28/10/2009 · Kategori: İSLAMDA GENEL KONULAR

Bediüzzaman, devasız bir dert, dermansız bir yara zannedilen ölüm, fena ve zevalin ab-ı hayat gibi tesirli bir ilacı, imanın altı rüknünde gizlendiğini değişik reca kapılarının anahtarlarını elimize vererek içeriye buyur etmektedir. Herbir iman hakikatinde kuvvetli bir reca ve parlak bir teselli nurunun varolduğunu, mü'min olan her yaştaki insanlara göstermektedir.
İmanın altı esasının birincilerinden Allah'a iman hakikatinin içinde, ilahi rahmetin keşfedilmesi, ölümü büyük bir nimet haline getirmektedir. Çünkü, varlıkların acizlik ve fakirliğinin derecesi oranında rahmetinin hediyelerini gönderen, bütün yavruları en temiz, besleyici gıda olan süt gibi rızıklarla besleyen ve Kur'an-ı Kerim'de yüz on dört yerde kendini "er-Rahmanü'r-Rahim" sıfatlarıyla takdim eden bir Zatın huzuruna açılan bir kapı olmaktadır.
"Bir ân-ı seyyale vücud-u münevver, milyon sene bir vücud-u ebtere müreccahtır." sırrıyla, Allah'a iman ederek bir an yaşamak, Onu tanımaksızın milyon sene yaşamaktan daha iyidir.23 Çünkü, vahdet sırrıyla Cenab-ı Hakk’ın esma-i Hüsnasına bağlanan her varlık diğer varlıklarla da bağ kurmuş olur. Cenab-ı Hakk’ın esması baki olduğu müddetçe bütün varlıklar dahi beka bulabileceklerdir. Bu noktadan sonsuz bir vücud nuru kazanılır ve her türlü ayrılıklardan ebediyen uzak kalınır. Eğer, iman-ı billah olmazsa, ölüm ile varlıklar arasındaki bağlar kopar ve sonsuz sayıda ayrılıkların, yoklukların ağır yükleriyle karşı karşıya kalınır. İşte, ölüm varlıkların fani olduklarını göstermesiyle, Baki-i Hakiki olan Allah'ı aratmasıyla ve bütün yaratılanların Onun varlığıyla sonsuz bir varlık kazandıklarını göstermesiyle, büyük bir nimettir ve rahmettir.
Hüda davet eder elhamdülillah
Bu can dosta gider elhamdülillah
Hakikat şehrine çün rihlet oldu
Gönül durmaz uyar elhamdülillah24
Yeryüzündeki bütün güzellikler ve mükemmel eserleriyle kendi manevi cemal ve kemalini göstermek isteyen Cenab-ı Hakk’ı, görmeye ve teveccühünü kazanmaya iştiyaklı olmak, insanın yaratılışının en önemli gayelerinden biridir. Öyle bir güzellik ki, bir saat müşahedesi Cennetin bin senelik lezzetlerini unutturacak derecede cazibedar. Ölüme bu pencereden bakınca merak uyandırıcı, şevk verici ve ısrarla talep edilmeye layık bir nimet olarak görmemek mümkün değil.
Bir başka reca kapısında,25 peygamberlere imanın ölümü sevdiren yönlerinden bahsedilmektedir. İnsan bir yolcudur ve her konakta belirli bir süre bekledikten sonra, arzusu sorulmaksızın uğraması gereken diğer memleketlere sevk edilmektedir. Ölüm de berzah memleketine kış ayında yapılan gece yolculuğu gibidir. Gelinen memlekette ise, öyle nurani dostlar, güneş gibi aydınlatıp ısıtan ahbaplar vardır ki, yolculuğun bütün sıkıntılarını hiçe indirirler. Başta Resul-i Ekrem (a.s.m.) olmak üzere bütün peygamberlerin, asfiya ve evliyaların toplandığı berzah ülkesine seyahat, bütün hakiki dostlara kavuşmaktan başka bir şey değildir.
Geldim cihane garib, oldum güle andelib / Herdem ciğerler delip, çağırırım dost dost / Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp / Şevk ile daim uçup, çağırırım dost dost26
Ölüme karşı teselli veren, ümitlendiren bir başka iman esası, başta Kur'an-ı Hakim olmak üzere, kitaplara inanmaktır. Bu dünyayı, daha doğrusu kainatı bilerek sanatla yapan, iradesiyle düzenleyen ve süsleyen Cenab-ı Hak, ilim sahibi Alîm'dir. Yapanın bilmesi, bilenin de konuşması prensibince, elbette Cenab-ı Hak da, konuşmasını bilen, kabil-i hitap ve mükemmel insanlarla konuşacaktır. İşte, insanlarla olan münasebetini ve onlardan beklediği arzularını gösteren kitaplar, Kur'an-ı Kerim gibi semavi fermanlardır. Kur'an, hem hayat ile ölümün hakikatlerinden ayrıntılı bir şekilde bahsetmekte, hem de ölümden sonraki hayat için nihayetsiz bir sermaye kazandırmaktadır. Kur'an'ın her bir harfinin en az on sevabı vardır ve bu miktar Kadir gecesinde otuz bine kadar çıkmaktadır. Bir de onun kazandırdığı mana-i harfi nazarıyla kainata bakılacak olursa, her bir varlık birer ayet ve harf olup insanın dünyasına sonsuz sevap nurlarının yağmasına sebep olacaktır. İşte, ahiret sevabı, Cennet meyveleri ve kabir alemini aydınlatması gibi birçok yönlerden, hiçbir kitap Kur'an ile rekabet edecek makamda değildir.
Kur'an-ı Kerim'de anlatılan kıssaların sonlarındaki ayrılıklar, kıssadan alınan hayali lezzeti acılaştırıyor. Kıssalar içinde "Ahsenü'l-kasas" ünvanını almış Hz. Yusuf'un (a.s) kıssası ise, onun ölüm haberiyle bitmesi, insanı çok daha fazla duygulandırıyor. Fakat, Kur'an'ın Hz. Yusuf'un (a.s.) vefatını bildirmesinde, bütün insanlar için çok önemli bir müjde ve saadeti göstererek manen diyor ki:
"Demek, o dünyevi lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet, kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yusuf Aleyhisselam gibi hakikatbin bir zat, o gayet lezzetli bir dünyevi vaziyet içinde, gayet acı olan mevti istedi; ta öteki saadete mazhar olsun. Siz de hakiki saadet ve lezzet diyarı olan kabrin arkası için çalışınız."27
İmanın diğer bir rüknü olan ahirete iman, diğer erkanın verdiği teselli nurunu daha da aydınlatan kırılmaz ve kapatılamaz bir reca kapısını ardına kadar açmaktadır. Sonsuz bir gençliği, ebedi bir saadeti, tükenmeyen bir serveti, elemsiz lezzeti, ayrılık acısını bir daha tatmaksızın ivazsız şefkati, muhabbeti ve uhuvveti doyumsuzcasına yaşamaya gitmek olan burak-ı mevt ile yolculuk, huzur verici bir halettir.
Meleklere imanın, ölümün dehşetli yarasını nasıl tedavi ettiğini, Meyvenin On Birinci Meselesi'nde çok çarpıcı yönleriyle görüyoruz. Azrail'i (a.s.) bilmek, artık bize korkunç gelmiyor. Çünkü, biliyoruz ki O (a.s.), sahip olduğumuz en kıymetli malımızı, ruhumuzu fenadan, başıboşluktan muhafaza eden güvenilir bir emanetçidir. İnsanın omuzlarında durup iyiliklerini ve kötülüklerini yazmakla vazifeli melekler olan Kiramen Katibinin varlığı da bize ümit veriyor. Çünkü, insan kıymetli sözlerini ve hallerini yazı, şiir, fotoğraf ve video kamera ile kalıcı yapmak istiyor. Cennetin son derece mükemmel sinemalarında gösterilecek ve sahiplerine sonsuz mükafat, şöhret kazandıracak fiillerin Kiramen Katibin tarafından her an kaydedilmesi ne kadar sevinç vericidir. Ölümün diğer boyutu olan daracık kabir hayatının yalnızlığı, kimsesizliği, karanlığı ve soğukluğu içinde iken, Münker ve Nekir taifesinden iki arkadaşın çıkıp geleceklerine inanmak, daha başka bir huzur kaynağı olmaktadır.
İmanın en son sınırlarını teşkil eden altıncı esası, kazaya, kadere, hayır ve şerri Allah'ın yaratmış olduğuna inanmaktır. Kadere iman sayesinde ademe, fenaya gidip yok oldu zannedilen bütün varlıklar bir anda hayat kazanırlar. Çünkü, geçmiş ve gelecek zamanda, yaratılmış ya da yaratılacak olan her şeyin kaderi levhalarda, ilmi birer varlıklarının olduğu anlaşılmaktadır. Varlık ve canlılık yalnızca maddi aleme ve şimdiki zamana münhasır değildir. Belki, her bir alem kabiliyetine göre hayat hakikatinden nasiplerini almışlardır.28 Hayata bu pencereden bakan bir mü'min için ölüm, başka bir hayat mertebesine terakki etmek olarak algılanacaktır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır