı rengi: Mavi
SARI
Sarı rengin, insandaki iyimserlik ve kendine güven duygularını artırdığını söylüyor uzmanlar. Moral bozukluğuna da sarı iyi geliyor. Sindirim, mide, bağırsak ve mesane rahatsızlıklarının tedavisinde, terapistler sarıyı devreye sokuyor. Gergin bir ortama giriyorsanız, sarı rengi tercih edin. Huzur ve barışa yol açar. Daha çok iletişim sektöründe çalışan için önemli (ve dönem dönem tercih edilmesi gereken) bir renk.
Sarının etkisi:
Bu rengin zihinsel anlamda olumlu etkisi var. Örneğin; özel bir proje üzerinde çalışırken, sarı bir giysi tercih edebilirsiniz. İyimserliğe ihtiyacınız olduğunda ve güven duygularınızın kötü olduğu bir günde de sarı iyi gelir.
Sarının olumlu özellikleri:
Sarı renk kozmik güç ve entelektüelliği temsil eder ve bilgeliğin rengidir.
Sarı renk üçgen şekli ile sembol edilir. Üçgenin tabanını oluşturan düz çizgi sarsılmaz ve sağlam bir temeli temsil eder. Tepede birleşen iki kenar çizgi ise dikkati ve bilgeliği anlatır.
Üçgen şekli mutluluk ve ilham verir. İnsanlara umut duygusunu aşılar. Parlak, neşeli ve sevecen bir havası vardır.
Sarı renk açık görüşlülüğü ve ilhamı simgeler.
Kişilerin moral çöküntüsünü ortadan kaldırabileceği gibi, yeni bir yaşama sevinci ve gücüde aşılayabilir.
Sarının yardımı ile insandaki iyimserlik ve kendine güven duyguları artar.
Sarının olumsuz özellikleri:
Sarı, yıkıcılığa yol açabilir. Aldatma, ikiyüzlülük ve kindarlık duygularını tetikleyebilir.
Derin bir karamsarlığa ve zihinsel depresyona sebep olabilecek özellikleri de bünyesinde barındırır.
Sarının fiziksel etkileri:
Sinir ve kas sisteminin güçlenmesine yol açar.
Dolaşım sistemini ayarlayarak kalbin daha iyi çalışmasına neden olur.
Karaciğer ve safra kesesinin çalışması gibi bazı vücut fonksiyonlarının devamlılığına yardım eder.
Mide sularının salgılanmasını yönlendirir ve düzenli bağırsak hareketleri yaratarak, kabızlığı ve hazımsızlığı önler.
Ayrıca doku ve kemik iltihaplanmasına karşı kullanılır.
Romatizmal ve gut hastalığına tavsiye edilir.
Sarının tamamlayıcı rengi: Mor
YEŞİL
Sinirlerim çok bozuktu, gittim, yemyeşil bir ortamda kendime geldim!' Bunu çoğumuz söylemişizdir. Renk uzmanları, bazı insanların doğaya olan tutkusunu, yeşilin sakinleştirici özelliğine bağlıyorlar. Yeşil renk, sinir sistemini dengeliyor, bedenin ritmik düzenini koruyucu etkisi var. Ayrıca dostluk ve ümidi simgeliyor. Kalp rahatsızlıklarında, tansiyon yüksekliğinde ve yorgunlukta yeşil sakinleştiriyor.
Yeşilin etkisi:
Duygularınızı belirtmek istiyorsanız, yeşil sizin için birebir renktir. İş yerinizde kıskanç insanlar fazlaysa, yeşil yine imdada yetişir.
Yeşilin olumlu özellikleri:
Yeşil renk dünya üzerinde en fazla bulunan renklerden biri olup, paylaşmanın uyumun cömertliğin ve işbirliğinin rengidir.
Denge uyum ve korumanın sembolü olan daire ile gösterilmiştir. Keskin kenarları olmayan pürüzsüz ve yuvarlak bir şekildir. Daire şekli ile, güvenlik ve özgürlük duygusu ifade edilmektedir. Şekil her açıdan aynı göründüğü için, devamlılığı ve tarafsızlığı çağrıştırır.
Yeşil renk sakinleştirici bir özellik taşıdığı için enerjiyi dengeleyerek şefkat duygularımızı arttırır.
Paylaşmanın, uyumun , cömertliğin ve işbirliğinin sembolüdür.
Sinirlerin yatışmasını sağlar.
Aklın ve bilincin rengidir.
İnsana güven ve huzur hissi verir.
Doğru karar alınması için uygun bir ortam yaratır.
Özgürlük uyum ve denge, yeşilin doğal enerjisine dayanır.
Yeşil hayatın yenilenmesini ve evrimini anlatan bir renktir.
Yeşilin olumsuz özellikleri:
Umursamazlık ve güvensizlik, aşırı çekingenlik ve şüphe olumsuz özellikleridir.
Bu duygulara bağlı olarak, kıskançlık, bencillik ve peşin hüküm verme alışkanlığı ortaya çıkar.
Tembellik ve dejenerasyonda olumsuz özellikleridir. Fazla kullanıldığında yorgunluk ve tembellik yapar.
Yeşilin fiziksel etkileri:
Yeşil sinir sistemi ve hücre onarımı için çok yararlı bir renktir.
Kalp ve diğer vücut fonksiyonlarıyla ilgilidir.
Kanın akışkanlığını ve hücre yapısının güçlenmesini sağlar.
Ayrıca kas, deri ve doku oluşumlarına katkıda bulunur.
Toksit maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur.
Kan basıncını düşürerek, yüksek tansiyonu önler.
Hücre yapısı üzerinde de etkilidir ve kist oluşumlarının engellenmesinde katkıda bulunur.
Ayrıca kronik bronşit ve astım gibi göğüs hastalıklarına iyi gelir.
Nezle, baş ağrısı ve karaciğer iltihaplanması gibi hastalıklarda da yeşil rengin etkisi vardır.
Bu renk dengeleyici bir özellik taşıdığı için, korku ve şok hallerinin kontrol altına alınmasını sağlar.
Kapalı yerlerde kalmaktan korkanlara da korkularını yenmede yeşil renk kullanılır.
Yeşilin tamamlayıcı rengi: Macenta
TURKUAZ
Turkuazın olumlu özellikleri:
Turkuaz rengi açık fikirli, yardımsever ve gururlu kişilerin rengi olup, en üst düzeydeki bir değişimin ve dönüşümün sembolüdür.
Turkuazın şekli ters üçgendir. Ters üçgen yukarıdan gelen enerjinin aşağıda odaklandığını gösterir. Ters olduğu için yukarıda yer alan taban çizgisi, ruhsal yapının sağlamlığını temsil eder. Şeklin kenar çizgilerinin aşağıya inmesi tamamlayıcı rengi kırmızıyı çağrıştırmaktadır.
Zihinsel faaliyetler arasındaki değişimin yaşanması en belirgin özelliklerindendir.
Turkuazın insanlar üzerinde istikrar sağlayan, dikkat ve konsantrasyonu toplamaya yarayan özelliği sayesinde kişiler çevreye kendilerini kolayca ifade edebilirler.
Açık fikirli, yardımsever ve gururlu insanların rengi olup, üst düzeyde bir gelişim ve değişimi simgeler.
Bu renk geçmişten ders çıkarabilen ve gündelik, sıradan olaylara yeni bir bakışla bakabilen insanlar tarafından da benimsenir.
Turkuazın fiziksel etkileri:
Son derece dinlendirici ve soğuk bir renktir.
Baş ağrısı, alerji, tahriş, kesik ve yanık gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır.
Turkuaz deri hastalıklarına da iyi gelir.
Akne, egzama tedavisinde kullanılır.
Stresi azaltan bir renktir.
Vücuttaki toksit maddelerin atılmasını sağlar
Vücudun bağışıklık sistemine katkıda bulunur.
Zaralı bakterilerin vücuda girişini engeller.
Kalın bağırsak iltihabı(kolit), ve dizanteri gibi ateşli hastalıklar üzerinde etkisi vardır.
Burun yollarını açar ve zihinsel yorgunluğu alır.
Organizmanın tüm sistemini yeniler.
Bu renk AİDS vakalarına , özellikle hastalığın ilk dönemlerinde en faydalı olan renktir.
Turkuazın tamamlayıcı rengi: Kırmızı
MAVİ
Mavinin mutluluğun rengi olduğunu biliyor musunuz? O da bu yılın moda renklerinden biri. Bazı insanların mavi giydiğinde, yüzünden yayılan ‘ışıltı'ya dikkat edin. En bunalımlı anlarda, ‘mavi' bir denizi seyretme isteği kimde yok ki! Mavi, insanın enerjisini dengeleyen bir özelliğe sahip. Bu rengin faydası bunlarla sınırlı değil ama. Sanatsal duyguları da harekete geçiriyor. Sanatçılara ilham gelmesine de yardımcı oluyor. Solunum yollarına da olumlu etki ediyor mavi. Bu rengin, yüksek tansiyon sorunu yaşayanlarda olumlu etki yarattığı söyleniyor. Mavi tansiyonu düşürüyor.
Mavinin etkisi: Stresli bir ortamda çalışıyorsanız, maviden vazgeçmeyin. İnsanları mutlu etmek istediğinizde de mavi çok etkili.
Mavinin olumlu özellikleri:
Mavinin enerji sistemimizi serinletici ve dinlendirici özelliği vardır.
Vücut enerjilerini dengeler.
Bu renk heksagram şekliyle anılır.
Şekil dört tanesi diyagonal olmak üzere toplam altı kenardan oluşur.
Bu kenarların ikisi yukarıda ikisi aşağıda kesişerek zirve oluştururlar.
Sivri uç yukarıya bakan zirve, ruhsal bilgeliği, aşağı bakan ise mavinin tamamlayıcı rengi olan turuncunun fiziksel enerjisini temsil eder.
Bu iki zirveyi birleştiren ve ortada sütun görevi gören diğer iki düz çizgi ise doğruluğu ve ruhsal kuvveti temsil eder.
Heksagram şekli düzeni , gelişmeyi, derinliği ve sakinliği sembolize eder.
Mavi renk derin ruh dünyasını ve tutkuları ifade eder.
Bu rengin durgun görüntüsü beraberinde barışı , sevgiyi , şifayı getirir.
Güzelliği ve sessiz görüntüsü insanlarda takdir toplayan vasıfları vardır.
Varoluşun nedenlerini araştıran derin bir iç yapıya sahip olan kişilerin rengi olan mavi insanlarının başka boyutlarla bağlantılı olduğu da söylenebilir.
Mavinin olumsuz özellikleri:
Sürekli bir arayış içerisindedir.
Şüphe, güvensizlik ve yetenek eksikliği bu rengin olumsuz özellikleridir.
Gerçek dışı özelliklere sahip olan bir renktir ve insanları gerçekleşmesi imkansız hayallere iter.
Bu yönüyle de kendine öz güveni olamayan, aşırı duygulu karakterler yaratır.
Mavi renk insanı tembelliğe ve tekdüzeliğe alıştırabilecek özellikler taşır.
Kendini ifadede zorlamaya, hayatınızla ilgili düşünceler üretmemeye ve olaylara kendini motive etmemeye iter.
Mavinin fiziksel etkileri:
Mavinin sakinleştirici ve dinlendirici etkisi nedeni ile yüksek nabız, hipertansiyon ve ateşli hastalıklarda, tedavi amacı ile kullanılır.
Güneş çarpması ve güneş yanığı gibi hallerde vücut ısısını etkili bir şekilde düşürür.
Stres, baş ağrısı ve ses kısıklığı , gırtlak iltihabı gibi solunum yolu hastalıklarında etkili olur.
Adet kanamasında sorunu olanlar, iç çamaşırlarında bu rengi kullanabilirler.
Ayrıca gece boyunca yanacak mavi ışıklı lamba kanama hızını ve sancısını azaltabilir.
Migren, menenjit, kalın bağırsak iltihabı, dizanteri, uykusuzluk ve ishalde de iyi gelen bir renktir.
Bazı çocuk hastalıklarında etkilidir.
Diş çıkarma, boğaz ve bademcik ağrıları, kızamık, boğmaca, öksürük, suçiçeği ve hıçkırık tutulması gibi.
Ayrıca miyop ve katarakt gibi göz hastalıklarında mavinin enerjisinden yararlanılır.
Mavinin tamamlayıcı rengi: Turuncu
MOR
Mor söz konusu olduğunda ilk olarak ‘denge'den söz ediliyor. ‘Dengem yerinde değil' şeklinde bir yorum yaptığınız zamanlarda, mor bir fulara elinizin gittiğinin farkında bile olmazsınız belki. Oysa bu renk denge için birebir. Ruhsal ve fiziksel anlamda, enerji dengesizliği söz konusu olduğunda, mor devreye sokuluyor. Sağlıklı bir denge yaratmasının ötesinde, eklem iltihabı sorunları yaşayanlar için de, morun iyileştirici özelliği bulunuyor.
Morun etkisi: Ev içinde sorunlar varsa mor olumlu bir hava yaratıyor. Kin, nefret gibi duygulara karşı etkili
Morun olumlu özellikleri:
Mor itibarı, asilliği ve kendine güveni temsil eder.
Ters pentagram şekliyle gösterilmiştir.
Mor ve pentagram şekli maddi ve manevi olguları kullanarak, bir bütün oluşturmanın temsilcisidirler.
Şekli oluşturan çizgilerin sadece bir tanesi yataydır ve yukarıda yer alır. Bu çizgi, ruhsal ve fiziksel açıdan sağlamlık ve kuvvet demektir.
Bu rengin kişileri daima ileriye yönelik planlarla meşguldürler.
Bilinmeyen boyutlardan ilham alırlar.
En belirgin özelliği özgün ve tek vücut oluşudur.
Ruhsal enerji ve sezgi birleşerek kader denilen sürecin içsel enerjisini oluşturur.
Sanatçı kişilik, düşünce gücü mor renk ile bağlantılıdır.
Sakinleştirici ve dinlendirici gücü, alçak gönüllülük ile tam bir bütünlük oluşturur.
Morun olumsuz özellikleri:
Unutkanlık ve sabırsızlık başlıca özellikleridir.
Bu rengin yanlış kullanılması sonucu , saygısız ve münakaşa meraklısı bir karakter ortaya çıkar.
Bu renk bireyin karakter yapısının zarar görüp, kişiliğin çözülmesine neden olur.
Kişilerin fazla gurura kapılıp, kendine güvenmeyen ve toplum tarafından da benimsenmeyen kişiler olmasına neden olabilir.
Kişiler kendilerini başkalarından aşağı görüp depresif davranışlar sergileyebilirler.
Aynı zamanda birtakım fobi ve korkulara neden olabileceği gibi kişilerin kendileri hakkında şüpheye düşmesine neden olabilir.
Morun fiziksel etkileri:
Mor renk beynin orta yerindeki bezlere etki ettiğinden vücuttaki tüm salgı bezleriyle ilişkilidir. Hormonal etkileri düzenler.
Menenjit beyin sarsıntısı, sara gibi zihin ve sinir sistemi hastalıklarında tedavi amacıyla kullanılır. Ayrıca göz ve kulak rahatsızlıklarına da iyi gelir.
Morun kanı temizleyici bir özelliği vardır ve akyuvar yapımında rol oynar.
Sodyum ve potasyum dengesi, akciğerlerin, karaciğerlerin ve böbreklerin sağlığı da bu renkle ilintilidir.
Siyatik ve bunun gibi hastalıklar mor rengin enerjisi ile tedavi edilebilir.
Morun tamamlayıcı rengi: Sarı
MACENTA
Macentanın olumlu özellikleri:
İdealizmi ifade eden bu renk ruhsal özellikler taşıdığı gibi maddidir.
Bu rengin şekli düz pentagramdır.
Sivri ucu, bir başka deyişle başı yukarı bakan bu şekil kozmosun derin ve ruhsal boyutlarıyla bağlantılı olma durumunu temsil eder.
Zemini oluşturan yatay çizgi ise durağanlığı ve buna bağlı olarak da sağlamlığı arttırır. Ortada yer alan dik çizgi ise, eğilmezlik ve bükülmezlik anlamını alır.
Pentagram bütünlüğü, birliği ve evrensel uyumu sembolize eder.
Saygı, şükran ve sadakat kavramlarıyla anlatılır.
Enerjisi ile birlikte, anlayışı ve olgunluğu getirir.
Renk çarkında yer alan renklerin sonuncusudur. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeyen bir yöneticilik anlayışı gösterir.
Yumuşak, sıcak ve koruyucu bir renktir.
İfade ettiği en yüksek değer ruhsallıktır.
Bu rengin kişileri çevresindekilere daima iyi niyet beslerler. Hayatın hep iyi yönlerini görecek kadar da bilgeliğe sahiptirler.
Macentanın olumsuz özellikleri:
Kişilerde diğer insanlara karşı üstünlük kurma isteği yaratabilir. Bu da anlamsız bir gurura ve toplumdan soyutlanmaya yol açar.
Macentanın olumsuz etkileri, bazen de egemenlik duygusu geliştirir.
Bu olumsuz özelliklere maruz kalan kişiler kendi ihtiyaçlarını anlayıp, gideremez ve kendisine güven konusunda bir eksiklik duyar.
İnsanın kendisine saygı duyması bu rengin fazla kullanımı sonucunda ortaya çıkan bir diğer özellikleridir.
Bazen de kendinizi insanların ve olayların kontrolü altında hissedersiniz.
Böyle bir ortamda hatalarınızı göremez ve olayları istediğiniz şekilde yönlendirmeyerek, kendinizi hayatın akışına bırakırsınız.
Macentanın fiziksel etkileri:
Beyne giden kanı arttırır ve sinir sistemini dengede tutar.
Baş ağrısını, yüksek tansiyonu ve kronik sinir bozukluklarını kontrol altına alır.
Çalışırken normalden fazla bir çaba sarf ediyorsanız macenta veya pembe rengini kullanabilirsiniz.
Dinlenme amaçlı bir tatil veya masaj bu rengin enerjisinden faydalanmamızı sağlar.
Hafıza kaybı, mide ekşimesi, kalp çarpıntısı ve koma hallerinde tedavide kullanılır.
Yumuşak , dinlendirici ve koruyucudur. Solunum sistemini, adrenalin salgısını ve böbreklerin çalışmasını ayarlar.
Saldırgan ve sert davranış gösterenlere sakinleştirici etkisi vardır.
Macentanın tamamlayıcı rengi: Yeşil
PEMBE
Pembenin olumlu özellikleri:
Saf koşulsuz sevgi ve aşkın rengidir.
Hiçbir karşılık beklemeksizin insanlara iyilik ve sevgi duygusunu çağrıştırır.
Yumuşaklık ve duygusallığın açığa çıkmasını sağlar.
Rahatlık ve sakinlik duygusu verir.
İçsel temizlenmeyi sağlar.
Huzur ve güven duygusunu açığa çıkartır.
Pembenin olumsuz özellikleri
Aşırı kullanımlarda kıskançlık, benlik duygusu, kendini üstün görme.
Bencillik duygusu ortaya çıkar.
Pembenin fiziksel etkileri
Yaraların ve tümörlerin iyileşmesinde etkilidir.
Başağrısı, tüm vücut ağrıları, sinir sistemi bozuklukları, üst solunum yolu enfeksiyonları, böbrek ağrılarında kullanılır.
Pembenin tamamlayıcı rengi : Beyaz
KAVRERENGİ
Kahverenginin olumlu özellikleri:
Kahverengi toprağı ve bağlılığı temsil eder. Kendine güvenme ve emniyet hissi veren bu renk yoğun bir enerji taşır.
Kahverengi çok yoğun bir renk olduğu için onun açık turuncu, açık yada koyu yeşil ve turkuaz ile kullanmalıyız.
Aksi taktirde sıkıcı bir renk olabilir.
Kültür ve sanatın rengidir.
Eğitim ve öğretimde sık kullanılır.
Ekonomik ve istikrarlı bir yaşamı da çağrıştıran kahverengi en sık kullanılan renklerdendir.
Kahverenginin olumsuz özellikleri:
Aşırı kahverengi kullanıldığında mutsuzluk, hayal kırıklığı ve aradığını bulamama gibi duygular yaşanır.
Ayrıca Kahverengi tutuculuğu da simgeler ve bu rengin çok kullanımı hayatı algılama zorluğunu da beraberinde getirmektedir.
SİYAH
Siyahın olumlu özellikleri:
Bu renk muhalif duyguların rengidir. Siyah renginin ışığı absorbe edici (emici) bir özelliği vardır.
Bu özelliği nedeniyle küçük ve zayıf gösterir. Bundan dolayı da bir çok kişinin tercih ettiği renktir.
Siyah çok yoğun ve ağır enerjiler taşır. Bu nedenle de kullanılması ağır bir renktir.
Bu rengin az miktarda kullanılması uygun olup, diğer renkler ile birlikte kullanılması uygun olacaktır.
Bu renk ciddi, lider vasfı olup, üstünlük kurma eğiliminde olan insanlar tarafından sık kullanılır. Ayrıca Ego, benlik ve hakimiyet duygularını pekiştirir.
Siyah, gücü ve tutkuyu temsil eder, hırsın da bir ifadesidir.
Bizde ve batıda siyah, matemi simgelerken ,Japonya'da mutluluğun simgesidir.
Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır.
Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein, konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girer ve öyle düşünürmüş.
BEYAZ
Beyazın olumlu özellikleri:
Beyaz siyahın zıttı olan bir renktir. Işığı yansıtır. İnsana temizlik, sağlık ve saflık hissi verir.
Beyaz, istikrarı, devamlılığı simgeler.
LACİVERT
Lacivert insanı yatıştıran bir etki taşıyor. Bunun nedeni, mavinin tonu olması. Mavi rengin bütün koyu tonlarının yarattığı etki genellikle olumlu. Bedensel ve ruhsal yakınmaların iyileştirilmesinde lacivert çok etkili. Yatıştırıcı özelliğinin yanı sıra, insanın yorgunluğunu da aldığı söyleniyor.
Lacivertin etkisi:
Kendinizi yorgun hissettiğiniz bir günde, lacivert giyebilirsiniz.
.isikterapi.com
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
21/4/2009 · Kategori: Aura ve Enerji Alanı
Aura ya da enerji alanı konusuna girmeden önce enerji kavramıyla ilgili olarak ne anladığımızı ve ne anlatmak istediğimizi biraz açıklayalım.
Çevremizdeki her şeyin atomlardan oluştuğunu, canlı ve cansız dediğimiz her varlığı oluşturan atomların da nihai olarak enerjiden oluştuğunu biliyoruz. Çoğumuz, tüm kainatın ve varoluşların kaynağı olan enerjinin, fizik duyularımıza çarpan ve bilim insanlarının geliştirebildiği cihazlarla tespit edebildikleri skalasından haberdarız. Enerjinin ısı enerjisi, ışık enerjisi, elektrik enerjisi, manyetik enerji, mekanik enerji, kimyasal enerji, nükleer enerji, kinetik enerji, hidrojen enerjisi, potansiyel enerji, ses enerjisi vb. gibi çeşitlerini tanımlıyor ve biliyoruz.
Şamanlar, mistikler, metafizikçiler, okültistler, teozoflar, Kızılderililer, Polinezya yerlileri, kadim doğu bilgelikleri, ruhsal şifacılar ve spiritüalistler ise, Ruslar tarafından “psikoenerjetik” diye adlandırılan daha başka güçlerin de var olduğunu kabul ederler. Bu daha başka güçlere çeşitli kültürlerde prana, chi (ki), mana gibi isimler verilir. Tarih boyunca bu daha başka güçlerle ilgili olarak görüş bildiren ve araştırma yapan insanlar tarafından od, illiaster, orgon, vril, vital güç gibi yüz kadar isimlerle de anılan bu süptil enerjilerin yaşamın sürekliliğinde ve bilincin tezahürlerinde son derece aktif ve etken bir güç olduğundan söz edilir. Kaynaklara göre bu güçler bedenle olduğu kadar zihinle de etkileşim halindedir. Bu güçler yaşantımızda çok etkindirler ve yararlı biçimde kullanılabilirler. Stanford Üniversitesi’nden madde bilimi profesörü Dr. William Tiler bu güçlerle ilgili olarak yapılan deneyler hakkındaki düşüncesini, “Görünen o ki, geleneksel bilimde tanıdıklarımızdan bütünüyle farklı yeni enerji alanlarıyla uğraşıyoruz” diye ifade etmiştir.
Hint felsefesinde karşımıza çıkan prana, atmosferdeki serbest bir enerji formu ve aynı zamanda canlı varlıklardaki hayat verici enerji olarak kabul edilir. Bedene gıdalar ve solunum yoluyla girer. Belli tekniklerin kullanılmasıyla normalüstü miktarlarda alınabilir. Bedende depolanabilir ve sağlığımızda ilerleme kaydetmek için kullanılmasının yanı sıra başkalarına yardım etmek ve şifa yapmak için zihinsel olarak yönlendirilebilir. Levitasyon gibi olağan dışı beceriler için kullanılabilir.
Tüm Cisimler Çevreyle Enerjetik Alış Veriş İçindedir
Bütün fizik maddeler bir enerji yayarlar ve aynı zamanda bir enerji alırlar. Kainat mütemadiyen birbirlerine enerji verip, enerji alan bir sistemden meydana gelmiştir. Bütün cisimler çeşitli varyasyonlarda çevresiyle enerji alışverişi içerisindedir. Canlı organizmalar da çevreyle sürekli bir enerji alışverişi içerisindedir. Ancak canlı organizmalar kendi bünyeleri içerisinde sürekli bir enerji dönüşümünü de gerçekleştirmektedirler.
Bizim yaşamımız biyokimyasal ve biyofiziksel düzeyde sürüp giden kesintisiz enerji dönüşümleriyle sürüp gitmektedir. Adına beden dediğimiz bu mükemmel organizasyon dışarıdan aldığı materyalleri ihtiyaçlarına en uygun biçimde enerjiye dönüştürüp bu enerjiyi en uygun yerde kullanabilecek şekilde programlanmıştır.
Bahsettiğimiz durum yani canlılığın fiziksel düzeydeki madde ve enerjileri alıp dönüştürdüğü gerçeği aslında madalyonun bir yüzüne ait gerçekliği tanımlar. Madalyonun diğer yüzünde ise çok eski zamanlardan günümüze kadar gelen kadim bilgiler ile modern araştırmaların ortaya koymaya başladığı gerçeklik vardır. Gerek kadim öğretiler gerekse modern araştırmalar canlılığın sürmesinde daha süptil ve daha asli olan başka bir enerjiye işaret eder. Bu enerjiye tüm evrene yayılmış olan yaşam enerjisi veya vital güç denir. Üstelik yaşam enerjisi olmaksızın fizik yaşamın var olamayacağını öne sürmektedirler.
Her maddenin her atomu, sürekli hareket içinde olan elektron ve protonlardan oluşur. Bu elektron ve protonlar elektrikseldir ve manyetik enerji titreşimleridir. Canlı maddenin atomları, cansız maddenin atomlarından daha aktiftir ve titreşimleri daha yüksektir. Bu nedenle ağaçların, bitkilerin, hayvanların ve insanların enerji alanları daha kolay saptanabilir ve görülebilir.
Atomik yapısı olan her şey, canlı ve cansız dediğimiz her şey kendisini çevreleyen bir enerji alanına sahiptir. Canlı ve cansız varlıkların etrafındaki enerji alanına aura denir. Kristallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların birbirlerinden farklı titreşimleri olan auraları vardır.
Olağan durumlarda bitkilerin, hayvanların ve insanların enerji alanı, psişik yetenekleri gelişmiş olan kişilerce görülebilmektedir. Bazı bireyler bu yeteneğe doğuştan sahiptir. Bazen bu yetenek, kimi insanların yaşamlarının belirli bir anında kendiliğinden ortaya çıkabilir. Bazı bireylerde ise, spritüel nitelikteki disiplinlerin kapsamında yer alan çeşitli uygulamalarla geliştirilebilir. Doğru bir tekniği uygulayan her bireyin psişik yeteneklerini geliştirme, auraları görebilme şansı vardır.
İnsan Aurası
İnsan aurası, fiziksel bedeni çevreleyen ve çeşitli renklerde algılanan bir enerji alanıdır. Bu alan bedeni her yönden sarar. Üç boyutludur. Sağlıklı bir bireyde, bedenin çevresinde elips ya da yumurta şekli oluşturur. Bedenin çevresinde 2,5- 3 m olduğu kabul edilir. Birey spritüel olarak geliştikçe aurasının enerjetik titreşiminin arttığı ve buna bağlı olarak hem fiziksel olarak sağlıklı olacağı hem de dışsal güçlerden o oranda az etkileneceği kabul edilir. Aurik alanları zayıf olanlar dışsal etkilerden daha çok negatif olarak etkilenir. Bunlar kolay yorulma, çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkması vs.dir.
Aura için, ‘Evrensel Enerji Alanı’nın varlıkların etrafında yer alan parçasıdır diyebiliriz. Bugün modern bilim de insan bedeninin etrafında tespit edilebilen bir enerji alanının varlığını kabul etmektedir. Bedenden yayılan bu enerjiler elektriksel, manyetik, ses, ısı, ışık ve elektromanyetik alanlar içermektedir.
Bu enerji alanlarının bazıları, bedenin içinden üretilmekteyken diğerleri ise dışarıdan alınarak beden tarafından dönüştürülmektedir. Bu olay aura ile çevremizdeki enerjiler arasında bir çeşit ozmos gibi düşünülebilir. Bitkilerden, hayvanlardan, insanlardan, gezegenden ve gezegen dışından gelen enerjileri auramız aracılığıyla özümseriz.
Enerji Alanları Birbirleriyle Etkileşir
Aurayı ya da enerji alanını göremesek bile hepimiz bir şekilde enerji alanını deneyimliyoruz. Bu konuda herhangi bir bilgimiz yoksa bu yaşadığımız deneyimi adlandıramıyoruz. Şimdi bu deneyimlerin neler olabileceğine bir bakalım:
* Belli kişilerin yanında kendinizi tükenmiş veya iyileşmiş hissettiğiniz oldu mu?
* Belli mekanlarda kendinizi iyi hisseder misiniz? Ya da belli mekanlara gittiğinizde tedirginlikle oradan bir an önce uzaklaşmak istediğiniz oldu mu?
* Yeni tanıştığınız bir insana karşı onu fazla tanımadığınız halde yakınlık duyduğunuz oldu mu?
* Yeşillik yerlere gittiğinizde şarj olduğunuzu hisseder misiniz?
* Birisinin size baktığını hissettiğiniz oldu mu?
Hepimiz zaman zaman farkında olmadan aura etkileşimlerini tarif eden ifadeler kullanırız:
* “....’la tanıştım, elektriklerimiz pek tutmadı.”
* “İlk görüşte vuruldum.”
* “Adamda garip bir elektrik vardı, sen de hissettin mi?”
* “Gözlerinden sanki ateş fışkırıyordu.”
* “Yo adam çok karizmatik canım.”
* “Konserde tüylerim diken diken oldu.” vs.
Bunlar aslında enerji alanlarının etkileşimlerini tarif etmek için kullandığımız ifadelerdir.
İnsanlar bir araya geldiğinde yaşadıkları ve deneyimledikleri hislere göre enerji alanlarında sürekli bir etkileşim olur. Bu, psişik yetenekleri olan insanlar veya durugörürler tarafından açıkça gözlenebilen ilginç bir fenomendir.
Gün içinde de her birimizin enerji alanı çevremizdeki insanların enerji alanıyla etkileşim halindedir. Auramızın titreşimi diğerlerininkine yakınsa onlarla aramızda doğal bir uyum vardır. Bu bireylerle daha iyi anlaşırız. Onlara sevgi ve sempati hissederiz. Ancak auramızın titreşimi ile uyumlu olmayan bireylerle geçinmemiz zorlaşır; onların yanında sıkıntı ve tükenmişlik duygusu hissedebilir, onlardan hoşlanmadığımızı söyleyebiliriz.
Düşüncelerimizin Auraya Etkisi
1959’da William and Mary Üniversitesinden Dr. Leonard Ravitz, İnsan Enerji Alanının kişinin zihinsel ve psikolojik durumuna göre değişiklik gösterdiğini belirlemiştir. Bu alanın, düşünce süreçleriyle ilişkide olan bir alan olduğunu belirtmiştir. Buna göre, bu düşünce alanındaki değişimler, psikosomatik belirtilerin oluşmasına sebep olmaktadır.
Okült bir özdeyiş de, “Bütün enerjiler düşünceyi izler.” der. Buradan hareketle bireyin ne düşündüğü, düşündüğünü ne sıklıkla düşündüğü aurası üzerinde doğrudan etkilidir. Çünkü auranın titreşimleri düşüncelerimize uygun olarak değişir. Olumlu duygu ve düşünceler auranın titreşimini yükseltirken korku, kaygı, endişe, nefret gibi olumsuz duygular auranın titreşimini düşürür.
Merhametli olmanın da, kızgın ve öfkeli olmanın da birer fizyolojisi vardır ve bu fizyolojik aktiviteler birbiriyle aynı değildir. Bu fizyolojik aktivitelerin her birindeki kalp ritmi, solunum ritmi, hücre kimyası, sinirsel aktiviteler ve kas fizyolojisi birbirinden farklıdır. Her bir halin fizik ve enerji bedenler üzerindeki etkisi farklıdır. Merhamet ve sevgi hisleriyle yayılan enerjinin niteliğiyle öfke enerjisinin niteliği aynı değildir.
Auranın Renkleri
Aura, yani insan enerji alanı, durugörürler tarafından genellikle mavimsi beyaz olarak algılanır ancak her zaman mavimsi beyaz olmayıp farklı renklerde de görülebilir. Yetenekli medyumlara göre bu renklerin bulanıklık ya da yoğunluk derecesi, renklerin aura içinde bulunduğu yerler bireyin zihinsel ve duygusal durumuyla, sağlığıyla yakından ilişkilidir. Auranın renkleri ve yoğunlukları gün boyunca yaşadığımız zihinsel ve duygusal iniş - çıkışlara göre, bu iniş ve çıkışı sağlayan ruh hallerimize göre dramatik bir biçimde değişir.
Bireyler Arası Aura Etkileşimi
“Auramızın titreşimi, diğerlerininkine yakınsa doğal bir uyum vardır. Bu bireylerle daha iyi anlaşırız. Ancak auramızın titreşimi ile uyumlu olmayan bireylerle geçinmemiz zorlaşır, onların yanında sıkıntı veya tükenmişlik duygusu hissederiz.” Demiştik. Böylesi durumlarda uyumsuz olduğumuz kişiyi geri veya kötü diye nitelendirmek doğru değildir. Bu durum sadece enerjilerimizin aynı titreşimde olmadığını gösterir. Başlangıçta hiç hoşlanmadığımız bir bireyle de zamanla çok iyi bir ilişki geliştirebiliriz. Çünkü her an hepimiz öyle veya böyle değişiyoruz. Kaldı ki bir arada bulunan, aynı evi paylaşan bireyler arasında zaten doğal olarak sürekli bir enerji alışverişi vardır ki bazı bilim adamları buna kuantum etkileşim demekteler. Bu alışverişler de hem yanımızdaki bireyin hem bizim enerji alanımızı sürekli değiştirir.
Alanlardaki Enerji Akışı
Enerji tıbbına göre fizik beden, aura olarak tanımlanan enerji alanının oluşturduğu negatifin fotoğrafı gibidir. Başka bir deyişle fizik beden, auranın enerjetik yapısına ve titreşim gücüne göre biçimlenmekte ve bütünlüğünü korumaktadır. Bu nedenle aura düzeyindeki her değişim fiziğe yansır. Bu değişimlerin fizikteki yansımaları kendini tükenmiş veya enerjiyle yüklenmiş hissetme, sağlıklı olma veya hastalanma şeklinde olabilmektedir.
Bir varlık canlılığını koruduğu sürece kozmosdan gelen çeşitli frekanslardaki enerjiyi aurasındaki şakralar aracılığıyla özümseyip fizik bedene iletir. Fizik beden de alınan besin maddelerini hücrelerinde özümseyip auraya enerji transferi sağlar. Bu durumda yaşayan sistemler hem dıştan içe doğru hem de içten dışa doğru sürekli bir enerjetik değiş tokuş durumundadır. Enerjetik alan fiziği desteklerken, fizik beden de enerji alanını desteklemekte böylece birleşik bir alan oluşmaktadır. Bu birleşik alan normal otonomisini koruduğu sürece sağlıklılık söz konusu olmaktadır.
O halde “hareket ve değişim” olgusu auramız için de geçerlidir. Durugörürler aurayı dans eden bir enerji seli gibi algılarlar. Auranın enerjetik karakteri her an çok çeşitli etkenlere bağlı olarak değişir. Uzun vadede ise yaşam deneyimlerimiz nedeniyle bilinçdışına kaydettiğimiz çeşitli kararlara (kimseye güvenmeyeceğim, beni kimse sevmez ki, intikamımı alacağım vb.), çeşitli duygulara (öfke, çaresizlik, kızgınlık, incinme, korku vb.) ve bilinçli farkındalığımıza bağlı olarak değişim gösterir. Bu nedenle her insanın aurası kendine özgüdür ve birbiriyle aynı özellikte iki aura yoktur.
Auradaki enerjiler bazen dışarı bazen de içeri doğru akarak sürekli sirküle olur. Bu enerjinin herhangi bir engelle karşılaşmadan akması bedenin sağlıklı olmasını sağlar. Akışa engel olan enerjetik bir blok varsa hastalık meydana gelir.
Örneğin solar pleksus (mide) bölgesinde bir sıkışıklık varsa bedene ulaşması gereken vital enerji, yaşamsal enerji azalır. Yani prana akışı tam olmaz. Çünkü solar pleksus şakrası hayat enerjisini fizik beden için çok önemli olan vital enerjiye dönüştürür. Aşırı gerilim, stres vital enerjiyi tüketir. Azalmış vital enerji genellikle hastalığın başlatıcısıdır.
Vital enerjinin tükenmeye başlamasıyla çabuk sinirlenme, karın veya göğüs bölgesinde sıkışma, tükenme hissi, iş yapmak için isteksizlik, üşengeçlik, sürekli uyku ihtiyacı, depresyon, atalet, cesaretsizlik ve çaresizlik hissi vs. başlar.
Aura Değişimini Tetikleyen Nedenler?
Auranın enerjetik örüntüsünü değiştiren etkenler fiziksel, zihinsel - duygusal ve süptil etkenler olmak üzere gruplandırılabilir.
Fiziksel etkenler; yenilen ve içilen gıda maddelerinin çeşit ve kalitesi, ilaçlar, solunan havanın kalitesi, fiziksel egzersiz yapıp yapmama, fiziksel yorgunluklar, dinlenme süreçleri ve giydiklerimizin (naylon ve sentetik giysiler zararlı, pamuklu, yün ve ipek giysiler yararlı) bileşimidir.
Auranın enerjetik örüntüsünü değiştiren zihinsel- duygusal etkenler; bireyin içinde bulunduğu ruh hali, sınırlayıcı inançları, yaşadığı olumsuz deneyimler sonrası aldığı kararlar ve takıntılı düşünceler; endişe, korku, kaygı gibi psikolojik etkenlerdir. Örneğin son derece mutlu görünen bir insanın aurasını gözlemleyen bir durugörür, o insan sinirlendiği anda aurasındaki titreşim ve renk değişimlerini net bir şekilde tanımlar. Olumlu duygu halleri auranın çapını ve titreşimini artırırken olumsuz duygu halleri titreşimini düşürüp çapını küçültür.
Auranın enerjetik örüntüsünü değiştiren süptil etkenler ise auramıza dış uzaydan ve psişik atmosferden gelen çeşitli frekans ve dalga boylarındaki enerjilerdir. Auraların değişim ve gelişiminde yakın çevremizde bulunan diğer insanların auraları da etkendir. Bu katkı süptil etkenler kapsamına girer. Enerjetik olarak birbiriyle rezonansa, uyumlu bir ortak titreşime girebilen auralar arasında kendiliğinden bir enerji transferi başlar. Bu, bileşik kaplar misali dolu olandan boş olana doğru bir akıştır. Titreşimsel karakteri benzer titreşim alanlarına sahip olan auralar arasında, enerjetik bir rezonans söz konusu olduğunda, auralar girişim yapmakta, birbirlerini olumlu veya olumsuz yönde etkilemektedir.
Özetle; kimyasal olarak kirlenmemiş yiyecekler, sıvılar ve solunan temiz hava, nefes egzersizleri yapmak, fiziksel egzersiz yapmak, dinlenmek, düzenli uyumak, doğu kökenli olan yoga, meditasyon, taici gibi çeşitli pratikleri yapmak, doğal lifli giysiler giymek auranın titreşimlerini güçlendirirken; aşırı yorgunluk, dengesiz ve düzensiz beslenme, kirli hava, uzun süren uykusuzluk, alkol ve sigara, olumsuz duygu halleri, obsesif takıntılar auranın titreşimlerini düşürür.
Oksijen oranı yüksek tepelere, kırsal bölgelere, ormanlara veya su kenarlarına gitmek ya da bu tip alanlarda yaşamak aurayı güçlendirir. Ayrıca, hayatın iniş ve çıkışlarına karşı iyimserliği, umudu ve pozitifliği koruyabilmek; varlıkları herhangi bir çıkar ve beklentiye bağlı olmadan sevebilmek; yaşamdan keyif almak, neşeli olmak, şifa çalışmaları ve psişik korunma uygulamaları yapmak da aurayı güçlendirir.
Auranın Katmanları

Bazı düşünce ekollerine göre fizik bedenden dışarı taşan auranın çeşitli katmanları vardır. Bu katmanlara enerji bedenler de denir. Kimi ekoller üç, kimi ekoller dört katmandan kimi ekoller ise yedi temel katmandan veya süptil bedenden söz eder. Genel sağlık için her bir katmanın enerjetik olarak güçlü olması gerektiği kabul edilir.
Genel terminolojiye göre auranın ilk dört katmanı; eterik (esiri, vital) beden, astral (duygusal) beden, mantal (zihinsel) beden ve kozal (sezgisel) bedendir. Bu bedenlerin, fizik bedenden uzaklaştıkça süptilleşip inceldiği ve görülmesinin zorlaştığı kabul edilir.
1. Eterik Beden
Eterik beden, fizik bedenden 5 ila 7 cm kadar dışarı taşar ve aura olarak tanımlanan enerji bedenin ilk katmanıdır. Şekil ve boyut olarak fizik bedene benzer. Fizik bedene şekil verir. Ağ benzeri yapısı sürekli hareket eder. Rengi açık maviden griye doğru değişir.
Amerikalı ünlü şifacı ve bir durugörür olan Dora Kunz, Barbara Ann Brennan ve pek çok durugörü şifacılarına göre eterik alanda, fiziksel olan her organın eterik bir karşılığı vardır. Fizik bedenin hücreleri ve organları, eterik bedenin enerji çizgilerinin oluşturduğu kalıbın üzerinde gelişir. Bu beden aynı zamanda hastalık yapıcı mikropların ve zararlı maddelerin fizik bedene girmesini engeller. Çevreye sürekli bir şekilde yaşam enerjisi yayar. Bu enerji insana doğal bir korunma sağlar.
Stres, sağlıksız beslenme, aşırı alkol ve nikotin tüketimi, ilaçlar, olumsuz düşünceler ve duygular, korkular vs. eterik bedeni zayıflatır. Eterik bedenin enerji akımları düz ve bedene dik olması gerekirken eğik ve düzensizce yayılır. Bu durumda mikropların içeri girmesine neden olan gedikler ve çatlaklar meydana gelir. Böylece hastalık, fizik bedende başlamadan önce eterik bedende başlar ve bu aşamadayken hassas kişiler tarafından görülüp tedavi edilebilir. Şifacı tarafından aktarılan enerjilerle eterik alanın eksilmiş enerjisi yerine konur. Enerji alanı güçlendiği an fiziksel sistem kendini hızla rejenere eder, yeniler.
2. Astral Beden
Astral bedene duygusal beden de denir. Hem fiziksel bedeni hem de eterik bedeni kapsar. Bedenden 45 ila 120 cm dışarı taşar. Düşünce ve niyete göre 3–4 metreye kadar genişleyebilir. Başka bir duygusal beden veya bedenler varsa, onlarla rezonansa girip o insanı veya grubu da etkileyebilir.
Çevremizdeki insanlardan bize ulaşan duygusal enerjiler özellikle solar pleksüs şakrasından girerek bedenin hayatiyetini ve sağlık durumunu etkiler. Örneğin bir kişi öfkelendiğinde veya sevindiğinde bu duygusal enerji onun alanından her yöne dağılır. Ya da belli bir hedefe giden mermi gibi belirli bir kişiye yansıtılabilir. Eğer diğer kişi yakındaysa, enerji alanı da güçlü bir korunma altında değilse, bu enerji örüntüsü onun alanlarıyla etkileşir. O kişide de benzer duygusal tepkileri, örneğin öfke veya sevinç hislerini oluşturur. Her tür olumsuz inançlar; korku, kaygı, endişe, üzüntü gibi olumsuz ruhsal haller, negatif sözleşmeler duygusal bedende bozulmaya neden olur.
3. Mantal Beden
Mantal beden, düşünce ve iradenin alanıdır. Akıl yürütme, bağlantı kurma yetilerini oluşturur. Bilinçdışı dediğimiz alandaki kayıtların merkezidir.
Bireylerin mantal bedeni evrensel mantal alanın bir parçasıdır. Hem duygusal hem de diğer alanlara nüfuz etmiştir. Mantal alan bireyin entelektüel işlevlerinin temsilcisi olarak tanımlanabilir. Kişinin vizüalize etme, rasyonalize etme ve kavramlaştırma, net düşünme, sentez yapma ve deneyimlerini anlamlandırabilme yeteneklerini açığa vurur. Bu süreç tanımlandığından daha karmaşıktır çünkü kategorizasyon ve rasyonalizasyon duygusal alanla; kavramlaştırma, sentez ve yaratıcılık ise sezgisel alanla ilişkilidir. Bu alanın parlaklık derecesi entelekt fonksiyonların biçimiyle bağlantılıdır. Her tür suçluluk duygusu, olumsuz düşünceler, sınırlayıcı inançlar mantal beden titreşimlerini zayıflatır.
4. Ruhsal Beden
Ruhsal bedene kozal beden de denir. Ruhsal beden insandaki Ben yani Ego’nun rehberidir. En yüksek frekanslı bedendir. İnsan, kozal bedeni sayesinde ferdiyet kazanır ve diğer bedenlerini idare eder. Ortalama bir insanda fizik bedenden bir metre kadar öteye ulaşırken ruhsal olarak yetkinliğe ulaşmış bir insanda, güçlü bir şifacıda çok daha öteye yayılabilir.
Ruhsal beden, varlığın ruhsal düzeyinden aldığı enerjiyi zihinsel, astral ve eterik bedenler aracılığıyla fizik bedene aktarır. Astral veya mantal bedenler gibi ölüm sonrasında yok olmaz. O, varlığın hayatları boyunca edindiği tecrübe ve bilginin kayıtlarının da tutulduğu alandır.
Auradaki Enerji Merkezleri (Şakralar)
Hint yoga sistemi ve psişik yetenekleri olan çoğu kimseye göre, auramızda belirli bazı enerji merkezleri bulunmaktadır. Tepeden bakıldığında, dönüp duran enerji girdaplarına benzedikleri için yoga sisteminde bunlara “tekerlek” anlamına gelen şakra (çakra) adı verilmiştir. Bu terim günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Auranın ya da insan enerji alanının belli bölgelerinde bulunan ve kozmozdan gelen enerjileri alıp dönüştüren şakralar, enerji alanının her katmanında bulunur. Alıp dönüştürdüğü enerjileri bir alt katmandaki şakralara iletir.
Şakralar bedenimizdeki salgı bezleriyle ve ana sinir merkezleriyle bağlantılıdır. Her bir şakra belli organ ve sistemlere enerji desteği verir. Bir insandan dışarı doğru yayılan enerjiler de diğer insanlardan gelen enerjiler de şakralardan giriş çıkış yapar.
Şakraların anatomisi Hint ve Tibet tantrik literatüründe tanımlanmıştır. Bu konudaki en detaylı bilgileri Batı’ya ilk aktaran kişi C. W. Leadbeater’dır. Şakralar konusunda Leadbeater’dan sonra Swami Rama ve Hiroshi Motoyama’nın detaylı çalışmaları olmuştur.
Şakraların Fonksiyonu
Daha önce de söylediğimiz gibi prana dediğimiz hayat enerjisi şakralardan giriş yapar. En dış katmandaki şakralar aldıkları enerjinin frekansını biraz düşürüp bir alt katmandaki şakralara iletir. O katmandaki şakralar da aldığı enerjinin frekansını düşürüp bir alt katmana iletir. Bu böyle devam ederek, hayat enerjisi fizik bedene iletilir. Bu şekilde, hayat enerjisinin titreşimleri fizik bedenin kaldırabileceği, kullanabileceği frekanslara düşürülmüş olur. O halde şakralar hem hayat enerjisinin giriş kapısıdır, hem de fizik bedeni zarar görebileceği yüksek frekanslardan korumaktadır.
Yedi ana şakra ve sayıları farklı ekollere göre değişen ikincil şakralar vardır. Şakralar tarafından soğurulan hayat enerjisi, nadi denilen enerji kanallarıyla enerji bedenlere ve fizik bedene aktarılır. Şakraların soğurduğu süptil enerjiler fizik bedenin canlılığını, iş yapabilme gücünü, yeryüzü hayatının sürekliliğini sağlar.
Durugörü yeteneği olan kimseler şakraları kolayca fark edebilir ve onların tarifleri üzerine renkli olarak resmedilmiştir. Şakralar gelişmemiş durumdayken yaklaşık 5 cm çaplı ve hareketli birer küçük daireye benzer. Ortalama bir insanda çevrelerine hafif bir ışık saçmaktadır. Spritüel nitelikli tekniklerle uyandırıldığında ise alev alev yanan ve parıldayan çevrintilere benzer.
Bir insanın bazı şakraları daha iyi çalışırken bazı şakraları yeterli enerji dönüşümünü yapamayabilir. Bazı şakraları bloke olmuş yani tıkanmış olabilir. Bu durumda, sağlıklı bir şekilde çalışmayan şakranın kontrolünde olan organlarda sorun başlar. Fizik sağlık için 7 şakranın da açık ve belirli bir hızda çalışması gerekir.
İyi çalışan şakraların her biri kendi özel enerjisini üretir. Psişik yeteneklerini geliştirmek isteyen veya şifacı olmak isteyen bireylerin şakralarının açık ve enerji akışlarının güçlü olması gerekir.
Enerji Kanalları
Şakraların alıp dönüştürdüğü enerjileri bedene dağıtan kanallara ise nadi denir. Nadiler akupunkturun meridyenlerine karşılık gelir. Bazı ekollere göre 340.000, bazılarına göre 72.000 nadi vardır. Bunlardan 10 veya 14 tanesi hemen hemen tüm ekollerde ortak olarak tanınır. Bunların da üçüne çok özel bir önem atfedilir. Bu üç nadi suşumna, ida ve pingala olarak adlandırılır. Suşumnanın kuyruksokumundan başlayıp omurga kanalı içinde yükseldiği, ida ve pingalanın ise suşumnanın iki tarafında yer alıp burun deliklerinde sona erdiği kabul edilir. Nefes egzersizlerinde burundan nefes almak, nefesle birlikte içeri alınan pranayı artırır. Nefes egzersizleri, bedene giren prana artışını sağladığı için yoga, meditasyon, şifacılık ve psişik korunma uygulamaları yapanlarca önemsenir.
Diğer nadilerden bazılarının ise el ve ayak parmaklarının uçlarında sona erdiği kabul edilir. Özellikle ellerini kullanarak şifa yapan şifacıların şifa eylemi sırasında, parmak uçlarından yoğun bir enerji çıkışı gerçekleşir.
Yedi Ana Şakra ve Fonksiyonları
1. Kök Şakrası
Kök şakrası, kuyruk sokumunun altında, cinsel organla makat arasında bulunur. Genellikle kırmızı renkli olarak gözlenir. Kök şakra enerji alanını yerküreye bağlar. Yeryüzünde yaşama iradesini ve isteğini güçlendirirken bedensel canlılığı sağlayıp güç verir. Boşaltım ve üreme sistemlerini denetler.
Duygusal ve psikolojik travmalar kök şakranın düzensiz çalışmasına neden olur. Bu nedenle yaşama sevincinde azalma, fiziksel aktiviteden kaçma, halsizlik, yorgunluk, isteksizlik ve kendini hasta hissetme hali başlar.
Bu şakra uyandırıldığında, kundalini denilen enerji omurga boyunca bulunan üç kanal ile yukarı doğru çıkar ve diğer şakraları da olumlu yönde etkileyip psişik yeteneklerin ortaya çıkmasını mümkün kılar.
2. Karın Altı Şakrası
Cinsel organın bittiği yerde, karnın alt tarafında bulunur. Rengi turuncudur. Bazı konularda hırs ve arzulu olmayı sağlar. Diğer şakralarla birlikte yaşam gücünü destekler. Cinsel organlara, idrar sistemine, böbreküstü bezlerine ve bağışıklık sistemine enerji desteği verir. Fiziksel, ruhsal ve zihinsel olarak zevk alıp vermeyi sağlar.
3. Mide, “Solar Pleksus” Şakrası
Solar pleksus şakrasına ‘güneş sinirağı’ da denir. Göbek deliği civarında bulunur. Başat rengi sarıdır. Mide, bağırsak, karaciğer, safra kesesi, pankreas, dalak ve sinir sistemine enerji desteği verir. Sindirim faaliyetlerini düzenler. Solar pleksüs şakrası düzgün çalışan insanların sağlıklı bir duygusal hayatları vardır.
Stres veya duygusal problemler, heyecan, kızgınlık, korku, sevgi gibi titreşimleri düzenler. Tüm şakralar gibi bu şakranın da aşırı kullanılması tehlikelidir.
4. Kalp Şakrası
Kalp şakrası, iki göğsün ortasında bulunur. Canlı altın sarısı ve yeşil renklidir. Kalp, akciğer, timüs bezi, akciğer - mide siniri ve sırtın üst kısmına enerji gönderir. Sevgiyi tezahür ettirdiğimiz merkezdir. Tüm hayata bağlılık enerjisi akıtır. Güçlendikçe, tüm yaratıkları sevebilme bilincini açığa çıkarır. Fizik bedenin zinde olmasında rolü vardır. Yüksek bilinç boyutlarını anlayabilme, sevgiyi tezahür ettirme, iradeyi kullanma ve var olma anlayışı ile yakından ilişkilidir.
5. Boğaz Şakrası
Boğaz şakrası, boğazın ön tarafında bulunur. Gümüşi mavi renktedir. Tiroit ve paratiroit bezlerine, bronşlara, akciğere enerji sağlar. Şarkıcılarda ve iyi konuşmacılarda daha parlak ve hızlı hareketlidir. Kendini ifade etme yeteneğini tezahür ettirip kişisel ihtiyaçlar ile ilgili sorumluluk alabilmeyi sağlar.
6. Alın Şakrası
Alın şakrası, alnın ortasında bulunur. Mavi mor - lacivert renklidir. Hipofiz bezine, beynin alt kısmına, kulak, burun ve sinir sistemine enerji sağlar. Pek çok ekolde üçüncü göz olarak tanımlanır. Zihinsel kavramları imgeleme, evren ve dünya ile ilgili gerçekliği algılama ve anlama yetisi ile ilişkilidir. Yaratıcı fikirlerin oluşmasında etkilidir. Bu şakranın tıkanması ve saat yönüne ters dönmeye başlaması bireyin olumsuz fikirler üretmesine neden olur.
7. Taç Şakrası
Taç şakrasına ‘tepe şakrası’ da denir. Başın tepesinde bulunur. Genellikle beyaz veya mor renkli tanımlanır. Beyne ve özellikle epifiz bezine enerji gönderir. Bu şakra bireyin ruhsal durumu ile fiziksel, zihinsel ve duygusal bütünlüğünü temin eder.
Bu şakra sağlıksız ise diğer tüm şakralarda da düzensizlik olur. Bazı şifacılar şifa yaparken solar pleksus şakrasını, bazıları kalp şakrasını, bazıları alın şakrasını, bazıları boğaz şakrasını bazıları da tepe şakrasını daha yoğun kullanır.
Şakralar normal biçimde işlevlerini yaparken, her biri “açık” olur. Saat yönünde dönerek evrensel alandan gerekli enerjileri çekip metabolize eder. Saat yönüne ters yönde dönmesi ise, akımın bedenden dışarı doğru olduğunu gösterir. Şakra gelen enerjilere kapalı demektir. Bu da enerji kaybını işaret ettiği gibi süptil enerjileri alamadığını ve fiziğin bu kıymetli enerjilerden mahrum kaldığını gösterir. Bu kaybın önüne geçilmesinde ve bu tip şakraların enerjiyle şarj edilmesinde fayda vardır. Şifacıların aktardığı enerjiler, şakralardaki tıkanıklığı açtığı gibi o şakranın metabolik aktivitesinin yeniden dengelenmesinde rol alır. Metabolik aktivitesi yeniden dengelenen şakradan, o şakranın enerjetik destek sunduğu organ ve sistemlere ve bedenin bütününe akan enerji artar. Bu durum da hücrelerin enerjetik olarak güçlenmesine, problemli bölgelerini iyileştirmesine, dokuların kendini tamir etmesine ve hastalıklı bölgelerin iyileşmesine neden olur.
Son Söz
Sonuç olarak bizler yalnızca beden değiliz. Bu bedenden dışarı taşan ve daha asli olan enerji bedenimizle yani auramızla çevrelenmiş durumdayız. Her birimizin enerji alanı, ait olduğu Evrensel Enerji Alanı içinde birbiriyle girişim yapmakta, etki alıp etki vermekte. Enerji bedenlerimiz diğerlerinin enerji bedenleriyle, fiziksel bedenlerimizin olduğundan daha fazla iletişim halinde. Enerji beden ve yüksek frekanslar hakkındaki farkındalığımız geliştikçe, evrendeki yerimizle daha sağlam bir bağ kuruyoruz. Kim olduğumuzu, bu dünyaya ne için enkarne olduğumuzu sorgulayıp bilgilenirken zihinsel ve duygusal olarak büyümeyi, olgunlaşmayı öğreniyoruz. Enerji alanlarımıza zarar veren ve psişemizin derinliklerinde kayıtlı bulunan geçmişin olumsuz deneyim ve duygularının yarattığı bozunmayı tamir ediyoruz. Süptil enerji alanlarımızın vibrasyonunu yükseltip, yaratıcı özümüzün kendini daha yüksek niteliklerle tezahür etmesine zemin hazırlıyoruz.
Her ne kadar hepimiz bu alanı göremesek de o varlığını korumakta ve fonksiyonlarını yerine getirmekte. Fizik sağlığı koruma ve iyileştirme süreçleri içindeyken, enerji bedenin sağlığını ve bütünlüğünü korumaya ve temin etmeye yönelik uygulama pratikleri içinde de olabilmek varlığımızın bütününe yönelik kıymetli bir yardım olacaktır. Görünen görünmeyenin tezahürüdür. Bu her zaman böyle olmuştur…
Fadime Emir
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
19/4/2009 · Kategori: Aura ve Enerji Alanı
Evrenin temel dinamiğini oluşturan öncül yasanın "hareket ve değişim" olduğu ilkesini tüm mistik ve ezoterik gelenekler, kadim öğretiler ifade etmiştir. Günümüzde kuantum fiziği alanında çalışan uzmanlar da "hareket ve değişim" olgusunun atomaltı parçacıklardan tutun da makrokozmosa kadar her boyutta geçerli olduğunu ifade eder.
Görecelik teorisiyle de ispatlandığı gibi tüm evren enerjetik bir alandır. Evren enerjisinin lokal yoğunlaşmaları çeşitli niteliklerdeki maddeyi oluşturur. Fizik evrende algıladığımız herşey, kozmik enerjinin değişik yoğunluklardaki biçimlenmeleridir.
Gerek maddesel çeşitlilik gerekse maddesel çeşitliliğin adeta içinde yüzer gibi durduğu temel enerji denizi çok farklı skalalara sahip frekans aralıklarında titreşip durmaktadır. Hem atomik seviyedeki madde hem de daha büyük ölçeklerdeki moleküler organizasyonlar, dolayısıyla canlı ve cansız dediğimiz her form da kendi etrafında hareketli ve son derece süptil bir enerjetik titreşim alanına sahiptir. Bu nedenle bütün fizik maddeler çevrelerine sürekli olarak enerji yayıp aynı zamanda çevrelerinden sürekli enerji alırlar. Farklı nitelik ve yoğunluğa sahip tüm bu enerji şekilleri birbirleriyle sürekli olarak karşılıklı ilişkidedir. Bu enerjetik değiş tokuşu sağlayan hareket aynı zamanda değişimin temel dinamiğini oluşturur. Aslında kozmik enerjinin farklı frekanslara, farklı yoğunluklara göre aldığı hiçbir biçim sürekli ve sabit değildir. Her an her şey son derece ince seviyelerde de olsa, duyularımıza çarpmasa da değişir.
Algılamanın Mekaniği
Bildiğimiz gibi insanın hem kendi zihin alanındaki duygu ve düşüncelerden hem çevresindeki insanların içinde bulunduğu hallerden, hem de etrafındaki nesne ve varlıklardan haberdan olmasını sağlayan bir algı mekaniği vardır.
Klasik anlamda bildiğimiz algılar duyu organları aracılığıyla beyne iletilen elektriksel titreşimlerin beyin tarafından yorumlanmasına dayanır. Bilim bizi bu beş duyu ile tanımlar. Oysa insanın çevresindeki daha süptil titreşimlerin oluşturduğu elektriksel titreşimleri algılayabilen bir potansiyeli de vardır. Pekçok insanın yaşadığı içedoğuşlar, sezgiler, önbilişler, telepatik algılamalar vs. süptil algılamalar olup bunlara duyular dışı algılamalar (DDA) denir.
DDA yeteneği olan psişik insanlar arasında da süptil titreşimlerin farklı skalalarını algılayabilen yani yetenek boyutları birbirinden farklı olanlar vardır. Bazı psişikler beş duyu dışında kalan dar bir frekans aralığını algılarken bazıları daha geniş bir frekans aralığını algılar.
Algıladıkları süptil titreşimleri duyuya dönüştürüp iç gözüyle görebilen; şekil, renk, biçim, ses ve formu tanımlayabilen kişilere durugörür de denir. Durugörürlerin tanımladığı gerçeklikler özünde tek bir gerçekliğin farklı algı kapasitelerine göre tanımlanmasıdır. Algı boyutu gelişkin bir durugörür zihinsel bir konsantrasyon sağlayıp fizik gözleri açıkken de kapalıyken de gerek yakınındaki gerekse çok uzağındaki nesneleri, insanları ve oluşları tanımlar. Yetenekli bir durugörür algıladıklarını tanımlamakla kalmayıp bir insanın geçmiş hayatlarından kesitleri, psişik veya fiziksel düzeydeki hastalıklarını, bu hastalıkların sebeplerini vs. bilebilir. Pekçok durugörürür algılamaları ve koydukları teşhisler, bu durugörürlerle birlikte çalışan tıp doktorları tarafından da onaylanmaktadır. Kaldı ki durugörü algılamalarını tıbbi teşhisle bağdaştıran araştırmalar için mümkün olan tek "araç" özel yetenekli insanlardır.
Son yıllarda daha ince titreşimleri algılayabilecek cihazlar geliştirilmekte ve bu cihazlar yardımıyla ölçümler yapılabilmekte, bir durugörürün algılamaları ile cihaz ölçümleri karşılaştırılarak hem durugörürün algısı bilim tarafından bir yerde test edilmekte hem de o cihazların kayıtladığı enerji skalalarının nasıl yorumlanması gerektiği hakkındaki önemli veriler bu durugörürlerin yorumlarından çıkarılmaktadır. Böylece insanın süptil titreşim alanlarına ilgi duyan uzmanlar yeni bir literatür geliştirmekte, enerji alanlarının yorumlanması ile çeşitli hastalıkları teşhis etmektedirler.
Aura, Süptil Titreşim Alanları
Fizik bir forma sahip olan her şeyin çevresindeki enerjetik yapının oluşturduğu süptil titreşim alanlarına aura denir. Canlı ve cansız olarak tanımladığımız tüm varlıkların bir aurası vardır. Ancak canlı dediğimiz varlıkların aurası cansız dediğimiz nesnelerin aurasından daha güçlü bir titreşim alanına sahiptir.
Aslında fizik beden, aura olarak tanımlanan enerji alanının oluşturduğu negatifin fotoğrafı gibidir. Başka bir deyişle fizik beden, auranın enerjetik yapısına ve titreşim gücüne göre biçimlenmekte ve bütünlüğünü korumaktadır. Bu nedenle aura düzeyindeki her değişim fiziğe yansımakta, fiziğe yansımaları ise bizler tarafından sağlıklılık veya hastalık olarak algılanmaktadır.
Bir varlık hayatiyetini koruduğu sürece kozmozdan gelen çeşitli frekanslardaki enerjiyi aurasındaki şakralar aracılığıyla özümseyip fizik bedene iletir. Fizik beden de alınan besin maddelerini hücrelerinde özümseyip auraya enerji transferi sağlar. Bu durumda yaşayan sistemler hem dıştan içe doğru hem de içten dışa doğru sürekli bir enerjetik değiş tokuş durumundadır. Enerjetik alan, fiziği desteklerken, fizik beden de enerji alanını desteklemekte böylece birleşik bir alan oluşmaktadır. Bu birleşik alan normal otonomisini koruduğu sürece sağlıklılık söz konusu olmaktadır.
O halde "hareket ve değişim" olgusu auramız için de geçerlidir. Bir durugörür aurayı dans eden bir enerji seli gibi algılar. Auranın enerjetik karakteri her an çok çeşitli etkenlere bağlı olarak değişir. Uzun vadede ise yaşam deneyimlerimize ve şuurlu farkındalığımıza bağlı olarak değişim gösterir. İşte bu nedenle her insanın aurası kendine özgüdür. Birbiriyle aynı özellikte iki aura yoktur.
Aura Değişimini Tetikleyen Nedenler?
Auranın enerjetik örüntüsünü değiştiren etkenler fiziksel, zihinsel ve süptil etkenler olmak üzere gruplandırılabilir. Fiziki etkenler; yenilen ve içilen gıda maddelerinin çeşit ve kalitesi, solunan havanın kalitesi, fiziksel egzersiz yapıp yapmama, fiziksel yorgunluklar, dinlenme süreçleri vs.dir.
Auranın enerjetik örüntüsünü değiştiren zihinsel etkenler, bireyin içinde bulunduğu ruh hali, sinirli veya mutlu olup olmaması, endişe, korku, kaygı gibi psikolojik hallerinin olup olmaması ve derecesidir. İyimserlik, karamsarlık, korku, endişe gibi psikolojik süreçler üzerinde yakın çevremizdeki insanların etki payı vardır.
Bildiğimiz gibi her çocuk doğduğu andan itibaren annesini, babasını ve diğer aile bireylerini, arkadaşlarını, öğretmenlerini vs. modeller. Onların pek çok tavır, davranış ve kabullerini sorgulamadan benimser. Böylece öğrenilmiş davranışlar dediğimiz yaşam stratejilerini edinir. Bu nedenle bir çocuğun dünyayı, evreni, kendini algılamasında ve gerek ruhsal gerek psikolojik özelliklerinin gelişmesinde yakın çevresindeki insanların katkısı çoktur. Pozitif modellerin kazandırdığı psikoloji ile negatif modellerin kazandırdığı psikolojinin aura değişimlerine olan katkısı elbette ki farklı olur. Örneğin son derece mutlu görünen bir insanın aurasını gözlemleyen bir durugörür, o insan sinirlendiği anda aurasındaki titreşim ve renk değişimleri net bir şekilde tanımlar.
Auraların değişim ve gelişiminde yakın çevremizde bulunan diğer insanların auraları da etkendir. Bu katkıya süptil etkenler denilebilir. Enerjetik olarak birbiriyle rezonansa girebilen auralar arasında kendiliğinden bir enerji transferi başlar. Bu difüzyon gibi doğal bir ilkedir. Vibrasyonel karakteri benzer titreşim alanlarına sahip olan auralar arasında enerjetik bir rezonans söz konusu olduğunda auralar girişim yapmakta, birbirlerini pozitif veya negatif yönde etkilemektedir.
Özetle; kimyasal olarak kirlenmemiş katılar, sıvılar ve solunan temiz hava, egzersiz yapmak, dinlenmek, düzenli uyumak, doğu kökenli olan çeşitli uygulamalar, şifa çalışmaları vs. auranın titreşimlerini güçlendirirken, aşırı yorgunluk, dengesiz beslenme, kirli hava, uzun süren uykusuzluk vs. auranın titreşimlerini düşürür.
Oksijen oranı yüksek tepeler, kırsal bölgeler, ormanlar, su kenarları, hayatın iniş ve çıkışlarına karşı iyimserliği, pozitifliği koruyabilen, varlık sevgisi çıkar ve beklentiye bağlı olmayan insanlar, şifacılar insanların aurasını güçlendirir.
Ruhsal, zihinsel ve psikolojik alandaki denge ve pozitiflik auranın titreşimini güçlendirirken negatif haller düşürür. Bu nedenle her insanın aurası o insanın yetiştiği aile ve çevreye, yaşam kalitesine, yiyip içtiklerine, aldığı çeşitli kimyasallara, içinde bulununduğu psikolojik ve zihinsel duruma bağlı olarak değişir ve gelişir.
Hastalık ve Şifa Hali
Gerek fiziki etkenler gerekse psikolojik ve zihinsel etkenler yüzünden aurasının enerjetik örüntüsü normalden sapma gösteren bireylerde çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Aslında hastalık fizik bedende başlamadan aylar hatta yıllar önce enerji bedende başlar ve bu aşamadayken bir şifacı durugörür tarafından algılanabilirse tedavisi de mümkün olabilir.
Bazı insanlar doğuştan şifacılık yeteneğine sahipken bazı insanlar uyguladıkları çeşitli tekniklerle var olan şifa potansiyelini geliştirip açığa çıkarır. Şifacıların enerji alanı hem daha geniş bir düzleme yayılmakta hem de daha yüksek vibrasyonlarda titreşip durmaktadır. Üstelik şifacılar normal insanların günlük şuuru ile algılayamadığı şuur hallerini yaşar. Onlar çeşitli uygulamalarla günlük bilincin sınırlılığını aşıp olağandışı şuur haline geçerek süptil duyarlılıklara ulaşır.
Okült bir özdeyiş "bütün enerjiler düşünceyi izler" der. Gerçekten de bir şifacı istediği anda farklı bir şuur durumuna geçerek kendi şuur alanını genişletir. Bu nedenle bir şifacı niyet ettiği anda kendi enerji alanı ile hasta insanın enerji alanını rezonansa sokup hastanın enerji alanına enerji transferi sağlar. Böylece iki aura arasında kurulan girişim sonucu güçlü olan aura zayıp olan aurayı destekler, tamir eder. Bu girişim ve etkileşime şifa hali denir.
Her çağda olduğu gibi günümüzde de yaşayan şifacılar vardır. Kastettiğimiz şifacılar son yıllarda dünyanın çeşitli ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de bolca bulunan, birkaç günlük kurslarla sertifika edinip ortaya çıkan şifacılar değildir. Şifacılık ciddi bir iştir. Sabır ve varlık sevgisi ister. Kişiliğinin sivri yanlarını törpüleyebilen, kibir, gurur sahibi olmayan, kendi üzerinde sistematik bir çalışma yapan, teori ve pratiği paralel götürebilen insanlar elbette ki çeşitli teknik ve metotlarla şifacılık yetilerini ortaya çıkarabilir. Gerçek bir şifacı istatistikî çalışır. Üzerinde çalıştığı vakaların kayıtlarını tutar. Ünü, iyileşmesine katkı sağladığı insanlar sayesinde yayılır.
Henüz hayatta olan Amerika'lı şifacı Barbara Brennan, insan ve çeşitli varlıkların enerji alanlarını algılama yeteneğine "Yüksek Duyusal Algılama" adını verir. Ona göre YDA, her şeyin etrafında ve içinde var olan, adeta sıvıyı andıran enerji alanları arasında karşılıklı etkileşen dinamik dünyayı ortaya çıkarır.
Brennan, "Işığın Elleri" (Meta Yayınları) adlı eserinde şöyle der:
"YDA ile psikosomatik hastalıkların mekanizması, hemen gözlerinizin tam önüne serilir. YDA, hastalığın nasıl başladığını açığa çıkardığı için, tersine nasıl çevrileceğini de anlamamızı sağlar. Alanı görmeyi öğrenirken, onunla şuurlu bir şekilde ilişki kurmayı da öğrendim. Kendi enerji alanımı bir başkasının alanıyla etileşime geçmesi için yönlendirebiliyordum. Kısa zamanda, sağlıksız bir alanı tekrar dengeye oturtarak sağlığına kavuşturmayı başardım. Dahası, müşterimin hastalığının sebeplerini görebilecek bilgiyi de alıyordum......"
YDA'yı geliştirmek için, geniş bir şuur alanına girmek gerekir. Meditasyon ve çeşitli uygulamalar ile bu mümkün olabilir. Bu tip uygulamalar insanın günlük şuurdan daha geniş bir şuur haline geçmesini sağlar. Genişleyen şuur halinde birey, başka bireylerin şuur titreşimleriyle rezonansa girip o bireyin neler yaşadığını, nasıl bir hal içinde bulunduğunu birebir deneyimler. Genişleyen şuur halindeyken kozmozdan alıp aktardığı enerjilerle psişik şifacı veya ruhsal şifacı olabilir.
Genel Durumun Değerlendirilmesi
Yukarıda da söylediğimiz gibi "hareket ve değişim" olgusu her koşul ve durumda her şey için geçerlidir. Yaşam kesitimiz içinde hem fizik beden, hem enerji beden olarak dinamik bir değişim halindeyiz. İç ve dış uyaranlar, fiziksel, zihinsel ve psikolojik uyaranlar değişimimizi sürekli kılar. Her bir birey bu değişimlere uygun şuur seviyesine göre sağlık ve hastalık hallerini yaşar. Gerek sağlıklıyken gerek hastalanıldığında edindiğimiz yaşam tecrübeleri ve iç gözlemler şuur dışı alanlarımıza kayıtlanır. Bundan sonraki sürece en son kayıtlananların da etkisi eklenerek bu böylece sürüp gider.
Ayrıca hiçbir varlık çevresindeki diğer varlıkların şuur alanlarından ve etkilerinden kopuk ve yalıtık değildir. Özellikle çocuklukta, büyüklerin öğrenilmiş davranışlarının modellenmesiyle kişisel gelişime pozitif etkiler kazandırabilen davranışlar benimserken negatif etkiler kazandıran davranışlar da benimsenir. Yakın çevredeki insanların bizim alanımızı zayıflatıcı veya güçlendirici yönlerde olabilen şuurdışı etkilerine de maruz kalınır. Böylece içinde bulunduğumuz ruhsal haletin şekillenmesinde tek sorumluluk bizzat kendi tecrübelerimiz olmaktan çıkar.
İşte bu sürecin kavranılması bireyi bir yol ayrımına getirir. Zaman fiziksel, ruhsal ve psikolojik olarak temizlik zamanıdır. Zaman "hareket ve değişim" zamanıdır. "Hareket ve değişim" için yararlı olan her tür bilginin değiştirici gücüne, bilginin kazandıracağı bilgeliğe ve bu süreci yaşamış insanların destek ve kılavuzluğuna ihtiyaç vardır.
Bilinçli bir kurtuluş ve temizlik operasyonuna geçebilen bireyin kendini geliştirme arayışı aynı zamanda bütünü de geliştirme arayışına doğal olarak dönüşür. Birey gelişen farkındalığı sayesinde, bütünün sağaltılmasındaki sorumluluğu ile de yüz yüze kalır. Her insan kendini geliştirirken başka insanların gelişiminde irili ufaklı roller üstlenir.
Bu rollerin bazıları da şifacılara düşer. Gerçek bir şifacı, derin şuurunda içinde bulunduğu ataletten kurtulmak isteyen, değişmek isteyen bir bireyin şuur alanının değişim ve gelişimine kendi ölçeğinde katkı sağlar. Sapasağlam bir insan değil hastalanmış ve acı çeken insan şifacılardan yardım talep eder. Aslında yardım talebi görünürde fiziksel veya psikolojik bir sorundan kurtulmak içinmiş gibi gelse de gerçek talep o varlığın zihin alanından, şuur dışından gelmektedir.
Her tür hastalık bir varlığın enerji alanı ile fizik bedeni, şuur dışı ile günlük şuuru arasındaki uyumsuzluktan veya bütünlüğün bozulmasından kaynaklanır. Hastalıklar nihai olarak bireyin enerjetik vibrasyonlarını yükseltebilmesi, bir realiteden daha üst bir realiteye geçebilmesi için basamak teşkil eder. Duygusallığı bir kenara bıraktığımızda insanın değişim ve gelişimini tetikleyip, iyi bir öğretmen gibi çok şey kazandırır.
Şifa Halinde Neler Olur?
Şifa halindeyken, şifacının enerji alanı ile hastanın enerji alanı rezonansa girip şifacıdan hastaya enerji transferi sağlandığı için hastayı şifacı iyileştirmiş gibi algılanır. Aslında iyileştirici güç hastanın bizzat kendi iç dinamiklerinde yatar. Her şeyden önce şifacılar, derin şuurunda gerçekten de iyileşmeyi isteyenlere yardım edebilir. Eğer bir varlık günlük şuurda iyileşmeyi istediği halde derin şuurunda iyileşmeyi istemiyorsa veya ölme vakti geldiyse şifa eylemi başarısızlıkla sonuçlanır.
Birey derin şuurunda iyileşmeyi istiyorsa şifacının aktardığı enerjiler hastanın fizik ve enerji bedeni arasındaki bütünlüğü yeniden kurar. Enerji alanındaki düşük titreşimli bloklar çözülür. Süptil enerji kanalları veya meridyenlerdeki enerji akışı tekrar doğal ritmine döner. Enerji alanından fizik bedene gelen uyaranlar güçlenir. Gerisi o bedeni yöneten ruh varlığının ve bedenin otonomisine kalır.
Hastanın yaşadığı ıstıraplar, iç gözlemlerinin kazandırdıkları ve şifacının transfer ettiği enerjiler hastanın şuur titreşimlerinin artmasına, enerji alanı frekansının yükselmesine, önceki halden yeni bir hale değişmesine neden olur. Bu değişim sonucu organ ve sistemlere gelen impulslar gerek genetik malzemenin, gerek hormonal sistemin, gerekse sinir sisteminin birbiriyle eşgüdümlü ve yeni bir tempoda çalışmasını başlattığı anda iyileşme gerçekleşir.
Bu nedenle kişisel bir çaba sarfetmeden yalnızca şifacılardan yardım beklemek insanı iyileştirmez. Değişim için, iyileşmek için şuurlu bir çaba sarfedilmeden, eski inanç ve değerler yeni ve kaliteli inanç ve değerlerle değiştirilmeden, içinde bulunulan statiklikten, ataletten kurtulmadan, kendi bireysel varoluş sorumluluğunu üstlenmeden iyileşmek mümkün olmaz. Hal böyle olunca şifacılardan yardım alınsa bile alınan yardımlar geçici olarak rahatlatan, gevşeten hoş anlar olmaktan öteye gitmez. Ruhsal değişimde ve gerçekten de şifa bulmada dışarıdan transfer edilen enerjiler değil iç varlığımızdan gelen enerjiler rol alır. Dışarıdan transfer edilen enerjiler ancak iç varlığımızdaki devinimi tetikleyip hızlandırabilir.
Ne Yapmalı?
Evren'in temel dinamiklerini oluşturan yasalara tabi olduğumuzun farkındalığına ama bu hayatımızda ama sonraki enkarnasyonlarımızda yani eninde sonunda ulaşacağız. Bu farkındalığa ulaşırken mutlu anlarımız da olabilir mutsuz anlarımız da. Sağlıklı günlerimiz de olabilir hasta günlerimiz de.
Bu doğal akışı kabullenmek ve kendimize dışarıdan bakabilme becerimizi geliştirmek durumundayız.
Ancak o zaman hayatlarımızda ve iç varlığımızda yeni organizasyonlar oluşturabiliriz. "Hareket ve değişim" olmadan, değişimi sağlayıcı bilgi ve uygulamaları olmadan reorganizasyon olmaz. Reorganizasyon olmazsa bilinçli farkındalığı düşük, toplumsal karmaşa içinde ordan oraya sürüklenen, mutsuz, hasta, tatminsiz, şikâyet edip birşey yapmayan bireyler olarak yaşarız. Üstelik çocuklarımıza kötü modeller olup çevremizdeki insanlara pozitif katkılar sunamamış, bireylerin ve bütünün hayrına davranmamış oluruz.
Bireysel gelişimimizi bizzat kendi çabalarımızla sağlamak kaderine sahip olduğumuzun bilincine erişip şikâyet etmekten, koşullarımızı, hastalıklarımızı iyileştirecek etkenleri dışarıdan beklemekten vazgeçmeliyiz. İçimizdeki muazzam potansiyele güvenip, onun etkinliğini artırıcı eylemleri hayatımıza sokmalıyız. Onun, Evren'in temel stratejilerini bilen Yüce Ruh'un bir uzantısı olduğunu bilirsek ne denli bir güçle donanmış olduğumuzun da farkına varırız. Bu nedenle bütünden kopmadan ama bütünle uyum içinde yaşamak için, bireysel gelişimimizle birlikte bütünün gelişimine hizmet etmek için kendi şifa paradoksumuzu yaratmak zorundayız.
Fadime Emir
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »