25/6/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI
KAİNATIN her tarafında 'aşk-ı kimyevî' tabir edilen bir cazibe, bir çekim kanununun varlığı, varlık hamurunda pek cazibeli bir sevgi mayasının göstergesidir. Kozmik hamuru aşk mayasıyla yoğurmak, Yaratıcının seven, sevilen ve sevgiye değer veren bir varlık olduğunun kanıtıdır. Çünkü, sevmeyen, sevilmeyen, sevgiden habersiz birinin inşa ettiği evrenin temel harcı olarak sevgi olgusunu kullanması düşünülemez.
SEVGİNİN GERÇEK KAYNAĞI
Kâinatta mevcut sevginin gerçek kaynağı, onu var eden Yaratıcının kendisidir. Her sanat üslubu, onu yapan sanatkârın şahsiyetinin bir nevi tezahürüdür. Hem seven hem sevilen anlamına gelen 'Vedûd' ismi, bu sevginin kaynağıdır. Aşk ayağıyla seyr-u sulûk eden evliyanın, özellikle bu ismi zikirlerine vird edinmelerinin hikmeti de budur.
Şüphesiz bir sanatın sevilmesi için, onun sevilmeye layık donanımlara sahip olması gerekir. Bu ise, ancak her şeyde hakikî hikmeti gözeten 'Hakîm' isminin devreye girmesiyle mümkündür.
Ayrıca o hikmetli sanatın hep güzel olarak yoluna devam etmesi için, onunla yakından ilgilenen, merhametle kucaklayan, sonsuz şefkat sahibi 'Rahîm' bir Rabb’a ihtiyaç vardır. İşte kâinatın muktedir hükümdarı olan yüce Yaratıcının, 'Vedûd' 'Hakîm' ve 'Rahîm' ismi, onu kucakladığı içindir ki, kâinat bu kadar sevimli bir sanat tablosu olarak varlık sahnesinde yer alabilmiştir.
Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi, Allah’ın en büyük isimlerinden olan Rahîm, Hakîm ve Vedûd isimlerinin—kâinat çapında—birer yansıması olan şefkat dolu eğitim ve terbiye sisteminde, büyük maslahat ve menfaatleri hedefleyen tedbirler, her tarafta izleri görülen ciddi bir ilgi ve güçlü bir sevginin pırıltılarını saçan yardımlar, ikramlar, ihsanlar ve lütuflar söz konusudur (krş. Mektubat, 284).
Demek ki, Cenâb-ı Hakkın rahmeti gibi, muhabbeti dahi bütün kâinatı ihata etmiş, kuşatmıştır. (Mektubat, 304-305)
SEVGİYİ SEVGİLİ KILAN UNSURLAR
Sevgi olgusunu sevimli kılan unsurların başında kemal ve cemal gelir. Çünkü mükemmellik ve güzellik—kusursuz olduklarından—fıtrî birer cazibe merkezidir. Mıknatıs gibi şuurlu varlıkların aklını çeker, gönlünü cezbeder.
Bilindiği üzere, Zât-ı Vâcibü'l Vücudun hadsiz cemal ve kemâli vardır. Çünkü, kâinat çapında parıltıları görülen cemal ve kemâlin bütün envâı, Onun cemal ve kemâlinin emâreleri, işaretleri, âyetleri ve belgeleridir. İşte, her cemal ve kemal sahibi bilbedâhe cemal ve kemâlini sevdiği gibi, Zât-ı Zülcelâl dahi kemal ve cemâlini pek çok sever. Hem kendine lâyık bir muhabbetle sever. Hem kemal ve cemâlinin birer unvanı olan esmâsını/güzel isimlerini dahi sever. Madem esmâsını sever; elbette esmâsının cemâlini gösteren san'atını da sever.
Öyleyse, cemal ve kemâlinin aynası ve harikalar harikası maharetinin birer yansıması olan sanatlı yaratıklarını dahi sever. Madem cemal ve kemâlini gösteren aynaları sever; elbette güzel isimlerinin cemal ve kemâline işaret eden mahlûkatının güzelliklerini de sever...
Bu beş nevi muhabbete, Kur'ân-ı Hakîm, âyetleriyle işaret ediyor. Yeri gelince şunu da belirtelim ki, yaratıklar içinde en mükerrem, yaratıcısını candan seven ve onun tarafından sevilen insan nevidir. Özellikle o hadsiz mahbuplar/sevgililer içindeki mezkûr beş veçhinin her bir veçhinde en yüksek makam, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâma mahsustur ki, 'Habîbullah' unvanı ona verilmiştir (krş. Mektubat, 304-305).
GERÇEK SEVGİNİN ÖLÇÜSÜ
Sevginin zayıf veya güçlü olması, sevdalı olduğunu iddia edenin samimiyeti ile doğru orantılıdır. Gerçek sevginin ölçüsü, onun barındırdığı dinamik enerji, pozitif sinerji ve potansiyel gücüdür.
Hakikî sevgi, Hak ismine dayandığı, hak ve hakkaniyet din olan İslam’la yansıtıldığı için, 'İslam/hak daima üstündür, alt edilemez' (Buharî, cenaiz, 79) mealindeki hadis-i şerifin işaret ettiği güçlü bir konuma sahiptir. Sarp dağların engel olamadığı Ferhatların aslanlar gibi yürüyüşü, vahşi kurak çöllerin acımasız tavrı karşısında hiç istifini bozmayan Mecnunların bu akıl almaz duruşu, ancak bir aşkın gücü ile izah edilebilir.
Kur’an-ı Hakîmin ifadelerinden, Züleyhâ’nın nefsânî/mecazî aşkı ile, Hz. Yusuf’un Rabbânî/hakikî olan aşkının farkını anlamak mümkündür:
'Yusuf’un aşkı, bağrını yakmış'(Yusuf, 12/30) kadın olarak ün yapmış Züleyhâ’nın nefsânî aşkının zayıflığı; 'İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın Yusuf’un gömleğini arkadan (çekerek) yırttı. Kapıda kadının kocası ile karşılaştılar. Kadın, kocasına dedi ki: ‘Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptan başka ne olabilir?Ò (12/25) mealindeki cümleden anlaşılabilir. Bir anda,—ilân-ı aşk ettiği—sevgilisinin aleyhine dönmesi, aşkının nefsânî ve zayıf olduğunun göstergesidir.
Buna mukabil, Hz. Yusuf’un Rabbânî olan aşkının gücünü; 'Rabbim! Bana dünyada saltanat verdin, özel bir ilim ve bilgiyi lütfederek olayların arka planlarıyla ilgili isabetli yorumlar öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim dostum sensin, ne olur, artık Müslüman olarak canımı al ve Salih kimselerin arasına kat!' (12/101) mealindeki ifadesinde bulabiliriz.
SEVGİNİN YAN ETKİLERİ
İnsanoğlu geçici de olsa, dikkat ettiği bir konu/bir nesne hakkında duygularını yoğunlaştırmaya başlar. Duyguların yoğunlaştığı konu etrafında bir benimseme temayülü ortaya çıkar. Bu temayülün bahis mevzuu olduğu konuya tekrar, tekrar bakma meyli doğar. Bu mükerrer bakıştan bir ünsiyet, bir ülfet, bir yakınlık hissi meydana gelir. Yakınlık hissinden bir tanışıklık ve alışkanlık husule gelir. Bu alışkınlıktan şiddetli/güçlü bir meyil, bundan da sevgi doğar.
Böylece şiddetli temayülden sevgi, şiddetli sevgiden aşk ortaya çıkar. Aşk ise, özelliği itibariyle, korumacıdır, maşukuna toz kondurmaz; tekelcidir, sevgilisini kıskanır, başkalarla var olan ortak yönlerinden ziyade temayüz eden farklı yönlerini, güzel yanlarını görmek ister.
Aşk aynı zamanda kördür; sevdiğinin kusurlarını görmezlikten gelir. Aşk ve sevginin bu özelliklerinden ötürüdür ki, her âşık kendi maşukunun bendesi, hayal ettiği güzelliğinin esiri, var saydığı eşsizliğinin kulu-kölesi olur. Bütün dünya toplansa sevgilisini gözünde çirkin gösteremez. Bu yapısıyla sevda, gerçekte manevî pek çok yaralara merhem, bir çok hastalığa ilaç, bir çok zehire panzehir olmakla, hakikat yolcusunun gücüne güç katmakla beraber, yanlış kullanımından doğan yan etkileri oldukça zararlıdır.
Bunun en açık delili şudur ki;—aşkın şekli ne olursa olsun—âşık olan nice kimselerin gözünde, en çirkin bir sima, sevgi ile cilalandığı zaman ay yüzlü bir güzel olup çıkar. En tutarsız bir düşünce, sevgi ortamına girdiği andan itibaren, en tutarlı bir görünüm kazanır. En yanlış bir ideoloji, sevgi rotasına girdiğinde en doğru bir endam ile boy göstermeye başlar. En mantıksız bir fikir, sevdalısının yanında bağları kopmaz, halkaları kenetlenmiş mantık zinciri görünümünde olur. En değersiz bir gaye, aşk potasında eridiği zaman, eşsiz bir değer kazanır.
Tarih, bu kör olası sevgi yüzünden basiret gözünü kaybeden, rotasını şaşıran, yanlışı doğru, batılı hak olarak gören nice mecnunlara şahitlik etmiştir.
BU YANLIŞLARDAN KURTULMANIN YOLU
Şaşmaz bir rehber olan Kur’an gibi ilahî bir mesajın ışığında basiretinin gözüne sihirli 'hak sürmesi'ni çekmek, aklın gözüne mantık cilasını sürmek, gönül gözüne beka gözlüğünü takmak, onunla fani maşuklara bedel, baki-i hakiki olan Allah’ı ve saadet-i ebediye olan ahiret diyarını aşkının yegâne hedefi haline getirmektir.
Her birimiz mecazî aşkı hakikî aşka dönüştürmeli, yanlış sevgilileri bırakıp doğru maşukları seçmeli, Hz.İbrahim gibi bekaya yönelik hakikî aşkı ilan etmeli ve şöyle demeliyiz:
'Bir an var olup ardından hemen yok olmaya mahkum olan sevgilileri istemem..'
Çünkü Güzel değildir batmakla kaybolan sevgili.
Çünkü zevale mahkum hakikî güzel olamaz ve aşk-ı ebedî için yaratılmış kalp ile sevilmez ve sevilmemeli.
Bilakis vicdanın ta derin vadisinden kopup gelen şu feryatlara kulak verilmelidir:
Fâniyim, fâni olanı
istemem. Âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayrı istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.'
(Bkz. Sözler, 213-218).
Evet isterim; gerçek sevgilinin yolunu gösteren, onun sevgisine sevgi katan, beni ona götüren bütün varlıkları isterim.. İsterim ki, sevdalı gönlüme gözlük, aklıma süzgeç, vicdanıma ayna olsunlar. Her şey sihirli bir ayna olsun ki, bana Rabbimi göstersin.
Evet, her güzelin güzelliği O’nun cemalinden; her mükemmelin kemalatı da O’nun kemalinden haber vermektedir. İfadeleri farklı da olsa, işaret ettikleri güzellik ve mükemmellik O’na aittir. NİYAZİ BEKİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
8/6/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI

El- MUKÎT Her yaratılmışın gıdasını,
azığını veren günde 550 Muhtaç olunan şeyi kazanmak için okunur
Ya Mukit ismini zikredenin rızkı artar, malı eksilmez. Açlık hissetmez. Fenalıklardan korunur, rızkı kolaylaşır, bereketi artar.
Her yaratılanın rızkını veren, bedeni ve ruhi rızıkları yaratan.
İki Cihan Saadeti İçin Gerekli Sır:
Mahlukaun azıklarını, Allah'ın yaratıp ulaştırdığına inanmış olan bir kul, rızk hususunda onun vaadine güvenir. Rızkını elde etmek için meşru sebeblerin dışına çıkmaz. Vakar ve haysiyetini ayaklar altına almaz. Yüreğini de yalan, hile, ihtiras ve riyakarlıkla kirletmez.
Çok Ağlayan Çocuk
a) Bir bardak suya yedi defa “Yâ Mukît” ism-i şerifi okunduktan sonra bu su çok ağlayan çocuğa içirilirse, çocuğun ağlaması kesilir.
b) Oruç tutmakta zorluk çekenler “El Mukît” ismi şerifine devam etmelidirler.
mucizem.net
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
8/6/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI
El- MÜ'MİN Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanları
koruyup rahatlatan günde 137 Kötü hastalıklara düşmemek icin okunur.
Hergün sabah namazının ardından 167 defa Ya Mü'min ismini zikreden sıkıntıya düşmez. Dili, yalan ve küfürden uzaklaşır. Riyadan, zinadan, kibirden, hasedden, kötü ahlaktan uzak olur. Hergün 1132 defa Ya Mü'min ismini zikreden hastalıklardan ve sıkıntılardan kurtulur. 43 gün, 5 vakit namazların ardından, 136 defa Ya Mü'min ismini zikreden arzusuna kavuşur. Hergün okumayı adet haline getiren muhtaçlık hissetmez, kimseye muhtaç olmaz, düşman şerrinden muhafaza olur, dili kötü söz söylemez.
Korkulardan emniyet veren, kullarını rahatlatan!
İki Cihan Saadeti İçin Gerekli Sır:
İmam sevmek, kalpten inanmak ve imanını sağlamlaştıran ibadetlere devamda gayretli olmak!
Kuvvetli Bir İman İçin
a) “Ya Mü'min” ism-i şerifini hergün 136 (yüz otuz altı) defa okuyanın malı ve canı emniyette olur.
b) İnsanların ve şeytanların şerrinden kurtulmuş olur.
c) Yine Mü'min ism-i şerifini 136 defa okuyan kimsenin imanı kuvvetlenir.
d) Aynı sayıda bu ismi şerifi okuyan kimse şifa bulur.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
8/6/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI

El- ALÎM Her şeyi çok iyi bilen günde 150 ilim zenginliği için okunur.
Ya Alim zikrine devam eden gizli sırlara vakıf olur. Herşey ona beyan olur. Okuyanın ilmi artar, hikmetli konuşur ve yüce makamlara erişir. El Alim ismini yazıp suda silip içenin anlayışı ve zekası artar.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
8/6/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI

El- VAHİD Zatında, sıfatlarında, işlerinde, hükümlerinde, isimlerinde asla ortağı ve benzeri olmayan TEK günde 3669 İstediği olur, kalbi uyanır.
Ya Vahid ismini günde 1000 defa okuyanın kalbi; yorgunluktan ve bütün kötü düşüncelerden uzaklaşır. Mahlukatın şerrinden emin olur. Kalbi ve ruhu kuvvetlenir. Günde 4000 defa okuyanın kalbindeki tüm istek ve arzuları gerçekleşir.
İki Cihan Saadeti İçin Gerekli Sır:
Allahu Teala insanı şerefli olarak yaratmıştır. Şu halde insana yaraşan şey, bu şerefi muhafaza etmektir. Bu da yaradanı bilmek, yaradılmışı bilmek ve herbirinin hakkını yerine getirmekle olur. Allah'a ortak koşan bir şahsa soruyoruz; Aylıkla çalıştırdığı uşağının servetinde, şerefinde kendisiyle ortak sanılmasına ve onunla beraber tutulmasına tahammül edebilir mi? Pek tabiidir ki, “hayır” diyecek. Halbuki o servet ve o şeref, o şahsa Allah vergisidir. Onun, ona sahipliği gececidir. Sonra uşağı da kendisine servetinde ortak olmasa bile, diğer birçok cihetlerde ortaktır. Hiç olmassa yaratılmış olmakla beraberdir. Böyleyken, kendisi için kabul etmediği beraberliği nasıl oluyor da Allahu Teala hakkında kabul ediyor? Aciz, muhtaç, fakir kimseyi O'na denk tutuyor da tapmıyor?
Not: El-Vâhid ve El-Ehad isimlerinin her ikisi de Allah'ın birliğini ifade ederler. Hatibi bu iki isim arasındaki ince farkı şöyle ortaya koyar: “Ehâdiyet zâtın birliğidir, Vâhidîyet ise sıfatta ortaklığı red içindir.
a) “Yâ Vâhid” ism-i şerifini her gün 1000 defa okuyanın kalbindeki boş emeller, düşünceler yerlerini Allah sevgisine bırakır.
b) Her gün 19 defa “Yâ Vâhid” ism-i şerifini okuyanın kalbi nur ile dolar, dileği yerine gelir. Denenmiştir değerli okuyucu.
www.mucizem.net
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
1/5/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI

El- EVVEL günde 37 Her hayır işinde birinci olmak için okunur
Ya Evvel ismini zikreden her isteğine ve dileğine kavuşur. Yolculuğa çıkarken okunursa okuyan yol sıkıntılarından kurtulur
İlk, evveli olmayan evvel!
İki Cihan Saadeti İçin Gerekli Sır:
Allah'ın rızasını kazanmak için ibadetlere özen göstermeli, özellikle namazı eda etmekte ve doğru yoldan ayrılmamakta gayret etmeliyiz.
Vatanına, Akrabasına Kavuşur Evlad Sahibi Olur-Bir İşe Başlarken
a) Bir işin başlangıcında 37 defa “Yâ Evvel” ism-i şerifi okunursa o iş hayırla ve başarıyla neticelenir.
b) Evladı olmayanlar, 4 Cuma üstüste (herbirinde 1000 defa) “Yâ Evvel” ism-i şerifini okuyarak dua ederlerse Allah'ın izniyle dileklerine kavuşurlar
c) Cuma günleri bin defa “Yâ Evvel” ism-i şerifini okuyan vatanına ve akrabasına kavuşur.
mucizem.net
Evvel : Varlığının başı olmayan
Zâhir: “Kat’î delillerle bilinen.”
Bâtın: “Mukaddes zâtı idraklere sığmayacak derecede yüce olan.”
“O, Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır. O, herşeyi bilendir.” (Hadîd sûresi, 3)
Evvel ve Âhir, Zâhir ve Bâtın isimleri Kur’ân-ı Kerîm’de beraberce beyan edilir.
Evvel ismi, Kıdem sıfatına dayanır ve Allah’ın ezelî olduğunu ifade eder. Âhir ismi ise, Beka sıfatına dayanır, varlığının ebediyen devam edeceği mânâsına gelir.
Zâhir ismi, Allah’ın mukaddes varlığının, şu mahlukatın varlığından çok daha açık olduğunu, Bâtın ismi ise, kutsî zâtının idrak edilemeyeceğini ders verir.
Son iki isim hakkında özlü ve veciz bir tarif:
“O herşeyden sezilen Zâhir, hiçbir şeyle bilinmez Bâtın’dır.” (Hak Dini Kur’ân Dili)
İmam Gazâlî Hazretleri, Zâhir ve Bâtın isimlerine şöyle bir açıklama getirir:
“Allah, duyu organlarıyla idrak edilemez, bu cihetle Bâtın’dır. Ve yine Allah’ın varlığı istidlâl yoluyla, yani aklî deliller getirilerek isbat edilebilir. Bu bakımdan Allah Zâhir’dir.”
Nur Külliyatından Asa-yı Musa’da bu dört ismin tecellileri harika bir şekilde izah edilir.
Bütün çekirdeklerin Evvel ismine, bütün meyvelerin Âhir ismine, bitkilerin elbise hükmündeki dış yüzlerinin Zâhir ismine, birer fabrika mahiyetindeki iç yüzlerinin ise Bâtın ismine âyine oldukları ders verilir.
Bu güzel misali yaygınlaştırabilir ve tefekkürümüzü genişletebiliriz.
Bu âlemde yaratılan her varlığın bir evveli vardır. Zira, mahluk hâdistir, yâni sonradan ihdas edilmiş, yaratılmıştır. Ve yine her varlığın bir âhiri vardır. Zira, mahluk fanidir.
Buna göre bütün çekirdekler, yumurtalar, nutfeler Evvel isminden haber verdikleri gibi; bütün neticeler ve meyveler de Âhir ismini ders verirler. Bütün bedenler Zâhir isminden, o bedenlerde vazife gören ruhlar ise Bâtın isminden haber verirler.
Şu âlemin görünen kısmı Zâhir ismine mazhardır. Tabiat kanunları dediğimiz görünmeyen kanunlar manzumesi, melekler ve ruhaniler âlemi ise Bâtın ismini bize ders verirler.
Bu dört isimden alacağımız hisseye gelince:
Evvel ismi bize nutfe dönemimizi, Âhir ismi ise ölümümüzü ders verir. Bütün varlıkların evvel ve âhirlerini yaratan Allah’ın, ezelî ve ebedî olduğunu kalbimize ihtar eder.
Zâhir ismi, bizi ilâhî eserleri temaşa ve tefekküre sevk ederken, Bâtın ismi eşyanın melekût denilen iç yüzlerine nazarımızı çevirir ve şu görünen âlemi seyretmekle Allah’ın ancak varlığının bilinebileceğini, zâtının ise idrak edilemeyeceğini ders verir.
(Prof.Dr Alaaddin Başar .
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Evvel'dir, Ahir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır." (1)
* Cenab-ı Hak yaratmayı başlatan ve sürdürendir. Bütün mükevvenatı var eden, bütün nesne ve olayları icad edip ortaya çıkarandır. Her şeyden evveldir. Bir evveli, bir öncesi yoktur.
* O'dur Evvel, her şeyden önce, başlangıcı yoktur ve her şeyin ilkidir. Çünkü varlıkların hepsinin başlangıcı ve hepsini ortaya çıkarandır. Ve son, hepsinin yok olmasından sonra O, bâkidir "O'nun zâtından başka her şey helak olacaktır..." (Kasas,88), "Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak, ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak ." (Rahmân, 26,27) âyetlerinin ifade ettikleri mânâya göre varlıkların hepsi helak ve fenâya gider ve gidebilir, ancak O, kalır. Bütün yaratıkların, varlık sebepleri ortadan kalkınca esasen helak edilirler ve yok olurlar. Sonra bütün işler ona döndürülür. Binaenaleyh O, hepsinden evvel olduğu gibi, hepsinin gayesi ve varlığın sonudur. Binaenaleyh O'nun için ne yalnız Evvel ve de yalnız Ahir diye hükmetmemeli, "Evvel ve Ahir" demelidir. (2)
* Allah Teâlâ, başlangıcı olmayan evvel, sonu olmayan Âhir'dir. O, her şeyden önceki Evvel'dir, her şeyden sonraki Âhir'dir. O, var etmede ve yaratmada Evvel, hidayete ve başarıya erdirmede Âhir'dir. O, kalplerdekini bilen Avvel, ayıp ve kusurları örten Âhir'dir. Başlangıç ilk olarak Allah'la başladı, son olarak dönüş yine O'nadır. (3)
* Bu İsmi Bilmenin Faydası:
* Allah'ın Evvel olduğunu bilmek, sadece sebeplere bakmaktan, bunlar üzerinde durup düşünmekten kurtulmamızı ve daha geniş düşünmemizi sğlar. O'nun salt lütuf ve ihsanına ve merhametine bakmamıza yardım eder. Hiçbir varlığın herhangi bir katkısı olmadan O'nun bize sayısız nimetler verdiğini düşünmemizi sağlar. Mutlak yokluğun olduğu bir ortamda bütün varlığı sonra da bizleri yarattı. Bütün varlıklar yok iken, adı dahi zikredilmezken O, her şeyi bizim için hazırladı. BiBize güç ve kuvvet verdi, varlıklar için sebep-sonuç kanunu koydu. O'nun varlığı hiç bir vesileye bağlı değildir. Allah'ın Evvel ismini bu şekilde anlayan O'na mutlak manada muhtaç olduğunu bilir. Bütün içtenliği ile O'na ibadet etmesi gerektiğini daha iyi anlar. (3)
* 'Evvel' ve 'Ahir'in yarattıklarının bir başı ve bir sonu vardır. Yaşımız kadar yaşıyoruz ve bizi ilk defa getiren, son defa götürüyor. Yani O'ndan geldik O'na dönüyoruz. Öyle ise O'na yaraşır işler yapalım. Hayırlı hizmetlerde ilklere imza atalım.
Kaynaklar:
1) Hadid, 3
2) Elmalı Tefsiri, Hadid
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
15/4/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI

El- VÂLİ Kainatı ve her an olup biten herşeyi tedbir ve idare eden günde 47 Sözünün tesirli insanların sevmesi için okunur
Ya Vali ismini zikreden çeşitli afetlerden muhafaza olur. Makam ve mevkisi yükselir. Emrindeki herkes ondan korkar ve itaat eder. Emir ve istekleri yerine getirilir. Gece ve gündüz 10000 defa okuyan veli kullar mertebesine yükselir. Evliyalar ile görüşür.
Mülkünü ve her şeyini tek başına tedbir ve idare eden...
İki Cihan Saadeti İçin Gerekli Sır:
İnsanlık Şerefi
İnsan kendini kör, sağır ve tabiatın hikmetsiz, gayesiz, ortaya fırlatıverdiği bir serseri sanmamalı. İnsanlık şerefine yazıktır. İnsan böyle büyük bir idarecinin idaresi altında bütün halleri ölçülü ve hesaplı, siciü muntazam, varlığının önü ile sonu arasında görüp geçeceği duraklar, dönüm noktaları belli bir şahsiyet olduğunu bilmeli ve ona karşı zulümden, haksızlıktan, sadakatsızlıktan, terbiyesizlikten, vazifesini kötüye kullanmaktan son derece sakınmalıdır.
a) Cuma günü 1000 defa “Yâ Vâlî” ism-i şerifini okuyarak dua edenin duası kabul olur, işleri kolaylaşır.
b) 47 defa “Yâ Vâlî” ism-i şerifini okuyan her türlü afetten kurtulur.
Ayla Güneş Bir Terazide Durmaz
Ay'la dünya arasındaki uzaklık, arz çapının yaklaşık 30 misli kadar uzunluğa eşdeğerdir. Başka bir deyişle, dünyadan aya gitmek için 29 dünyayı uç uca eklemek yeterli olacaktır. Ayın ışığı dünyaya yaklaşık bir saniyede gelirken, güneşten dünyaya gelen ışınların 150 milyon kilometrekarelik yolu geçebilmeleri için 8 dakikaya ihtiyaçları vardır. Ancak ayla güneş'i hiç mukayese etmeyelim. Çünkü ay'ın bir yıl boyunca yansıttığı aydınlatma, güneşin yalnızca 20 saniyedeki aydınlatma gücüne eşittir.
Güneşe En Yakın Ve En Uzak Gezegen
Güneşe en yakın gezegen Merkür'dür. Üzerinde su ve havanın bulunmadığı Merkür, dış görünüşü ile aya benzer. Düşen meteorlarla İyice çukurlaşmıştır. Aydan ve dünyamızdan daha küçük olan bu gezegen güneşe 58 milyon kilometre uzaklıktadır. Onun güneş gören yüzü çok sıcak, öbür yanı ise sıfırın altında 175 derece kadar soğuktur.
Merkür hem kendi ekseninde, hem de güneşin etrafında döner. Kendi ekseni etrafındaki dönüşünü 59 günde, güneşin etrafındaki dönüşünü ise tam 88 günde tamamlar.
Güneşe en uzak gezegen ise Plüton'dur. Güneş sisteminin en küçük gezegeni olan Plüton 'un çapı 3 bin kilometredir. Donmuş bir gaz topunu andıran Plüton'da hayat yoktur. . Sanıldığı kadarıyla güneşe olan uzaklığı 5 milyar 900 milyon kilometreyi bulur. Yüzeyi kreterlerle kaplı Plutonun fotoğrafı ancak 1930 yılında çekilebilmiştir.
www.mucizem.net
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
1/4/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI
Allah, Hû
1. ALLAH
2. HÛ(ismi azam olduğu söylenen isim)
Esasen bu iki isim dahi birbirinden ayrı olmayıp; bu konunun derinliklerine ve sırlarına nüfuz etmiş Evliyâullah tarafından bir olarak kabul edilmektedir.
"ALLAH isminin sonundaki H harfi hüviyeti Zât'a işaret eder ki, bunu HÛ ismi olarak da bilir ve bu hususa HÛ ismiyle işaret eder"
Nitekim, Hz.Ali efendimiz dahi, "HU" ismine çok riâyet eder, bu ismi çok zikreder, özellikle şu şekilde söyler ve yakınlarına tavsiye ederdi:
"Yâ HÛ ya men HÛ, lâ ilâhe illâ HÛ"
İsmi Âzâmın gerçekten "HÛ" olduğuna inanabilmek veya bunu müşâhede edebilmek için tasavvufun çok derinliklerindeki bazı gerçekleri Allahu Teâlâ'nın müşâhede ettirmesi icap eder.
Rasûlullah aleyhisselâma bir gün şu sual sorulur:
- Yerleri ve gökleri yaratmazdan evvel Rabbimiz neredeydi?
Cevaben buyururlar ki:
"Altında ve üstünde hava olmayan A'mâ da idi!."
Bu hadîs-i şerîfte işâret edilen husus, Allahu Teâlâ'nın Zâtıdır.
ALLAH ismi, toplayan bir isimdir... Yâni, Allah'ın hem Zât'ını, hem vasıflarını, hem de sayısız özelliklerini içeren bir isimdir.
Allah ismiyle işaret edilen ZÂT'ın Hüviyetine ise HÛ ismi işâret eder. AHADİYYET sıfatıyla idrâk edildikten sonra, gerçek mânâsıyla Allah'a iman meydana gelir ve yakîn hasıl olur; iş taklitten çıkar, tahkike varır... Aksi halde, hep Allah "İSMİNE" iman edilir ki, bu da ehli taklidin mertebesidir... Tahkike ermişlerin ismi ise "müferridûn" veya "mukarrebun"dur ki; Allah "İSMİNDE" değil; ALLAH'IN AHADİYYETİNDE benlikleri yok olmuş; "el ân öyledir" sırrına binâen, "Allah Bakîdir" mânâsı yaşanır olmuştur.
İşte bu yaşantı içinde olanlar, "İsm-i Âzâm" sırrına ermiş olanlardır ki; her nefeste "HU" diyenin mutlak bilinciyle yaşarlar.
Bu zevâtı kirâm, dua edip de "Yâ ALLAH", "YÂ HÛ" dedikleri zaman;
"Dillerinde söyleyen ben olurum" Hadîs-i Kudsî'si mânâsınca; dileyen kendi olur ve elbette kendi dileği de havada kalmaz, yerini bulur!.
ALINTIDIR
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
29/3/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI

Bir Müslüman inanarak ihlasla "YA ALLAH" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine eserlerine nail olur. Imani kuvvetlenir. Duasi kabul olunur. Seytanin serrinden emin olur. Mutluluga ulasir. Rizki genisler ve Allah in izniyle sifa bulur.
Allah zikrine devam eden kişinin derecesi hem Allah katında hemde insanlar katında artar. İnsanlar arasında; sevilen, sayılan, sözü geçen kıymetli bir kişi olur. Duaları kabul görür. Nefis şeytanının şerrinden kurtulur. Güneş doğarken gümüş veya altın levha üzerine Allah ismini yazan ve üzerinde taşıyan şeytan şerrinden korunur. Soğuk havada bu levha üzerinde iken Allah diye zikrederse soğuğu hissetmez. Balgam hastalığı olan kişi taşırsa balgam hastalığından kurtulur. Kişi 7 gün oruç tutup, gece yarısıda 2 rekat Allah rızası için namaz kılıp, ardından 66 defa Allah zikrini yaparsa; Allah bir melek görevlendirir. O melek, o kişiyi tüm kötülüklerden koruduğu gibi, hal ve hareketlerinde, işlerinde o kişiyi yönlendirir, yönetir ve yardımcı olur. Allah ismini kağıda gül suyu, safran ve misk karışımıyla yazıp, üzerinde taşıyanı Allah her türlü kötülükten korur. Amir veya makam sahibi kişilerin yanında riayet görür. Düşmanlarına karşı galip gelir. Cuma günü oruçlu olarak, sabaha doğru gümüş yüzüğe Allah ismini yazıp, sağ elinin parmağına takan kişinin her isteği insanlar tarafından karşılanır. İşi görülür. Sol elinin parmağına takıp bir mahkemeye giden kişi haksızlığa uğramaz. Allah Cenabı Hakk'ın Celal ve Cemal gibi bütün isimlerini kapsamaktadır. Allah diye zikreden Cenabı Hakk'ı bütün isimleri ile anmış olur. Bütün isimler Allah isminde gizlidir. Diğer isimler Allah İsmi Azamına birer sıfattır. Allah ismi hiç bir isme sıfat olmaz. Cenabı Hakk'ın Zatına mahsus bütün isimlerin özellikleri Allah isminde vardır. Allah ismi; ruhi hastalıklardan, kalp katılığından, küfürden, maddi ve manevi bataklıktan, nefsin istek ve arzularından kurtulmak, düşmanlarını yenmek, merhamet sahibi olmak, Allah'ın istediği şekilde hayat sürmek, son nefeste imanlı ölmek, kalbin nurlanması, imanlı olması ve şifa bulmak, güç, kuvvet ve rızık kazanmak, gizli sırlara vakıf olmak, hem dünya, hemde ahiret saadetine ermek için zikredilir. Allah ismi 2 şekilde zikr olunur. 1) Ya Allah 2)Allah, Allah... diyerek Ya: Yardım isteme, aman ve ah gibi medet talep etmeyi ifade eder.
Zikretmek 2 şekilde olur:
1)Kişiye Cenebı Hakk'ın ilham yoluyla telkin etmesi şekliyle yapılan zikir.
2)Kişinin alim bir zat'a el verip (nispet edip), onun dediği ve tavsiye ettiği şekilde zikretmek.
Zikre başlamadan önce abdest alınır. Niyet edilir. Boyun bir tarafa kırılarak; dünya kelamından uzak, dünyayı unutarak, ismin hem dil, hemde kalb ile birlikte ifadesine başlanır. Manevi alemlerin sultanı olmak için YA HU YA ALLAH ismi azamı zikredilir. Bu zikir Allah dostlarının, veli kullarının zikridir. HU ismi şerifi dışında Allah isminin önüne hiç bir isim geçemez. Allah ismini insanlardan uzak, tenha bir yerde abdestli olarak zikredene; Meleklere mahsus alemlerin kapıları açılır. Maneviyatı güçlenir. Yüksek makamlara ulaşır, nurlanır. Hergün Ya Allah Ya Hu diye 1000 defa zikirde bulunanı Allah, kemaliyle rızıklandırır. Şifa için Allah ismi 70 defa bir kağıda yazılıp, yazı su içinde silindikten sonra, hastaya içirilirse; hasta şifa bulur.
O’nun (CC) zat ve özel ismidir. Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.
Allah (CC) isimi Kur’an-ı Kerim’de 2697 yerde geçmektedir. Kainatın ve kainatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibadet edilmeye layık tek Rab, Mevla, Hüda’nın (CC) özel ismi. En yüce varlık, bütün kemal sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek mabut. Varlığı zorunlu olan tek yaratıcının özel ismi. Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da.
“Sevdiklerimize bilgimizin, kültürümüzün, geleneğimizin, dilimizin geliştirdiği en güzel kelimelerle hitap ederiz. Sevgilim, canım, ciğerim, servi boylum, ahu gözlüm, sultanım... vs. gibi kelimeler kimliklerini de beraberlerinde taşırlar. Dil bilimi bu kelimelerin hangi çağlardan, hangi dağlardan veya hangi bağlardan akıp, hangi medeniyetlerden süzülerek geldiğini belirler.
Şair: “Güzelliğin neye yarar, şu bendeki göz olmasa” der. Göz görür, gönül sever, akıl da bu işe şaşar kalır. Gören gözü, seven gönülü, sevmeyi ve sevilenleri yaratan ise Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’dir.
Kedinin gözünde bülbül, bir yudumluk ettir. Öküzün gözünde çiçek bir çiğnemlik ottur. İnsanın gözünde ise binlerce şiirin yazılmasına binlerce resmin yapılmasına ilham kaynağıdır. İnsan ve kedi İkiside göze sahiptir ama Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bize ayrı bir göz, ayrı bir gönül vermiştir.
Sevgimizi ve sevdiklerimizi yaratan Allah’ımızı (CC9 seviyoruz. Peki ama Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni tanıyor muyuz? Biz tanıdıklarımızı duyma, görme, tatma, koklama, dokunma gibi beş duyumuz, hafızamız ve genlerimizdeki programa göre tanırız.
Uzaktaki eşyayı gözümüz görmez. Sesini kulağımız işitmez. Duyu organlarımızın bir sınırı var. Hafızamızın sınırı da ana rahminden öne geçemez, kabirden öteye geçemez. Sınırlı olan sınırsızı kavrayamaz.
Şair: “İdraki uluhiyyetine var mıdır imkan Aklın dahi mahiyyetini bilmiyor insan”[1] “Akl”ın ne olduğunu kavrayamayan insan, bu akılla Allah’ın zatını kavramaya çalışıyor. Kavrayamayınca en kolay yolu seçiyor ve inkara yöneliyor.
Dede Korkut:
“Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Görklü (güzel) Tanrı
Çok cahiller seni gökte arar, yerde ister
Sen hod (kendi) mü’minlerin gönlündesin” der.
Rabbimiz (CC) : “Gözler O’nu (CC) göremez; halbuki O (CC), gözleri görür. O (CC), eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”[2] buyurur. Sevgi gönülde olur. Ancak gönüldeki sevgi görünmez. O görünmeyen sevgiyi, sevgiliye gönderirken yine görünmeyen elçilerle göndeririz. Kelimeler elçilerimizdir.
Mecnun: “Leyla, Leyla” diyerek sevgisini açığa çıkarıyordu. Biz gönlümüzün tamamını Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne imanla süsledik. Dilimizi O’nun (CC) güzel isimleriyle süsleyelim. Böyle yaparken sevgimizi Mevla’mıza (CC) bildirmiyoruz. O (CC) zaten biliyor. Biz, Allah-ü Teala’nın güzel isimleriyle zikrederken, cümle aleme güzellikler saçarken, ağzımızı Allah’ımızın (CC) isimleriyle hem tatlandırıyor, hem de en güzel kelimelerle ağzımızı ayarlayarak kötü kelimelere yer vermiyoruz.
“Gül” deyince burnumuza güzel koku gelmez. “Bal” deyince ağzımız tatlanmaz. Gülü koklamalı, balı tatmalı.
Mevlana: “Ey Hu, Hu” diyen ve “Hu” demeye kanaat eden, “Hu” kadehinden içmeyince heva ve hevesten nasıl kurtulursun?”[3] diyor.
Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin güzel isimleri bizi Allah’a (CC) götürürse, bizi benliğimizden sıyırır, kir ve pasımızı kazırsa, gülü koklar, balı tadarsak muradımıza ermiş oluruz.
Süleyman Çelebi:
“Bir kez Allah (CC) dese Aşk ile lisa
Dökülür cümle günah mislü hazan”
Allah (CC) Hz.leri’nin isimleri aşk ile söylenirse üzüntü, stres, keder, gam ve günahın döküleceğini söylüyor. Dilinle Allah, Allah, Allah (CC) diyerek zikret. Kalbinle de Allah’ın (CC) yarattıklarını fikret, düşün. Fikirsiz zikirin, zikirsiz fikirin faydası yoktur.
Şeyh-ül İslam Yahya efendi: “Bir alay olsa güzeller hep teveccüh yaredir
Halkı alem birbirine padişahı gösterir” diyor. Yani göz binlerce güzel görse de gönül yare yönelir.
Çünkü yaratılmışların her biri Yaratanı gösterir. Bazılarının günde yüz defa “Avrupa birliği, Avrupa birliği” diye zikrettiği bu günler de, bizde yüz bir defa “Allah, Allah, Allah (CC)” diye zikredelim.
Annenizi, babanızı, eşinizi, dostlarınızı seversiniz ve sevdiğinizi uygun, güzel bir kelime veya cümle ile ifade edersiniz.Bu ifade etme işi yalnız karşı tarafa bildirme işi değildir. Kendi iç dünyamızda besleyip büyüttüğümüz sevginin dilimizde kelimeden çiçekler açması gibidir. Gül ağacı özünde taşıdığı çiçeğini bülbülüne sunamazsa kurur. Tepeden tırnağa kadar bütün hücrelerimizde ve gönlümüzde taşıdığımız Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne imanımızın zikir çiçeğini açtıramazsak biz de çöl gibi kurak, ateist-gavur gibi çorak oluruz.
Ot bitmeyen toprak, meyve vermeyen diken gibi oluruz.
Bizim içimizi dışımızı bilen Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: “Ey iman edenler, Allah'ı (CC) çokca zikredin”[4] buyurur. Peki ama nasıl zikredeceğiz? Şair: “Kaddı yâra kimi ar-ar dedi, kimisi elif/ Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif” diyor. Yani sevgilinin boyunu kimileri serviye benzetti, kimileri elife benzetti. Hepsinin sevdiği ve anlattığı aynı ama kelimeleri ayrı. Kelimelerimizin gücü bizim kültürümüzle orantılıdır. “Gözüyün çapağını yiyeyim” diyerek sevdiğini anlatmaya çalışan biri, bir başkasını kusturabilir. Birisi “Minik kuşum” derken, yılan yetiştiricisi de “yılanım” diyebilir.
Onun için Rabbimiz “Size öğrettiği gibi Allah’ı (CC) zikredin”[5] buyurmuştur.
”En güzel isimler Allah'a (CC) aittir. O isimlerle Allah'a (CC) dua ediniz”[6] buyurur.
“Allah (CC) üçtür” diyen Hıristiyanlar, “Allah (CC) hiçtir”diyen ateist-gavurlar, “Allah (CC) tabiattır” diyen eski dehriyyun, yeni natüralistler hep Allah'ı (CC) tanımada kendi akıllarını esas alıp Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne sınır çizmişler ve o sınırın dışına çıkmaya izin vermedikleri bir mahkum haline getirmeye çalışırken kendileri cehenneme mahkum olmuşlar. Batıda Allah'ı (CC) Kiliseye mahkum ettiklerini söyleyenler İslam aleminde de camiye mahkum etmeye çalışıyorlar.
Ama siz “Lâ ilâhe” deki “Lâ” kılıcıyla onların putlarını parçalıyor, denizin leşi dışa attığı gibi kendini ilahlaştırmaya çalışan şahıs, kurum ve kuruluşları gönül denizinizden sürüp çıkarıyor ve “İllallah” kelimei tayyibesiyle gönül denizini tertemiz berrak hale getiriyorsunuz.
”La ilahe illallah” derken bir çok ilah var da onları reddetmiyorsunuz. Onlar zaten yoktu. Ancak kendini ilah zanneden “Allah’ın (CC) dediği değil, benim dediğim olur” diyen Firavunlaşmış insanlar var. Sen onlara “delilik yapma, Allah'tan (CC) başka Yaratan, Yaşatan ve Yöneten yoktur” diyorsun. Haydin sizde günde yüz defa “Lâ lâhe illallah” demeye başlayıverin.
Güneş yedi renkten meydana gelir. Tek renk halinde görünür. Ama tabiatta milyonlarca renk cümbüşüne dönüşür.
“Allah” ismi bütün Esmaül-Hüsna’sının manasını kendinde toplayan bir isimdir. Altı milyar insan, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne inanır. Ancak Allah’ın isimleri, sıfatları ve fiillerinde herkes kendi ufku kadar Allah’a (CC)sınır çizer.
Biz ise aklımızla Allah-ü Teala’ya (CC) sınır çizmek, tarif etmek yerine Rabbimiz Kur’anın’da kendini bize nasıl tarif etmişse biz öyle inanırız. Bizim imanımızın daha sağlam olduğunu söylememiz bundan kaynaklanmaktadır.
“Rahmân, Rahîm, Ğaffâr, Kahhâr isimleri Allah’ın (CC) güzel isimlerindendir” diyoruz da “Allah (CC) ismi, Rahmân’ın (CC) isimlerindendir” demiyoruz. Bu da gösteriyor ki bütün güzel isimlerin ma’nası “Allah” (CC) ismi içinde toplanmıştır. Onun için K. Kerim’de 2697 defa Allah (CC) ismi tekrarlanmıştır. Diğerleri bir veya birkaç defa tekrarlanmışlar.
Kelam sıfatının “Kün” = “ol” emriyle kainat yaratılmıştır. Esmaül-Hüsna’sıyla varlığa tecelli etmiştir. Güneşin aynada göründüğü gibi tecelli etmiştir.
İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Nereye baksam Allah’ın (CC) san’atını, kudretini, ilmini görürüm” diyor.
Rabbimiz: “Allah’ın (CC) nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde karışıklık çıkararak bozgunculuk yapmayın”[7] buyurur.
Bir haftalık çocuğunuzu nasıl dikkat ederek, hiçbir tarafını incitmeden severseniz, çiçekli bir bahçede dolaşırken çiçekleri ezmeden gezerseniz, yeryüzünü dolaşırken de “bu dağlar, bu taşlar, bu kuşlar, bu denizler, bu yıldızlar, bu çiçekler, bu böcekler Allah’ındır (CC)” diyerek dikkat edeceksiniz. Sevdiklerinizin çocuklarını, çiçeklerini korursunuz. Rabbiniz (CC) ise size bütün sevdiklerinizi yaratandır. Kainat dediğimiz “evren” Rabbimizin (CC) mülküdür. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne iman eden, O’nun (CC) mülkünü korur. Şirkle, isyanla, inkarla, israfla o mülkü kirletmez.
Yunus’un (RA): “Sordum sarı çiçeğe” ilahisinde söylediği çiçeklerin “Allah (CC)” diyerek açtığını, derelerin “Allah (CC)” diyerek aktığını, rüzgarların “Allah (CC)” diyerek estiğini düşünen insan, havayı kokuşturamaz, dereyi kirletemez.
İşte Rabbimizin (CC) Kur’anın’da birinci derecede iman üzerinde durması bundandır. Günümüzde paraya tapanlar, para putunu kasasında tutmak için “İktisad” adı altında sanayii artıklarını temizlemeye yanaşmayıp, para putunu çevreyi korumak için harcayamadığından denizdeki balıkları, havadaki kuşları, dağlardaki ağaçları kuruttular.
Halk uyanmadan kendileri ucuz paralarla “çevreci dernekleri” kurdurup halkın gözlerini başka yerlere çekmeye çalışıyorlar. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne iman eden herkes Allah-ü Teala’nın (CC) mülkünü korumakla görevlidir. Allah’ımız (CC) yalnız Müslümanların Allah’ı (CC) değildir. Bütün alemlerin Rabbidir (CC).
Her gün namazımızda kırk defa bunu tekrarlıyoruz. Evrensel dinin mü’minleriyiz. Alemlere rahmet olan peygamberin rahmet ümmetiyiz. Avrupa birliğindekiler, Amerikadakiler, Afrika, Japonya ve tüm dünyadakiler, aynı güneşte ısınırlar, aynı Allah’ın (CC) kullarıdırlar. Hz. Adem’in (CC)çocuklarıdırlar.
Hz. Resul-i Zişan (SAV) Efendimiz: “Allah yeryüzünü bana dürdü/topladı, doğusunu da, batısını da gördüm. Bana dürülen o yerlere, yeryüzünün doğusuna da, batısına da ümmetim sahip olacaktır” buyurmuştur.[8]
Her insan, doğduğu gün, Alemlerin Rabbi olan Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin emriyle dünya alemine teşrif etmektedir. Doğduğu günden .üne kadar insanoğlu, her an Cenab-ı Allah (CC) Hz.leri’nin mülkünde yaşamakta, dilediği gibi gezip tozmaktadır. Bu kadar nimetin, sağlık, sıhhat ve afiyetin elbette bir bedeli vardır. O da, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne kulluk yapmak, O’nu (CC) tek bilmek, daima O’na (CC) hamd-ü sena etmek ve nimetleri için O’na şükretmek, O’nu alabildiğine zikremektir. Gereğini yapalım o zaman.
Alemlerin Rabbi Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne hamd, alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz’e, O’nun (SAV) Aline (RA), Ezvacına (RA), Ehl-i Beyti’ne (RA), Ashabına (RA) ve O’na (CC) iman edenlere Selat-u Selam olsun..
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İsmail Safa
[2] En’am S. A.103
[3] T. Mevlevi Şerh. 3447
[4] Ahzab S. A.41
[5] Bakara S. A.239
[6] A’raf S. A.180
[7] A’raf S. A.74
[8] Müslim fiten bab 5, Hadis 2889, Ebu Davud fiten 1 hadis 4252, Tirmizi fiten Hadis 2203, İbni Mace fiten hadis 3952.
Allah ism-i Şerifi Esmâ-ül Hüsnâ’nın sultânıdır.
Bütün esmaların özelliklerini içerir. O'na mahsus olarak kullanılan özel bir isimdir. Ve biz Müslümanlar; Allah ism-i şerifini, O'nun zâtına işaret ettiği için Namaza “Allâhu Ekber” diyerek başlarız.
Allah ism-i şerîfı îsm-i Azam'dır denilmiştir.
İki Cihan Saadeti İçin Gerekli Sır:
“Ya Allah” diyen bir kimse, Cenab-ı Hakkı bütün isimleriyle, bütün sıfatlarıyla anmış olur. İşte bu hususiyetlerinden dolayı, sayılan Esmâü'l Hüsnâ içinde " ism-i şerifi İsm-i Azam'dır. Onun için şanı büyük, bereketi daha bol, feyzi ve inayeti daha süreklidir. Bu sebepten bu ism-i şerîf daima; âşıkların gıdası, sâdıkların nevası olagelmiştir.
a) İmam-ı Gazali'ye göre Cuma günü bin kere Ya Allah diye okuyanlar evliyalar sınıfına katılırlar.
b) Yine Cuma günü namazdan önce yüz defa “Ya Allah, Ya Hu” diyen kimsenin hayırlı dileği gerçekleşir.
c) Her gün bin defa “Ya Allah “ diyen kimse mesafe katederek temiz bir kalbe, yani Kalb-i Selîm'e erişir.
d) Bir hastaya iki yüz kere okunsa eceli gelmedikçe şifa bulur.
e) Vakit namazlarının sonunda yüz defa “La İlahe İllâ Hû” demeye devam edenler: kalp katılığından, gafletten ve unutkanlıktan kurtulurlar.
f) Dualarımıza “Allâhümme” ile başlamak kabulüne işarettir.
g) “Vallâhu Gâlibün Alâ Emrihî” Yusuf süresindeki bu ayeti yetmiş bir defa okumak hayırlı bir işte başarılı olmaya vesiledir. Denenmiştir.
Kişi Sabır İle Bulur Kemali İsm-i Azam'la Değiştirilir mi Hiç Dünya Mali?
Birisi kibâr-ı Evliyadan bir zât-ı şerife derviş olmuş ve uzun müddet o şeyh-i azîze hizmet etmişti. Birgün konuşuyorlarken, hazret-i şeyh, dervişinden bir isteği olup olmadığını sordu. Bundan cesâret alan derviş kendisine İsm-i Azam'ın talim buyurulmasını niyaz etti. Şeyh:
“Kendinde İsm-i Azam'ı öğrenmeye ehliyet görüyor musun?” diye sorunca derviş hiç düşünmeden:
“Evet efendim,” cevabını verdi. Şeyh, bunun üzerine ona:
“Filan yere git, hiç konuşmadan orada otur. Neler görürsen, dönüşünde bana anlat!” Emrini verdi.
Derviş, şeyhinin emrettiği yere gitti, bir müddet oturup çevresine bakındı. Nur yüzlü bir ihtiyarın merkebine odun yüklemiş olduğu halde geldiğini gördü. Tam bu sırada başka bir adam meydana çıktı ve o nur yüzlü ihtiyarın sakalından tutarak dövmeye başladı. Bu yetmiyormuş gibi zavallı ihtiyarın getirdiği odunları da aldı ve gitti.
Bizim derviş geri döndü ve gördüklerini olduğu gibi şeyhine anlattı. Şeyh hazretleri kendisine sordu:
“İsm-i Azam'ı bilseydin, o ihtiyarı döven ve odunlarını alıp giden adama ne yapardın?”
Derviş, hemen cevap verdi:
“O zâlimi helak etmek için okur ve zavallı ihtiyarın odunlarını kendisinden alarak sahibine iade ederdim,” deyince şeyh gülümsedi:
“Senin gibi sabırsız ve merhametsiz birisine ismi A'zam'ı tâlim etmek caiz değildir. Bir merkep ve bir yük odun için, adam öldürülmez. Ey oğul, bilmiş ol ki, ben İsm-i A'zam'ı senin dayak yediğini ve odunlarının elinden alındığını gördüğün zât-ı muhteremden tâlim edip öğrendim.”
“Allah” adın zikredelim evvelâ Vacip oldur cümle işte her kula
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
29/3/2009 · Kategori: ESMA ÜL HÜSNA VE SIRLARI

El- LÂTÎF En ince işlerin bütün
inceliklerini bilen, kullarına iyilikler ulaştıran günde 129 Dileklerin olması, kısmet ve rızık için okunur
Ya Latif ismi; insana her hususta fayda veren, havassı en çok olan isimlerden biridir. Ya Latif ismini zikreden huzura kavuşur, her şeyde başarılı olur. Maddi durumu düzelir. Hasta olan iyileşir. Sıkıntı ve bunalımdan kurtulur. Arzu ve isteklerine kavuşur. Günde 16641 defa okunması tavsiye edilmiştir.
En ince işlerin tüm inceliklerini bilen, ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ikram eden.
İki Cihan Saadeti İçin Gerekli Sır:
Yüce Allah'ın sevinçleri ve üzüntüleri birlikte yaratmış olduğunu görmeli, hatta öyle görmeli ki; en ızdıraplı anlarında dahi başkasının tesellisine ihtiyacı kalmadan kendi kalbinde Cenabı Hakkın tecellisini duymalı, yaşamalı; kahrında bile lutfu görülen Allahu Tealya şükrederek kul olmaya çalışmalıdır. Düşünebiliyor musunuz böyle bir kalpten keder, üzüntü ve musibet ne kadar uzaktır.
“Allahu latifun bi ibadihi yerzuku men yeşau ve hüvel kaviyyül aziz” Ayet-i Celilesini her gün dokuz defa okuyan kimse her işinde Allahu Tealanın lütfuna mazhar olur. Öyle ki rızkı güzel ve kolay yollardan adeta ayağına gelir.
Zor İşe Kolay Çözüm
b) Her gün yüz otuz üç defa “Ya Latif İsm-i şerifini okuyanların zor işleri kolaylaşır.
c) Her Gün Altıyüz Doksan Sekiz Defa “Bismillahil Latif” diyenin ne dileği varsa Allah'ın izni ile yerine gelir.
d) Her gün dokuz defa “Bismillahil Latif' diye okuyanın rızkı bol olur. İlahi tecellilere erer.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »